Sembolik Değerlere Sahip Sosyal Yiyecekler
“Sembolik Değerlere Sahip Sosyal Yiyecekler ve Antalya’nın Bir Köyünde Uygulanan İki Gelenek”
Giriş
Geleneksel kültürümüzde bazı yiyeceklerin, birer besin maddesi olmalarının ötesinde, özel konumları vardır ve geleneksel uygulamalarla bütünleşmişlerdir. İlgili uygulamalarda bu yiyeceklerin bulunmaması düşünülemez.
Ekmek, bu yiyeceklerin başında gelir. Anadolu halkının ana gıdası olan ekmek, tek başına kutsal bir görünümde olup, aynı zamanda bazı geleneksel uygulamalarda da yer almaktadır. Kesinlikle yere atılmaz. Eğer yerde görülürse, yerden alınıp, öpülerek ayak basılmayacak bir yere bırakılması gerekir. Ekmek üzerinde “Ekmek çarpsın.”, “Şu nimet gözüme dizime dursun.” gibi yeminler edilir.
Kutsal olarak görülen diğer bir besin maddesi de tuzdur. Bir kişiye olan bağlılık, “Tuz ve ekmek hakkı.” olarak nitelendirilir. Geleneksel yörelerde yemeğe, bir lokma ekmek üzerine serpilmiş tuz yenerek başlanır. Bu, ekmeğe ve tuza bir saygı göstergesidir.
Günlük hayatta daima saygı gören ekmek ve tuz gibi besin maddelerinin dışında, bazı besin maddeleri de, özel günlerin geleneksel uygulamalarında daima yer alırlar. Adeta, bu günlerde ilgili yiyecekler olmazsa, olmaz anlayışı geçerlidir.
Özellikle geçiş dönemlerinde, bu yiyecekler karşımıza çıkmaktadır. Doğum yapan anneye, sütünün bol ve bereketli olması, bebeğin ağız tadıyla büyüyüp gelişmesi amacıyla loğusa şerbeti içirilir. Aynı şerbet, anneyi ziyarete gelenlere de ikram edilir.¬
Evlenme törenleri çerçevesinde, bazı yörelerimizde görülen uygulamalar da şunlardır:
– Kız anası, kızın çeyizine bir miktar helva, tuz ve hamur koyar.
– Gelinin başı bağlanmadan önce, başına kuru gıda maddeleri saçılır.
– Nikah kıyıldıktan sonra şekerden veya baldan yapılmış şerbet dağıtılır.
– Gelin oğlan evine geldiğinde güvey, sağdıç ve kaynana tarafından darı, buğday, şekerle karıştırılmış para saçılır.
– Gelin eve girerken bir kolunun altına Kur’an, diğer eline bütün ekmek alır.
– Gerdek odasında gelin ve güvey namazdan sonra tavuk, baklava, çerez gibi yiyecekler yerler.
Ölenin ruhu ya da canı için verilen yemekler, yine konumuz içinde değerlendirilmelidir. Ölüm olayının üçüncü, yedinci, kırkıncı, elli ikinci, yıldönümünde veya mezar dönüşünde verilebilen bu yemekler, Anadolu’da kırk ekmeği, kazma takırtısı, ölünün kırkı, kırk yemeği, can aşı, zıkkım yemeği, can helvası, hayır ölü ekmeği, kazma-kürek helvası, hayrat yemeği, ölü aşı, yiyeceğini etmek, hayırlı vermek, şemşek, köncülü ölü çöreği, hamur-yağ-soğan, ölü giliği, meyve, lokma, can helvası, yoğurt ekmek ve çay gibi isimler almaktadır.
Akraba, komşu, cenazeye katılanlar, hocalar, yıkayıcılar, mezar kazıcıları ve yoksulların katıldığı bu yemeklerde, özellikle ölenin sevdiği yemeklerin sunulmasına çalışılmaktadır.
Mevsimlik bayramlar arasında özel bir yeri olan hıdrellezde de, yine bazı yiyeceklerle ilgili uygulamalara rastlanmaktadır:
– O gün mayasız sütün yoğurt olacağına inanılır.
-Süt, salep simit, sarma, sütlaç, sarmısak, soğan gibi yedi adet ve (S) ile başlayan yiyeceklerin yenilmesine çalışılır.
– 5 Mayıs’ı, 6 Mayıs’a bağlayan gece, kavrulup bir odaya bırakılan buğday unu ile ertesi gün helva yapılıp, komşulara dağıtılır.
– Tuzlu çörek yiyen bekar genç kızlar, akşam su içmeden yatarlar. Rüyalarında kendilerine su veren kişiyle evleneceklerine inanırlar.
Dini günlerde de yiyeceğe yönelik bazı uygulamalar görülmektedir. Kurban bayramında kurban etinin yenmesi, şeker bayramında tatlı yenilmesi, Ramazan sofrasında zeytin ve hurmanın bulunması, Muharrem ayında aşure yapılması, kandil günlerinde kandil simidi yapılması, mevlidlerde mevlid şekeri dağıtılması, bu günlerin, ilgili yiyecek maddeleriyle birlikte hatırlanmasını sağlamıştır.
“Pıngıdık” ve “Birlik Kurbanı”, ataları 400 yıl kadar önce Sivas taraflarından gelen ve Tahtacı Alevileri olan Antalya İli Finike ilçesine bağlı Gökbük (1) köyü halkının eskiden beri uyguladıkları iki gelenek olup, geleneklerin birincisinde “çörek”, ikincisinde ise “kurban” ön plana çıkmaktadır.
Pıngıdık
Ne zamandan beri devam ettiği bilinmeyen bu geleneğin çıkışı konusunda iki görüş hakimdir:
Bu görüşlerden birincisine göre pıngıdık, yeni yılı karşılamak, kutlamak amacıyla uygulanmaktadır. İkinci görüşe göre ise, yayla zamanı yayladan kazasız, belasız dönmek amacıyla uygulanmaya başlanmıştır.
Her sene bahar aylarının (daha çok Mayıs) herhangi bir gününde pıngıdık yapmaya karar veren köy gençleri toplanarak, köyün en yaşlısının yanına giderler. (2) Ona, bir pıngıdık yapmak istediklerini belirterek, bu konudaki fikrini sorarlar. O da “Şimdi zamanı değil, şu zaman yapın.” veya “Olur yapın.” diye onlara nasihat eder. Gençler pıngıdık yapmak için onay alınca, konuyla ilgili olarak ayrıca bu yaşlının tavsiyelerinden de yararlanırlar.
Pıngıdık günü gündüzden kabir ziyareti yapılır. Akşama doğru gençler bir araya toplanarak, aralarından kimin “Arap” (3) olacağını kararlaştırırlar. Daha sonra onun giyeceği kıyafetin _____________________________
1- Köy, Finike’nin kuzeyinde, ilçeye 27 km kadar uzaklıkta bir orman köyü olup, 160 hane ve 900 nüfusu vardır. Halkı nakliyatçılık ve orman işletmeciliği ile geçinmektedir. Ayrıca yaz aylarında kıyıdaki turizm tesislerinde çalışanlar da olmaktadır. Köyde toprağı olanlar daha çok kuru mahsül, nar ve portakal yetiştirmektedir. Köyün yakınından geçen derenin, köyün adına kaynaklık ettiği sanılmaktadır.
2- Araştırmanın yapıldığı tarihte bu kişi, kaynak kişilerimizden birisi olan Döndü BOZKAYA (86 yaşında) idi.
3- Arap: Köy seyirlik oyunlarında sıkça kullanılan bir tip.
parçaları olan keçi veya koyun derisi ile diğer aksesuarları hazırlanıp giydirilerek, yüzü boyanır. Ayrıca omuzuna, uçlarında birer çan olan bir sopa bağlanır. Gençlerin dışında, Arap’ın kim olduğunu köy halkı bilemez.
Hazırlıklar tamamlandıktan sonra gençler, önlerinde Arap olduğu halde, köyün bütün evlerini dolaşmaya başlarlar. Bu sırada Arap, elinde bulunan bir defi devamlı çalmaktadır. (4) Evleri dolaşan gençlerin bir kısmının elinde tenekeler, bir kısmının elinde ise çuvallar bulunur. Kendilerine “Şaplakçı” veya “Dernekçi” denilen ve ellerinde¬ teneke bulunan gençler bu dolaşma sırasında devamlı olarak bu tenekelere vura¬rak, bir taraftan da “Pıngıdık, pıngıdık.” diye bağırırlar.
Köy halkı o gün pıngıdık olduğunu bildikleri için hazırlıklarını gündüzden tamam¬lamış ve akşam gençleri beklemektedirler. Gençler bir evin önüne geldiklerinde “İçine ne sığmıyorsan ver.” “Verene de bereket versin, vermeyene de Allah bereket versin.”, “İlahi ille verene, ille verene.” gibi maniler söylerler. Evde bulunanlar da, maddi durumlarına göre, gençlere un, tuz, susam, çörek otu veya yakacak odun ve¬rirler. Bu maddelerin hepsini veren evler olduğu gibi, bazen bunlardan sadece birisini verebilen evler de olabilir. Gençler, aldıkları gıda maddelerini ve yakacak odunları, be¬raberlerinde getirdikleri çuvallara doldururlar. Bu şekilde, köydeki bütün evler dolaşılır. Hiçbir ev atlanmaz. Dalgınlıkla bir eve uğranmadığı taktirde, o hanedekiler gücenirler.
Toplanan malzemeler köy meydanına getirilir. Burada, toplanan odunlarla ateş yakılır. Odunlar köz haline gelince, evlerden saçlar getirilir. Köyün genç kızları hep birlikte, toplanan gıda malzemeleri ile çörekler hazırlamaya başlarlar. Hazırlanan bu çörekler, yaşlı kadınlar tarafından saçta pişirilir. Çöreklerin sac üzerinde pişmeleri sırasında bu çöreklerin başında üç, dört genç nöbet tutarlar. Bunun nedeni, evli gençlerin zaman zaman bu çörekleri kapmalarına engel olmak içindir. “Nasip Kapma” denilen bu adette amaç, evli gençlerin, bekarlardan üstün olduklarını ve onların nasiplerini kaptıklarını belirtmektir. Eğer çörekler kaptırılırsa, çörekleri bek¬leyen gençler gözden düşmüş olurlar. Bunun tersi durumda, çörekleri bekleyen gençler, çörekleri kapmaya çalışan gençleri yakalarsa, ceza olarak onları ateşe iter¬ler veya iter gibi yaparlar. Çörek kapma durumu, sadece çörekler sac üzerinde pişerken olur. Çörekler pişip, sac üzerinden alındıktan sonra kapma olmaz. Pişen çörekler, köydeki her haneye birer tane olmak üzere sayılarak bir kenarda biriktiri¬lir.
Çöreklerin hepsi pişirildikten sonra, köyün gençleri hariç, herkes evine döner. Daha sonra gençler, çöreklerle birlikte tekrar evleri dolaşmaya başlarlar. Bir evin önüne gelindiğinde gençlerden birisi önce kapının eşiğine niyaz eder. Bu sırada herhangi bir konuşma olmaz. Çörek, kapıyı açan kişiye bırakılır. Bu sırada evde bulunan yaşlılar gençlere, “Allah ne muradınız varsa versin.”, “Allah devamını getirsin.” gibi dualar ederler. Çörek bırakan genç, evden geri geri çıkar. Haneye sırtını dönmez. Bütün evler bu şekilde dolaşılıp, çörekler dağıtıldıktan sonra, geç vakit pıngıdık sona erer.
Eğer bir pıngıdıkta evlerden çok miktarda malzeme toplanmışsa veya çörek artmışsa, bu malzeme veya çörekler köyün fakirlerine dağıtılır.
_____________________
4- Bir görüşe göre, defin çıkardığı sesten dolayı bu geleneğe “pıngıdık” denilmiştir.
Birlik Kurbanı
Köy halkı arasında birliği, beraberliği sağlamak amacıyla yapıldığı belirtilen ve isminin de buradan geldiği söylenen Birlik Kurbanı geleneği kış aylarında uygulanmaktadır. Köyde yazın işlerin yoğun olması, buna neden olarak gösterilmiştir.
Bekar gençler ve evliler arasında ayrı ayrı olmak üzere, bu gelenek, yılda iki defa yapılır. İki uygulamanın arasında bir veya iki hafta süre olabilir. Uygulama, genelde “Derlek Akşamı” (5) denilen, cuma akşamları yapılmaktadır. Bunun da, o gün eskiden dağa odun kesimine gitmedikleri, dinlendikleri için, kaynaklandığı söylenmektedir.
Pıngıdıkta olduğu gibi, birlik kurbanı düzenleyebilmek için de yine köyün yaşlılarından izin alınır. O gün gündüz kabir ziyaretinden sonra köy gençleri evleri dolaşmaya başlarlar. Evdekiler durumlarına göre çeşitli gıda malzemeleri veya para verirler. Bütün evler dolaşılıp para ve yiyecek malzemeleri toplandıktan sonra, toplanan parayla erkek keçi veya koyun satın alınır. Toplanan paraya göre bu dana da olabilir. Köyün yaşlılarından kurbancılar arasından birisi hayvanın duasını okuyup desturunu vererek keser. Et ve toplanan diğer malzemeler büyük bir eve getirilerek, burada genç kızlar tarafından yemekler yapılır, ekmek pişirilir. Yapılan başlıca yemekler fasulye, nohut, pilav, dolma, salata, tatlı, komposto, vb. dir.
Yemekler piştikten sonra akşam saat yedi, sekiz civarında köy halkı buyur edilir. Yemekler, gençler tarafından gelenlere ikram edilir. Yemeğini bitiren hemen kalka¬rak, gelenlere yer açar. Yemekten sonra oturulup, geç vakitlere kadar sohbet edilir, semah yapılır.
Sonuç
1- Bütün topluluklarda yiyecek, beslenmenin yanında, belki de ondan daha çok, insanlar arasındaki ilişkilerin yaratılma ve ifade edilme biçimlerinden birisidir. Bu ilişkiler bireyler arasında olduğu kadar sosyal, dini veya etnik grupların üyeleri arasında da olabilir. (6)
Konumuzu oluşturan iki geleneği ve Anadolu’daki sayısız benzer uygulamaları bu çerçevede değerlendirebiliriz. Bu uygulamalarda amaç sadece bir şeyler yemek değildir. İnsanın, topluma ait olduğunu hissetme, birlikte hareket etme düşüncesi ve isteği, ön plana çıkmaktadır. Yiyecekler ise, bu isteğe ulaşmada önemli bir rol üstlenmişlerdir. Sadece bu tür geleneksel uygulamalarda ön plana çıkan yiyeceklerin yanında, bazı yiyecekler de toplumun inançları ve değer yargıları doğrultusunda, güncel yaşamda kutsal hale getirilmişlerdir.
2- Başta ekmek olmak üzere, unlu yiyeceklerin kutsal olarak görülmesi inancı, “Pıngıdık” geleneğinde de çöreğin kutsal olarak görülmesini ve malzemesinin top¬lanmasından, yapılmasına ve dağıtılmasına kadar birçok geleneksel uygulamayı be¬raberinde getiren sosyal bir yiyecek olmasını sağlamıştır.
3- Anadolu halk kültürünün önemli bir geleneksel uygulaması olan “kurban” mo¬tifini de, “Birlik Kurbanı” geleneğinde görmekteyiz. Kurbanın bu gelenekte, gele¬neğin adından da anlaşılacağı üzere, toplumun birliğini, beraberliğini sağlamada önemli bir rol üstlendiği görülmektedir. Kurban etinin yanında yapılan diğer yiye¬cekler ise, ikinci planda kalmaktadır.
______________________________
5- ‘Toplanma” anlamına gelen bu gün, eskiden salı günü için kullanılıyormuş.
6- İlbars, Prof. Dr. Zafer, Kültür ve Beslenme, IV. Milletlerarası Yemek Kongresi.
4- Her ne kadar iki gelenekte de beslenme amacı ikinci planda kalıyor gibi görünse de, örneğimizde ve benzer uygulamalarda da görüleceği üzere, amaç aynı zamanda durumu iyi olmayan, fakir halkın da, hiç olmazsa bir gün yedirilip, içirilmesidir.
5- Köy halkının da belirttiği gibi, “halktan alıp halka vermek” olarak tanımlanan görüş çerçevesinde, her iki uygulamanın başında eşit olarak alınmayan para ve yiyecek malzemeler,: son aşamada eşit miktarda yiyecek olarak halka geri dönmektedir.
6- Her iki geleneğin uygulamalarında Alevi inançlarından etkileşimler önemli rol oynamaktadır.
7- Pıngıdık geleneğinde, Alevi inançlarından izlerin yanında ayrıca köy seyirlik oyunlarının da bu geleneğe yansıdığı görülmektedir.
Yararlanılan Kaynaklar
A- Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Halk Kültürü Arşivi:
1- SANTUR, Alparslan: Antalya Halk Kültürü Alan Araştırması, 1994 (Gökbük Köyünde Pıngıdık ve Birlik Kurbanı Geleneği)
B.94.0010-0011, YB.94.0023-0024
2- SEVİNDiK, Hüseyin- Alparslan SANTUR: Kayseri Halk Kültürü Alan Araştırması, 1994 (Karaözü Ölüm Geleneği)
B.94 0318-0320, YB.94.0079
B- Bibliyografya:
3- ALGAR, Ayla Esen: Bektaşilikte Yemeğin Yeri.
İkinci Milletlerarası Yemek Kongresi, (Türkiye 3-10 Eylül 1988), Düzenleyen: Feyzi Halıcı, Güven Matbaası, Ankara 1989, 20-30.S.
“Konya Kültür ve Turizm Vakfı Yayını”
4- BAYSAL, Prof. Dr. Ayşe: Loğusa Şerbeti.
Üçüncü Milletlerarası Yemek Kongresi, (Türkiye 7-12 Eylül 1990), Düzenleyen: Feyzi Halıcı, Renk Ofset, Ankara 1991, 103-106. S.
“Konya Kültür ve Turizm Vakfı Yayını”
5- BORATAV, Prof. Dr. Pertev Naili: 100 Soruda Türk Folkloru.
Fono Matbaası, Aralık 1973, 78-79. S
“100 Soruda Dizisi: 40”
6- ENGiN, Dr. İsmail: Akçaeniş Tahtacılarında Ölü Gömme Geleneği.
1. Akdeniz Yöresi Türk Toplulukları Sosyo-Kültürel Yapısı (Tahtacılar) Sempozyumu, (26-27 Nisan 1993 Antalya).
7- ERDENTUG, Prof. Dr. Nermin: Türkiye Türk Toplumlarında Kültürel Antropolojik (Etnolojik) incelemeler.
Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1972, 47-62. S.
“Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları No:29”
.
8- ERDENTUG, Prof. Dr. Nermin: Sosyal Adet ve Gelenekler.
Gündüz Matbaacılık, Ankara 1977, 63¬-86. S.
“Kültür Bakanlığı Yayınları: 254”
“Halk Kitapları:4”
.
9- GÜZEL, Prof. Dr. Abdurrahman: Türk Kültüründe Mevlid ve Yoğ Gelenekleri Etrafında Teşekkül Eden Folklorik Unsurfar.
Üçüncü Milletlerarası Yemek Kongresi, (Türkiye 7-12 Eylül 1990), Düzenleyen: Feyzi Halıcı, Renk Ofset, Ankara 1991, 80-93. S.
“Konya Kültür ve Turizm Vakfı Yayını”
10- iLBARS, Prof. Dr. Zafer: Kültür ve Beslenme.
Dördüncü Milletlerarası Yemek Kongresi, (Türkiye 3¬-6 Eylül 1992), Düzenleyen: Feyzi Halıcı, Kombassan A,Ş., (byy) 1993, 137-143. S.
“Konya Kültür ve Turizm Vakfı Yayını”
11- NAHYA, Zümrüt, Özel Gün Yemekleri.
Türk Mutfağı Sempozyumu Bildirileri (31 Ekim-1 Kasım 1981), Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1982, 189-197. S.
“Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Folklor Araştırma Dairesi Yayınları:41”
“Seminer, Kongre Bildirileri Dizisi:12” 1
12-ÖRNEK, Doç. Dr. Sedat Veyis: Anadolu Folklorunda Ölüm.
Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1971, 88-91. S.
“Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları: 218”
13- TOYGAR, Kamil: Türkiye’de Hıdrellez Çevresinde Oluşan Mutfak Kültürü.
Üçüncü Milletlerarası Yemek Kongresi, (Türkiye 7-12 Eylül 1990), Düzenleyen: Feyzi Halıcı, Renk Ofset, Ankara 1991, 67-75. S.
“Konya Kültür ve Turizm Vakfı Yayını”
C- Kaynak Kişiler.
Adı- Soyadı Doğum Yeri Öğrenim Medeni İşi
Tarihi Durumu Durumu
_______________________________________________________________________
14- Ahmet Bozkaya Gökbük-1949 Ilk. Mez. Evli Nakliyatçı,
15- Döndü Bozkaya Gökbük-1908 Ok. Yz. Blm.Dul Ev Kadını
16- Kenan Çelikkol Gökbük-1938 İlk.5 Terk Evli Nakliyatçı
17. Özcan Balaban Gökbük-1962 İlk. Mez. Evli Bakkal
Not: Söz konusu makale 1996 yılında yayımlanmıştır.
Santur, Alparslan: Sembolik Değerlere Sahip Sosyal Yiyecekler ve Antalya’nın Bir Köyünde Uygulanan İki Gelenek, Folklor/Edebiyat, Sayı:5-6, Saydam Matb., Ankara 1996, 75-80. S.
Fotoğraf: www.gunaydingazetesi.com.tr Erişim: 31.07.2018




