Sivas’ta Sağlık/Hastalıkla İlgili Çalışmalar
“Sivas’ta Sağlık/Hastalıkla İlgili Çalışmalar Çerçevesinde Bazı Dinsel/Büyüsel Uygulamalara Etnolojik Yaklaşım”
“1927 yılında Zara’da doğan, ülkemizde Etnoloji ve Halkbilim araştırmalarının bilimsel temellere oturmasında önemli katkıları bulunan, kitapları Türk Halkbiliminin temel kaynaklarından sayılan ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi iken 15 Kasım 1980 tarihinde aramızdan ayrılan, öğrencisi olmaktan gurur duyduğum, değerli bilim insanı, yazar Sedat Veyis Örnek’in anısına.”
Giriş
Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu’da oldukça yaygın olan tifo, tifüs, kolera, trahom, verem, sıtma, çiçek, sifilis (frengi) gibi salgın hastalıklarla mücadele, Cumhuriyet dönemi sağlık çalışmalarının ana eksenini oluşturmuş ve o dönemin olumsuz şartlarına rağmen oldukça önemli adımlar atılmıştır. Bu çalışmalar sırasında birkaç ille birlikte, Sivas’ın da, Anadolu’nun önemli sağlık merkezlerinden birisi olarak öne çıktığı görülmektedir.
Özellikle, Sivas’ta da bir “Memleket Hastanesi” nin kurulmasında önemli rol oynayan Refik Saydam’ın sağlık bakanlığı sırasında sağlıkla ilgili kurumların yaygınlaştırılması yanında, sağlık çalışanlarına da geniş olanaklar tanınmıştı.
Bir örnek vermek gerekirse; 1927 yılında Türkiye’de 1059 hekim (13000 kişiye bir hekim), 139 hemşire, 347 diplomalı ebe ve 1036 sağlık memuru vardı. 42 Milyon liralık genel bütçenin, 2.9 Milyonu yani %6.9’u sağlığa ayrılmıştı. Bir vali 60, 70 lira maaş alırken, sıtma, trahom ve frengi ile mücadelede çalışan hekimlerin maaşları 100 liradan başlıyordu.
Söz konusu çalışmaların Sivas’taki bir görünümü olarak, 1924 yılında Ankara, Erzurum ve Diyarbakır’ın yanı sıra Sivas’ta da birer Numune Hastanesi kuruldu. Bu hastaneler tam donanımlı olup, adından da anlaşılacağı üzere yurt genelinde örnek bir model yaratılmaya çalışılmıştı.
Kuduzla ilgili olarak o dönemde sadece İstanbul’da “Daülkelp Tedavihanesi” adı altında faaliyet gösteren bir birim vardı. Anadolu’da yine çok ölümlere neden olan kuduz hastalığına karşı Diyarbakır ve Erzurum’da kurulan Kuduz Tedavi Müesseselerinin biri de Sivas’ta oluşturuldu.
1924 yılında Sağlık ve Sosyal İşlerde özellikle Bulaşıcı Hastalıklarla savaşta hükümet hekimlerine yardımcı olmak ve aşı uygulamakla görevli “Küçük Sıhhat Memurları” yetiştirmek üzere İstanbul ve Sivas’ta Küçük Sıhhat Memurları Mektebi adı verilen ve öğrenim süresi 2 yıl olan iki okul açıldı.
Bizzat Atatürk’ün TBMM’yi açış konuşmalarından birisinde de belirttiği üzere bulaşıcı hastalıklarla mücadelede en önemli araç olan aşıların tümüyle ülkemizde üretildiği ve bu çerçevede Sivas’ta bulunan Hıfzıssıhha Kurumunda üç milyon doz çiçek aşısı üretildiği ayrıca kolera ve tifo aşıları da üretilerek, halka uygulandığı ifade edilmiştir.
Halk sağlığına yönelik olarak örneğin Sivas’ta (sıtma, çocuk bakımı, sinek tehlikesi, ihmalin cezası, uzun ve afiyetle yaşamanın çaresi, nezlenin ehemmiyeti, sıhhi su, veremin erken teşhisi ve tedavisi, frengi, malarya mücadelesinde yeni usuller, anne sütünün kıymeti, senin ağzın, Tomi’nin dişi) gibi başlıklarla eğitici filmler gösterilmiştir.
Ancak tüm bu çalışmaların karşısındaki en büyük engellerden birisi de, halkın geleneksel düşünce yapısından kaynaklanan sağlık konularına bakışı ile hastalıkları geleneksel yollarla tedavi etmeye yönelik tutum ve davranışlar olmuştur.
“Halk, sağlık da dahil olmak üzere bir çok konuda batıl inançlara sahip bulunuyor ve bu yüzden modern tıbba itibar etmiyordu. Batıl inançlar, safsatalar, okuyuculuk ve büyücülük vb. o kadar yaygındı ki, sağlık sorunları olan bir hasta, doktor yerine bir üfürükçüye gitmeyi normal karşılıyordu.”
ÖZPEKCAN, Meliha: “TBMM Tutanaklarına Göre Cumhuriyetin İlk On Yılında Sağlık Politikamız” Türkler, C. 17, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, 436. S.
Sağlıkla ilgili tutum ve davranışlara Sivas’tan da örnek vermek mümkündür:
“ (1931 yılında) Sivas şehrinde, doktor ve çeşitli sıhhi tesislerin varlığına rağmen, halk tıp ve hıfzısıhha ile fazla alakadar değildir. Hastalarını ya hiç doktora götürmezler ve yahut hastalık vehamet kesb ettikten sonra gösterirler. Hastasını doktora götürüp de aldıkları reçeteyi yaptırmayanlara da tesadüf edilmektedir. Bu lakaytlık bilhassa hıfzısıhha meselelerinde kendini daha kuvvetle hissettirmektedir.”
TAHSİN, Hasan: Sivas Vilayeti Sıhhi ve İçtimai Coğrafyası. Hilal Matbası, İstanbul 1932, 224-225. S.
Halk arasında eskiden beri süregelen sağlık/hastalıkla ilgili geleneksel uygulamaların bir bölümünü de, dinsel/büyüsel görünümlü birtakım uygulamaların oluşturduğu ve bunların hastalıkların tedavisinde yoğun olarak kullanıldıkları görülmektedir. Bu tür uygulamaların etrafında ise, kendilerinde üstün güçler bulunduğuna inanılan ocaklılar, türbe ve yatırlar ile diğer kutsal sayılan yerler bulunmakta ve tedavide önemli bir rol üstlenmektedirler.
Dinsel/büyüsel uygulamaların temelini ise geleneksel düşünce sistemi oluşturmaktadır. Bu düşüncede tesadüflere ve benzerliklere büyük önem verilmekte, konumuzu oluşturan hastalıkların çıkış nedenleri, hastalıkların görünümleri ve hastalıklarla bağlantılı olduğuna inanılan olaylar bu düşünce ile değerlendirilmekte ve genel olarak, hastalıkların vücuda giren bir takım kötü ruhlardan kaynaklandığı, dolayısıyla öncelikle bu kötü ruhların kovulması gerektiği inancı ile tedavide büyüsel işlemler devreye girmektedir.
Konuyu biraz daha açacak olursak, irrasyonel olarak nitelendirebileceğimiz bu tür uygulamalar çerçevesinde, sempatik büyüye bağlı olarak bir hastalığın benzer yollarla taklit edilerek tedavi edilmesine dayanan taklit (analoji) büyüsü ile “Parça bütüne aittir.” ilkesine göre çalışan ve bütünden ayrılan parçaların, bütünü etkilemeye devam etmesi inancına dayanan temas büyüsü işlemleri gerçekleştirilmektedir.
Ayrıca hastalıkların adı ile tedavi uygulamaları arasındaki bağlantıya dayanan ad büyüsü, halk arasında uğurlu veya uğursuz sayılan sayıların tedavide belirtildiği kadar tekrarına dayanan sayı büyüsü ve bazı renklerin de büyüsel güçlerle yüklü olduğu inancına dayalı renk büyüsü, yine bu tür büyüsel işlemleri oluşturmaktadır.
Büyüsel uygulamaların zaman zaman dini içerikli yazı ve dualarla birlikte kullanılarak, dini bir görünüme büründükleri de sık rastlanan bir durumdur.
Sivas’ta da halkın kutsal olarak değerlendirdiği gerek eren, evliya mezarları ile bunların dışında kalan ve yörede çok sayıda bulunan ağaç, su kaynağı, dede düşekleri, vb. yerlere bağlı olarak oldukça zengin uygulamalarla karşılaşılmaktadır.
Söz konusu zenginlik, doğal olarak bu tür ziyaret yerlerinin ve uygulamaların tümünün bu çalışmada yer almasını da engellemiş, ancak örnek ziyaret yerleri ile uygulamalara yer verilebilmiştir.
Konuyla ilgili olarak en kapsamlı çalışma, bilindiği üzere, Sedat Veyis Örnek’in “Sivas ve Çevresinde Hayatın Çeşitli Safhalarıyla ilgili Batıl İnançların ve Büyüsel İşlemlerin Etnolojik Tetkiki” adlı kitabında ele alınmıştır. Söz konusu eser, yöntem olarak bu çalışmanın da temelini oluşturmaktadır.
Diğer yandan yıllardır yörede gerçekleştirdikleri çalışmaları ile Sivas Halk Kültürüne büyük katkılarda bulunan özellikle Müjgan Üçer, Kutlu Özen ve Doğan Kaya’nın konuyla ilgili çalışmaları da, bu çalışmanın verilerini oluşturmada önemli rol oynamıştır.
Bu açıklamalar çerçevesinde çalışmada öncelikle bazı hastalıklar örnek alınarak, derleyici ifadelerinden aynen aktarılan, halkın bu hastalıklar karşısındaki dinsel/büyüsel görünümlü bazı uygulamaları ve bu uygulamaların etnolojik olarak izahları verilmeye çalışılmıştır:
Hastalıklar, Tedavi Yöntemleri, Etnolojik Açıklamalar
Ağrı-Sızı
– “Yel Ziyareti, Divriği-Gedikbaşı (Karageban) bucağı Çitma köyündedir. Ufak bir pelit ağacı ve onun yakınındaki büyük bir kaya kutsal olarak bilinir. Ağrısı, sızısı olanlar beraberlerinde getirmiş oldukları kullanılmamış bir dikiş iğnesini pelit ağacına saplarlar. İğne pas tutmaya başlarsa, ağrıların da geçeceğine inanılır. Eğer sızılar birkaç hafta içinde geçmezse, ağrı ve sızıların o ziyarete ait olmadığına inanılır. Başka bir adak yerine gidilir.” 7
İğnede sembolleştirilen hastalığın paslanması, dolayısıyla hastalığın da geçeceği inancına dayalı bir taklit büyüsü uygulamasıdır.
Baş Ağrısı
-“Pür Dede, Yıldızeli ilçesine 32 km. uzaklıktaki Topulyurt köyündedir. Bu adak yeri başağrısı çekenlerin ziyaret ettiği bir su gözesidir. Hastalar, gözenin suyundan içerler, dilek dileyip çalılara bez bağlarlar.” 5
Atalar kültüne bağlı olarak, mezarda yatan kişide var olduğuna inanılan gücün mezar çevresindeki suya ve ağaçlara da geçtiğine inanılarak, bu güçten yararlanmak için hastanın bu suyu içerek, suyla doğrudan; üzerindeki bir eşyayı da ağaca bağlayarak ağaçla dolaylı temasına yönelik, temas büyüsünün işletilmesini amaçlayan bir uygulamadır.
Boğmaca
– “Boğmaca olan çocukların götürüldüğü öksürük tarlası varmış. Ve o tarlanın buğdayından yapılmış ekmek, öksürük olan çocuklara yedirilirmiş.” 2
Kutsal olduğuna inanılan tarlanın gücünün, o tarlada yetişen buğdaya ve o buğdayla yapılan ekmeğe de geçtiği inancı ile, temas büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
Dabaz
– “Al giyilir, pekmez yenir, soğuk su banyosu yaptırılır.” (Ulaş) 1
Hastalığın belirtisi olan kırmızı renkle, aynı renge sahip bir eşya ve yiyecek arasında sempatik bir bağın olduğu inancı ile işletilmeye çalışılan renk ve sempatik büyü ile; sıcak görünümlü olarak değerlendirilen hastalığı, zıttı ile yani soğukla etkilemeye yönelik allopatik büyü işletilmeye çalışılmaktadır.
Dalak
– “Kırk arpa sayılır. 9 veya 40 iğne bir mal dalağına batırılır. Bunlar daha sonra hastanın dalağının üstüne konarak burada kesilir. Daha sonra hasta gider bir kavak dibine ayağını basar. Ayak basılan yer (toprak veya çimen) kesilir. Kesilen dalak, iğne, arpa oraya gömülür.” (Ulaş)1
Geleneksel kültürümüzde 3, 7, 9, 40, 41 gibi sayıların çeşitli nedenlerle kutsal sayılması, burada da 9 ve 40 sayılarının kullanılarak, büyüsel işlemlerin güçlerinin artırılması ve dolayısıyla sayı büyüsünün işletilmesi amaçlanmaktadır. Diğer yandan mal dalağının hasta üzerinde kesilmesi, bu dalağa iğne batırılması, hastaya bastırılan yerdeki toprağın veya çimenin kesilmesi ile hastanın dalağının kesilmesi yani iyileşmesi; sonrasında ilgili maddelerin gömülmesi ile yine hastalığın iyileşmesi arasında bağlantı kurularak sempatik büyünün taklit prensibi işletilmeye çalışılmaktadır.
Derma (Değirmi)
– “Kandede adak yeri, Divriği-Gedikbaşı (Karageban) bucağı, Çamlık köyüne bağlı Gobudu mezrasındadır…Tepe üzerinde birbirine on beş dakika uzaklıkta iki ayrı ardıç ağacı vardır. İnanışa göre bu ağaçlardan biri oğlan, diğeri de kız imiş. Bu nedenle dermaya yakalanan erkek hastalar birinci ağaca, kadınlar ikinci ağaca giderler. Erkekler kutsal ağacın dibinde horoz, kadınlar tavuk keserler. Her ikisinde de kurbanın kanı toprağa akıtılıp kanlı bir çamur yapılıp dermalı yerlere çalınır.” 7
Kutsal olarak değerlendirilen adak yerindeki toprakta var olduğuna inanılan büyüsel gücün etkisinin artması amacıyla kurban kanı ile karıştırılarak, karışımın yaraya sürülmesine ve iyileşmenin sağlanmasına yönelik bir temas büyüsü uygulamasıdır.
– “Etrafı mürekkepli kalemle çizilerek içi karalanır, böylece yara sınırlanmış olur. Daha sonra ayetler okunarak yaranın üzerine tükürülür.” 1
Hocanın tükürüğünde var olduğuna inanılan güçten ve dini ayetlerden yararlanmaya yönelik, dinsel/büyüsel(temas büyüsü) bir uygulamadır.
– “Kurban gözü ile yıkanır, muska yazdırılıp suyu içirilir.” 1
Dini görünümlü iki objenin (kurban gözü ve muska), gücünden yararlanmaya yönelik dinsel/büyüsel(temas büyüsü) bir uygulamadır.
Felç
– “Çeltek Baba Karaçayır nahiyesine bağlı Çeltek köyündedir…Buradan 50-60 m. uzakta eskiden göze olan, şimdi çeşme haline getirilen Hacet Pınarı akar. Hasta önce Hacet Pınarı’na götürülür. Oradaki banyoda suyun tabii sıcaklığı ile yıkanır. Arkasından türbeye gidip dua ve niyaz edilir. Türbedarın elinde ucu topuzlu bir ağaç vardır. Bunu tempolu şekilde hastanın üzerinde gezdirir. Ziyaretçi kadınsa baş örtüsünü, erkekse mendilini Hacet Pınarı’nda ıslatıp yatırın üzerine serer. Kuruyunca alıp ya koynuna yahut da cebine kor.” 7
Türbenin kendisinde, türbedarın elindeki değnekte ve türbe yakınındaki suda var olduğuna inanılan güçten yararlanmaya yönelik temas büyüsü uygulamalarıdır.
– “Emre Köyü Ziyareti, yörede daha çok (Yeşil Direk/Mıhlı Direk) olarak bilinir. Ziyaret yerinde kutsallığına inanılan bir direk bulunmaktadır. Direk, köy evi içerisinde olup üzeri binlerce çiviyle kaplıdır. Akıl hastaları, felçliler, saralılar ve baş ağrısı çekenler getirilir. Kullanılmamış bir çivi çakarlar…Hızır yahut Hz. Ali ve belki de Yunus Emre sırtını verdiği için kutsaldır.” 7
Hastalığın çivi yoluyla direğe aktarılmasına yönelik taklit esasına dayalı bir sempatik büyü uygulamasıdır.
Göz
– Gözleri ağrıyanların eskiden gittikleri Göz Evliyası varmış. 2
Evliyada var olduğuna inanılan güçten yararlanmaya yönelik bir temas büyüsü uygulamasıdır.
– “Okunmuş bir arpa göze üç defa sürülür, sonra ocakbaşına gömülür.” 4
Arpanın üç kez göze sürülmesi ile sayı ve temas büyüsünün yanı sıra, yine kutsal sayılan ocak başına gömülmesi ile taklit büyüsü uygulanmakta; okuma ile de büyünün gücü artırılmaya çalışılmakta, dolayısıyla uygulama dinsel/büyüsel bir görünüme bürünmektedir.
– “Hastanın başına kırmızı örtü konur ve okunur. Her okuyuşta bir arpa hastanın sağına bırakılır. Bu iş altı defa yapılır. Sonra bu arpalar çiğnenerek arpacığa sürülür.” (Gürün) 4
Arpacığın fiziki görünümü ile kırmızı örtü arasında sempatik bir bağ kurularak, taklit esasına dayalı sempatik büyü, geleneksel kültürümüzde iyi taraf olarak değerlendirilen (sağ) taraf ve (6) sayısı ile sayı büyüsü, ocaklının tükürüğünde var olduğuna inanılan güçten yararlanmaya yönelik çiğneme işlemi dolayısıyla temas büyüsü işletilmeye ve bütün bu işlemler de dualarla güçlendirilmeye çalışılmakta ve uygulama bu haliyle dinsel/büyüsel bir görünüme bürünmektedir.
– “Göz Pınarı, Divriği ilçesine 32 km. uzaklıktaki Vazıldan köyündedir. Ziyaretin asıl ismi Gözdenlik’tir. Gözü kayan çocuklar/şaşılar göz pınarına götürülür. Su gözesine bir yumurta bırakılır. Çocuğa, bu yumurtaya bakması söylenir. Çocuk beş-on dakika bakar. Daha sonra bu yumurta gözeden çıkarılarak, gözenin ayağındaki bataklığa gömülür. Bu işleme üç gün devam edilir.” 5
Yumurtada sembolleştirilen gözdeki hastalığın, yumurtanın gömülmesi ile iyileştirilmesine yönelik taklit büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
– “Gözdede adak yeri, Divriği-Gedikbaşı (Karageban) bucağı, Yürektaşı (Merenbi) köyündeki kutsal bir su gözesidir. Gözenin başında asırlık çam ve ardıç ağaçları vardır. Ağaçlar kutsaldır. Göz hastalığı olanlar gözenin suyu ile yıkanırlar. Ağaçların kabuklarını gözlerine sürerler. İt dirseği (arpacık), göz kabarcığı, göz kızarması gibi hastalıkların iyileşeceğine inanırlar.” 7
Adak yerindeki suda ve ağaçta var olduğuna inanılan güçten yararlanmaya yönelik temas büyüsü uygulamalarıdır.
Sancı
-“Sancı Pınarı, Divriği ilçesine 35 km. uzaklıktaki Körküsü mezrasındadır. Sancılanan çocuklar anneleri tarafından pınara getirilirler. Sancı Çubuğu adı verilen bir deyneği su birikintisine çakarlar, (Çocuğun da sancısı buraya çakılsın.) derler. Ayrıca adak olarak getirdikleri peksimet, çörek, üzüm, leblebi gibi şeyleri orada bulunan çocuklara dağıtırlar.” 5
(Çocuğun da sancısı buraya çakılsın.) sözünde de ifadesini bulduğu üzere, taklit prensibine dayalı bir sempatik büyü uygulamasıdır.
– “Küpeli adak yeri, Divriği Çukurköy (Tülünk)-Kevendüzü (Anzağar) köyleri arasında toplama taşlardan sembolik bir mezardır. Sancısı tutan insanlar veya atlar adak yerinin etrafında üç defa dolaştırılır. Ayrıca ocaklı tarafından sancı çubuk ile sancılanan yere vurulur.” 7
Adak yerinin etrafında dolaşma ile, kutsal olduğuna inanılan güçten yararlanmaya yönelik temas; üç kere dolaşma ile sayı büyüleri; parpılama işlemi ile de yine kutsal olduğuna inanılan
çubuktan yararlanmaya yönelik temas büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.-
-“Sancılı Ardıç, Divriği-Gedikbaşı (Karageban) bucağı, Çamlık köyünün doğusundaki bir tepe üzerinde bulunan ulu bir ardıç ağacıdır. Buraya vücuttaki ağrı sızı için gidilir. Sızısı olanlar niyaz edip kutsal ağaca çivi çakarlar.” 7
Çivide sembolleştirilen hastalığın ağaca geçmesini sağlamaya yönelik sempatik büyünün taklit esası işletilmeye çalışılmaktadır.
Sara(*) – “Kızıldağ Baba (Gileyik) adak yeri, Divriği yakınlarındaki Sultan Murat köprüsü ve Fazlıoğlu Deresi civarındadır…Ören yerin civarında su gözesi ve söğüt ağaçları vardır. Buraya daha çok saralılar ve sık sık bayılanlar getirilir. Hasta, ören yere yatırılır. Bir müddet yalnız bırakılır. Görmüş olduğu rüyaya göre yorum yapılır.” 7
Hastanın ilgili yerde bir süre yatırılması ile, kutsal olduğuna inanılan gücün hastaya geçmesi sağlanmaya, dolayısıyla temas büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
– Huykesen adak yeri, Divriği-Gedikbaşı (Karageban) bucağı Çengelli dağının zirvesi ile Çimen mezrası eteklerindedir. Yamaçtaki çok yaşlı bir ardıç ağacı kutsal olarak tanınır. Buraya huy tutanlar getirilir. Adak yerine getirilen hasta ardıç ağacının altına yatırılır. Bir müddet uyumaya terk edilir. Bu sırada hasta yalnız bırakılır. Hastanın görmüş olduğu rüyaya göre yorum yapılır…Uykudan uyanan hastaya kutsal ardıç ağacının altından alınan kutsal topraktan bir miktar yedirilir. Adak yerinden bu maksatla o kadar toprak alınmıştır ki yaşlı ağacın kökleri tamamen dışarıda kalmıştır…” 7
Bir önceki uygulama ile benzerlik taşımaktadır. Ancak burada kutsal olduğuna inanılan güçten daha fazla yararlanmak amacıyla, bu gücün bulaştığına inanılan toprağın da yenmesi söz konusu olup, yine temas büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
(*) Yöresel söylenişi ile “Huy Tutan”
Sarılık
– “Boyuna sarı eşarp bağlanır, alından kan alınır.” (Ulaş)1
Hastalığın fiziki görünümü ile aynı rengi taşıyan eşarp arasında sempatik bir bağ kurularak, renk ve sempatik büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır. Kan alma işlemindeki amaç ise, hastalığa sebep olduğuna inanılan pis kanın vücuttan atılması işlemine yönelik bir uygulamadır.
– Sarılık Evliyasına gidilir. 2
– “Sarılığa yakalananlar sarılık pınarına götürülür. Hastalar gözedeki su ile yıkanır. Ayrıca pınarın suyundan bolca içirilir. Hastayı bu su ile yıkarken hiç kuru yer kalmamasına dikkat edilir. Böylece hastalığın orada bırakılacağına inanılır. Dönüşte, hastanın elbisesinden koparılan bir parça oradaki çalılardan birisine bağlanır. Yıldızeli ilçesine bağlı Güneykaya köyünde ve Topulyurt köyünde; Zara ilçesi yakınlarındaki Eğnir köyü civarında sarılık pınarları bulunmaktadır.” 5
Şifalı olduğuna inanılan pınarın suyundan yıkanılarak ve içilerek doğrudan; çalılara bağlanan eşya parçası ile de dolaylı olarak yararlanmaya yönelik temas büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
– “Sarılık tası (*) ile su içilir.” (Küpelik) 6
Kutsal olduğuna inanılan sarılık tası ve içindeki suyla temasın sağlanarak, yine temas büyüsün işletilmesine yönelik bir uygulama olup, aynı zamanda tastaki dini ayetler nedeniyle dinsel/büyüsel görünümlü bir uygulamadır.
(*)”İçinden su içenleri tutuldukları bazı hastalıklardan kurtaracağına inanılan, çevresinde Kur’an ayetleri, hadisler ve bazı dualar ihtiva eden, genellikle madeni, seyrek olarak da topraktan yapılmış su taslarına verilen ad.” 6
– “Hiç kullanılmamış bir, üç, beş, on, yirmi iki dikiş iğnesi ocaklı tarafından okunur, sarı bir tasa konur. Yedinci gün paslanan iğneler ulu bir ağacın altına suyuyla birlikte derince gömülür.” 6
Belirli sayıdaki iğnelerin okunması ile sayı büyüsü ile birlikte dinsel/büyüsel görünüme bürünen uygulama, hastalığın fiziki görünümü ile tasın rengi arasındaki sempatik bağ nedeniyle sempatik büyüsünün de işletildiği bir uygulamaya dönüşmekte; son olarak iğnelerin gömülmesi ile sempatik büyünün taklit esası işletilmeye çalışılmaktadır.
– “Sivas’ın Dumanlı, Zara/Eymir (Eğnir), Gümüşdere ve Tekke Köyündeki Şeyh Merzuban Türbesi yanındaki pınarlarda sarılıklı hastalar yıkanır, suyunu içer, aynı sudan yapılan yemeği yerler.” 6
Suya da geçtiğine inanılan kutsal güçten yararlanmaya yönelik uygulamalar olup, yine temas büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
– “Günümüzde Sivas’a yakın köyler sarılıklı hastalarını Sivas’taki Sarılık Ocağı’na getirerek, uzak köyler ise kendi köylerinde veya yakın köylerdeki yatırları (Beypazarı, Çayboyu, Gühertaş, Kahkik, İşhan, Himmetfaki, Kızılcaköy, Kutlu Kaya, Küllük, Nazır, Serpincik, Yeni Boğaz Kesen, Hacı Mirza…) ziyarete götürürler. Buralarda hastaya okuyup üfleyen ocaklıya mutlaka para verilir. Aksi taktirde hastalığın okuyana geçeceğine inanılır. Hastanın parası yoksa şeker veya bir kağıt parçasını okuyana vermesi adettir. Yine Sivas’ın Pulur kazasındaki sarılık tekkesindeki ocaklı tarafından avsunlatılmış nohut ve çir (*), hastanın elbisesi ile birlikte bir taşın üstüne konur. Üzerinde bıçak gezdirirken üç ihlas bir fatiha okunur. Hasta okunmuş elbiseyi tekkede giyer, çir ve nohudu ise bir tasta ıslatarak evinde sabahları aç karnına şifa niyetine yer.” 6
Hastalığın fiziki görünümü ile aynı renkteki nohut ve çir arasında sempatik bir bağ kurularak ve hastalığın kesilmesi teklit edilerek renk ve sempatik büyü ile aynı büyünün taklit prensibi; tekkenin kutsal olduğuna inanılan gücünün elbiseye, çir ve nohuda da geçtiğine inanılarak da temas büyüsü işletilmeye çalışılmakta; dini sözcüklerin de kullanılması uygulamayı aynı zamanda dinsel/büyüsel bir görünüme büründürmektedir.
(*) Ekşi kayısı kurusu.
– “Yedi yıl bekletilmiş, iyice sararmış sarılık sabunu ile yıkanılır.” (Yıldızeli) 6
Hastalığın fiziki rengi ve sarartılmış sabun arasındaki sempatik bağdan dolayı renk ve sempatik büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
– “Hastanın kadın olması halinde başına sarı örtü örtülür.” 6
Yine hastalığın fiziki görünümü ile sarı örtü arasındaki sempatik bağdan kaynaklanan sempatik büyüsünün işletilmesine yönelik bir uygulamadır.
– “Sarı Baba adak yeri, Divriği Eskibeyli (Norşun)’ye bağlı Gütge mezrasındadır. Köy yakınlarındaki asırlık bir ardıç ağacıdır. Buraya çocuklardaki sarılık hastalığı için gidilir. Adak yerine getirilen çocuğa ağacın dibinden alınan topraktan bir parça yedirilir. Eğer mevsim uygunsa çocuk adak yerinde yıkanır ve yıkandığı suya gene bir miktar toprak katılır. Çocuğun yıkanmış olduğu su, el ayak değmeyen temiz bir yere dökülür. Orada bulunanlara lokma dağıtılır. Aynı işlem, herhangi bir şeyden korkmuş çocuğa da uygulanır.” 7
Adak yerinin toprağa ve suya da bulaştığına inanılan kutsal gücünden yararlanmaya yönelik uygulamalar olup, temas büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
Sıtma
– “Hastanın üzerine habersiz iken aniden su dökülür.” (Ulaş)1
Sıcak olarak nitelendirilen bir hastalığın, zıttı ile yani soğuk ile tedavi edilmesine yönelik allopatik bir büyüsel uygulamadır.
– “Eski yıllarda en yaygın hastalıklardan birisi de sıtma idi. Sıtmaya yakalanmış hastalar sıtma pınarına götürülürdü. Hastalara şu pratikler uygulanırdı:
a. Sıtma pınarına hastayı götürme,
b. Kaynaktan alınan suyun aniden hastalıklı kimseye dökülmesi,
c. Okunmuş yumurtanın su gözesindeki bataklığa gömülmesi,
d. Bu pratiklerden sonra adak olarak horoz ve tavuk kesilmesi.
Divriği ilçesinde ve Merkez köylerinde en az yirmi yerde sıtma pınarı vardır. Bunlar Eçir, Çalgam Baba, Bayıtmaz, Gödüklü, Sıtma Pınarı gibi adlar taşırlar.” 5
Sıcak görünümlü olduğuna inanılan hastalığın, zıttı ile tedavi edilmesine bir uygulamanın yanında, yumurtada sembolleştirilen hastalığın gömülmesi ile hastalığın da iyileşeceğine inanılan taklit esasına dayalı sempatik büyü uygulaması ile, dini sözcüklerden dolayı da dinsel/büyüsel bir görünüme bürünen geleneksel uygulamalardır.
– “Sıtma Taşı, Divriği-Gedikbaşı (Karageban) bucağı, Ayranlı köyünün girişindeki büyük taşın kenarındaki çalılara bağlanmış olan iplerden birini çözüp bileklerine bağlarlar. Kendileri de çalılara yeni ip bağlarlar. Ziyaret yerinden almış oldukları topraktan yerler.” 7
Tamamen temas büyüsünü işletmeye yönelik uygulamalardır.
Siğil
– “Hocaya götürülüp üfletilir; kenarı arpa ile çizilir, sonra bu arpa toprağa gömülür. Arpa çürüyünce siğil de geçer.” (Ulaş)1
Arpada sembolleştirilen hastalığın çürümesi ile, hastalığın da geçeceği inancına bağlı sempatik büyünün taklit esası işletilmeye çalışılmakta, dua,vb. dinsel sözcüklerle de uygulama, dinsel/büyüsel bir içeriğe bürünmektedir.
– “Çatal Pınar’ın oyuğuna arpa bırakılır. (Şunlar yeşersin, siğilim geçsin.) denir.”2
Hastalığın arpada sembolleştirilmesi ile, yine sempatik büyünün taklit prensibi çalıştırılmaktadır.
– “Siğil sayısınca tuz ateşe atılır.” 3
Sempatik büyünün taklit esasının işletilmeye çalışıldığı bir uygulamadır.
– “Sırtüstü yatırılan bir kurbağanın üzerine taş konur.” (Apa) 3
Kurbağa ile özdeşleştirilen siğilin, kurbağanın ölmesi ile geçeceği inancına bağlı, taklit büyüsü uygulamasıdır.
– “Ağaca bir kurbağa asılarak, (Sen burada, siğilim elimde kurusun.) denir. (Avşar) 3
Siğilin görünümü ile kurbağanın derisi arasındaki benzerlikten dolayı sempatik bir bağ kurularak, sempatik büyünün taklit esası işletilmeye çalışılmaktadır.
– “Siğil sayısı kadar buğday kaynatılıp ipe dizilir ve (Tanrım siğilimi geçir.) denerek bir ağaç çürüğüne bırakılır.” (Gümüşdere) 3
Buğdayda sembolleştirilen siğilin kuruyarak geçeceği inancına bağlı olarak taklit esasına dayalı sempatik büyü ile, aynı zamanda dinsel bir görünüm de söz konusudur.
– “Siğil sayısınca arpa dalak içine koyulur, hocaya okutulduktan sonra bir ağaca bağlanarak, (Bu burada kurusun, siğil de elimde.) denir.” (Küpeli) 3
Tamamen taklit prensibi ile çalışan taklit büyüsü ile okutmadan dolayı dinsel/büyüsel bir işlem uygulanmaktadır.
– “Siğiller kurbağa kanı ile yıkanır.” (Avşar) 3
Siğilin görünümü ile kurbağa arasında bir benzerlik kurularak, benzer benzeri etkiler prensibine göre çalışan sempatik büyü işletilmeye çalışılmaktadır.
– “Siğil sayısı kadar arpaya okunur, bu arpalarla siğilin çevresi çizildikten sonra toprağa gömülür.” (Ulaş) 3
Arpada sembolleştirilen siğilin, arpaların toprağa gömülmesi ile iyileşmesinin beklenmesi işlemini kapsayan bir taklit büyüsü uygulamasıdır. Ayrıca okuma işlemi ile, uygulama, dinsel/büyüsel bir görünüme bürünmektedir.
– “Tekkeden alınan toprak çamur haline getirilip siğile sürülür.” (Ulaş) 3
Tekke toprağında var olduğuna inanılan güçten yararlanmaya yönelik, temas büyüsü işlemidir.
– “Çaputlu Evliya-İğnedin, Divriği ilçesine bağlı Ziniski köyündedir. Ekseriya Cuma günleri elde veya vücudun herhangi bir yerinde çıkan sivilce ve siğil cinsinden yaralar için ziyaret edilir. Ziyaret sahibi üç Kulhüvallahü, bir Elham okuduktan sonra karamuk ağacı olan çalıya bir çaput bağlanır. Karamuğun dikeni sivilce veya siğil üzerine batırılır. Daha sonra da çaput bağlanan dal bükülerek kırık vaziyette bırakılır. Söylentiye göre bükülen dal yeniden yeşerirse sivilce geçer, kuruyup düşerse geçmeyeceğine inanılır.” 7
– “Siğilli Ardıç, Divriği-Sincan Bucağı, Kekliktepe (Galın) köyündeki bir ardıç ağacıdır. Siğil sayısınca çivi çakılır.” 7
Çivilerde sembolleştirilen siğilin ağaca çakılması ile, taklit büyüsü çalıştırılarak, siğillerin geçmesi beklenir.
Sinir
– “Kızıldağ, Divriği-Samancıderesi çıkışında oldukça yüksek bir dağdır. Zirvede kutsallığına inanılan bir su gözesi ve toplama taşlardan ibaret üç mezar vardır. Huy tutanlar/sık sık bayılanlar buraya getirilir. Hastaya pınarın suyundan içirilir. Hasta bir müddet gözeye yakın yerde uyumaya terk edilir. Şifa bulursa kurbanla gidilir. Gözedeki suyun kutsallığına inanılır.” 5
Kutsal olduğuna inanılan göze yakınında uyutma ve sudan içirme ile, temas büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
Yılancık
– “Yılan yastığı (sümüklü böcek kabuğu) döğülür, yılanın kavı ile karıştırılır. Yaraya sürülür ve hergün bir kahve kaşığı balla yenir.” (Ulaş)1
– Eski adı Yılanlı Kaplıca, yeni adı Balıklı Kaplıcaya gidilir. (Ulaş) 1
Her iki uygulamada da, ad büyüsüne bağlı olarak, hastalığın adı ile yılan arasında bir bağ kurulmakta, ayrıca temas büyüsü de işletilmeye çalışılmaktadır.
Çeşitli Hastalıklar
– “Hasta olanlar Şeyh Çoban Türbesinin cenazelik kısmındaki suyu içmektedirler.” 2
Üstün güçlere sahip olduğuna inanılan türbenin bu gücünün, yakınındaki suya da geçtiği inancı ile temas büyüsü işletilmeye çalışılmaktadır.
Sonuç
Cumhuriyetin ilk yıllarında daha belirgin olmakla birlikte, günümüzde de, özellikle geleneksel yörelerde, büyük ölçüde geçerliliğini korumakta olan geleneksel toplum yapısı, başlangıçta çok kısıtlı imkanlarla gerçekleştirilen sağlıkla ilgili çalışmaların da önündeki en büyük engeli oluşturmuştur. O yıllarda sıtma hastalığı ile mücadele sırasında karşılaşılan bazı durumları örnek olarak vermek mümkündür:
“ Sıtma bağlamak…gibi adetler de vardır…Hekimler tarafından muayenenin bedava yapıldığı durumlarda müracaat artmaktadır. Bununla beraber sıtma veya humma-i tifo ve frengi gibi tedavisi uzun zaman alan hastalıklar da tabipten uzaklaşmaya bir sebep teşkil eder. Ahali ekseriyetle hemen pek çabuk iyi olmayı istediklerinden bedava da olsa öyle uzun uzadıya tedaviye devam edemezler.”
ALTAN, Dr. Selim: Türkiye’nin Sıhhi İçtimai Coğrafyası Gelibolu Vilayeti-1925
IX. Türk Tıp Tarihi Kongresi Bildirileri, Nobel Basımevi, Ankara 2006, 418-423. S.
“Sıtma mücadelesi başladı. Atebrinler dağıtıldı. Küçücük hapın ne faydası olacak diyenler oldu. Hatta atebrin ile gömlek boyayanlar oldu. Amma faydası görülmeye başlayınca, millet sağlık memuruna, doktora gitmeye başladı.”
YAPICI, Mestan: Beydağ
Sembol Matb., İstanbul 1995, 328 S.
“1925 yılında sıtma savaşı başladığı günlerde köylerin çevresindeki bataklıklarda sivrisinekler ürüyor, sıtmalı hastalar tedavi için kinin almıyor, bileklerine ip bağlayıp üfürükçüye gidiyordu.”
www.yorumla.net
“Bir başka yerde köylüler su birikintilerinde sivrisinek larvası arayan bir sağlık memuruyla (Su böceğinden sivrisinek çıkar mı?) diyerek alay ediyorlardı. Sağlık memuru köylüleri inandırmak için, birikintilerden aldığı suyu bir bardağa koymuş ve ağzını tülbentle kapadıktan sonra kahveye bırakmış ve köylülere (Dikkat edin bu bardağın içi birkaç güne kadar sivrisinekle dolacak.) demiştir. Gerçekten de bardak içinde sivrisineklerin varlığını görünce sağlık mamuruna hak veren köylüler, çevredeki su birikintilerini ve bataklıkları kurutma yarışına girmişlerdir. Bu da etkin sağlık eğitimine güzel bir örnektir.”
www.yorumla.net
Dolayısıyla modern sağlık tesislerinin yapılarak, buralara sağlık elemanlarının atanması ve bunların ülkenin her yanına ulaştırılması yanında, halkın kültürü ile bağlantılı geleneksel özelliklerinin de dikkate alınması gerekmektedir. Bu durum özellikle geleneksel toplum özelliklerini korumakta olan yöreler için daha da önem kazanmakta ve buralarda görevlendirilen sağlık elemanlarının, ilgili yörenin kültürel özellikleri, halkın tutum ve davranışları konusunda önceden bilgilendirilmeleri gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu yapıldığı taktirde, konumuzu oluşturan ve hastalıklarla doğrudan ilgisi bulunmayan yukarıdaki uygulamaların da zamanla kendiliğinden ortadan kalkacağını söylemenin yanlış olmayacağını düşünüyoruz.
Bu düşüncemizi de, değerli Hocamız Sedat Veyis Örnek’in ilgili eserinin önsözünde yer alan aşağıdaki alıntısına dayanarak belirtiyoruz:
“Adet ve inanmaların bir toplumun maddi ve manevi hayatındaki olumlu ya da olumsuz etkilerini küçümsemek, görmezlikten gelmek yanlış bir tutumdur. Halkı yönetmenin ilk şartı, halkı doğru olarak tanımaktır. Halkı siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda bulunduğu çizgiden daha ileri bir çizgiye götürmek, onun eğilimlerinin, tutumunun, davranışlarının temelinde yatan şeyleri bilmekle mümkündür. Halkı köstekleyen ya da destekleyen adet ve inanmaların, zihniyetin kök nedenlerini bilmeden alınacak her tedbir, kısa süreli, kısır ve yanlış olacaktır.”
Yararlanılan Kaynaklar
BAYAT, Ali Haydar: Halk Tıbbında Özellikle Anadolu’da Sarılık Hastalığı ve Tedavisi. (6)
III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1987, 47-66. S.
BAYAT, Ali Haydar: Anadolu Tıbbi Folklorunda Göz Hastalıkları. (4)
IV. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri, Ofset Repromat, Ankara 1992, 43-58. S.
BAYAT, Ali Haydar: Anadolu Halk Hekimliğinde Deri Hastalıklarına Bir Örnek Olarak Siğil ve Tedavisi. (3)
V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Gelenek, Görenek, İnançlar Seksiyon Bildirileri, Kılıçaslan Matb., Ankara 1997, 60-81. S.
ERGUN, Pervin: Türk Kültüründe Ağaç Kültü. (7)
THK Basımevi, Ankara 2004, 879 S.
ERGİNER, Gürbüz: Anadolu’da Erenlerin Sosyo-Kültürel Fonksiyonları.
Uluslar arası Anadolu İnançları Kongresi Bildirileri, Ekip Grafik Mtb., Ankara 2001, 271-277. S.
GÜMÜŞÇÜ, Osman: Osmanlı’dan Cumhuriyete Geçiş ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türkiye Halk Sağlığı
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 55, Cilt: XIX, Mart 2003
KAYA, Doğan: Sivas’ta Yatırlar
1. Uluslar arası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi Bildirileri, Korem Matb., Ankara 1998, 265-280. S.
ÖRNEK, Sedat Veyis: Sivas ve Çevresinde Hayatın Çeşitli Safhalarıyla ilgili Batıl İnançların ve Büyüsel İşlemlerin Etnolojik Tetkiki.
DTCF Basımevi. Ankara 1981, 135 S.
ÖZEN, Kutlu: Sivas ve Divriği Yöresinde Su Kültüne Bağlı Adak yerleri. (5)
IV. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri, Ofset Repromat, Ankara 1992, 203-214. S.
POLAT, H. Hüseyin: Sivas Ulaş’ta Halk Hekimliği Uygulamaları. (1)
Ürün Yayınları, Ankara 1995, 119 S.
SANTUR, Alparslan: Türbe ve Yatırlar Etrafındaki İnanışların Atatürk Devrimleri ve Halk Hekimliği Çerçevesinde Değerlendirilmesi.
I. Uluslar arası Atatürk ve Türk Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Genç Ofset, Ankara 2001, 235-241. S.
SANTUR, Alparslan: Anadolu’da Geçmişte Bazı Geleneksel Uygulamalar Çerçevesinde Sıtma Hastalığı ve Atatürk Dönemi Sıtma Mücadeleleri.
Atatürk Dönemi Sağlık Tarihi Kongresi (1920-1938), 06-09 Kasım 2007, İzmir.
ÜÇER, Müjgan: Sivas’ta Folklorik Tıp ve Bunun Modern Tıptaki Yeri. (2)
Türk Halk Hekimliği Sempozyumu Bildirileri, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1989, 253-266. S.
Not: Söz konusu makale 27-30 Ekim 2008 tarihleri arasında Sivas’ta düzenlenen “Cumhuriyet Döneminde Sivas Sempozyumu” nda sözlü bildiri olarak sunulmuştur. Bildiri daha sonra yayımlanmıştır.
Santur, Alparslan: Sivas’ta Sağlık/Hastalıkla İlgili Çalışmalar Çerçevesinde Bazı Dinsel/Büyüsel Uygulamalara Etnolojik Yaklaşım, Cumhuriyet Döneminde Sivas Sempozyumu Bildirileri (27-30 Ekim 2008), II. Cilt, byy., Sivas 2009, 415-431. S.
Fotoğraf: Divriği Darüşşifası.




