Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, çok eskiden bir Keloğlan yaşarmış, bir köyde. Bunun yanında annesi de varmış. Yaşlı kadın, fakirlikten her geçen gün daha da erimiş, bitmiş, tükenmiş. Keloğlan ormana gider, odun keser, eşeğine yükler; onları satabildiğince, para getirebildiğince karınlarını doyururlarmış.

Bir gün, yine böyle pazara gitmiş; eşeğine odunları yüklemiş. Annesi de pencerenin önünde bekliyomuş, oğlu pazardan dönsün de bikaç lokma yicek bişi getirsin de yiyelim diye. Keloğlan bi torba fasulyayla geri dönmüş. Annesi sevinmiş oğlunu görünce. Bakmış ki; Keloğlan’ın elinde ne para ne yicek;  yalnızca bi torba fasulya. Çok sıkılmış, üzülmüş, hatta biraz da sinirlenmiş oğluna, söylenmiş. “A benim kel oğlum, keleş oğlum, bu ne böyle? Sen hiç akıllanmıycan mı? Ben bekliyom ekmek getiresin, sen getiriyosun bi torba fasulya. Bunlarla napıcaz?” demiş. Keloğlan da; “Anne, bildiğin gibi değil; bunlar sihirli fasulyaymış. Pazarda bi adam bunları bana zorla sattı. Bunları alırsam çok zengin olcağmı söyledi.” demiş. Annesi daha çok sinirlenmiş. “Sen böyle her şeye kanıyosun; biz daha çok fakir olcaz, daha çok aç kalıcaz. Niye böyle yapıyosun?” diye söylenmiş. Epey bi süre bağırıp çağırmış. Keloğlan’ın elinden fasulyaları almış, pencereden dışarı fırlatmış.

Aç olarak o akşam yatmışlar. Keloğlan’ın karnı iyice acıkmış. Uyku uyuyamamış. Kalkmış yatağından, “Bahçede biraz gezineyim.” demiş. Bi de ne görsün; kocaman bi fasulya ağacı. Annesinin attığı fasulyalardan kocaman bir fasulya ağacı oluşmuş. Keloğlan merak etmiş; ağacı başlamış tırmanmaya. Çıkmış, çıkmış, çıkmış; ağacın tepesi yokmuş, görünmüyomuş. Habire çıkıyomuş, habire çıkıyomuş. Sonunda gökyüzüne ulaşmış. Karşısına kocaman bi saray çıkmış. Çok çok büyükmüş. Kapıyı çalmış; cevap veren olmamış. Girmiş, bakmış; eşyaları çok çok büyük, normal eşyaların iki üç katı. Bakınmış, bakınmış; karşısına yaşlı bi kadın çıkmış. Kadın, Keloğlan’ı görünce çok şaşırmış. “Oğlum, senin burda işin ne, sen kimsin?” demiş. Keloğlan da başından geçenleri anlatmış. Kadın da demiş ki; “Eyvah! Burası devin sarayı. Dev, biraz sonra geri dönecek. Sen ona yakalanmadan gitsen iyi olacak; fakat sen, o gelmeden geri dönemezsin heralde. Gel sana bir iki lokma bişi veriyim de yemek ye.” Keloğlan, bir iki lokma bişi yemiş.

Bu arada, devin altın yumurtlayan tavuğu varmış. Onu görmüş. Kadın demiş ki; “Sakın o tavuğa dokunma. Dev nerdeyse gelcek, o gelmeden bir an önce karnını doyur ve hemen burdan çek git; değilse seni yer.” Keloğlan biraz korkusuzcaymış; pek aldırmamış.

Karnını doyurmuş. Tavuğu da koltuğunun altına almış. “Ben, bu tavuğu götürüyorum; zengin olayım bunla.” demiş. Kadın da demiş ki; “Sakın ha, dev seni öldürür.” “Bişi yapamaz, ben kaçarım.” demiş. “Yapma, etme oğlum. Bak, sesi geliyo; güm güm geliyo dev.” demiş. Keloğlan dinlememiş. Tavuğu aldığı gibi koşarak çıkmış saraydan. Ağaca doğru yönelmiş. Tavuk da başlamış bağırmaya; “Gıt gıdak, gıt gıdak, Keloğlan beni kaçırıyo, çabuk bak, çabuk bak.” diye devi çağırmaya başlamış.

Keloğlan ağaca doğru yönelmiş. Aşağı inmeye başlamış. Dev de duymuş sözleri. O da arkasından gelmeye, koşmaya başlamış. Keloğlan son sürat koşmuş, koşmuş. Ağaçtan inmiş, inmiş, inmiş. Tam bahçeye adımını atmış, yukarıya bi bakmış ki; dev de arkasından geliyo; ama o, epey yükseklerdeymiş. Hemen annesine bağırmış; “Çabuk bi balta getir, anne.” demiş. Annesi; “Napcan baltayı?” demiş. “Sana, soru sorma diyorum, çabuk getir.” demiş. Baltayı getirmiş annesi, Keloğlan’a vermiş. Keloğlan başlamış ağacı kesmeye. Güm güm güm ağacı kesmiş. Dev de iyice yükseklerde olduğu için pat diye düşmüş ve ölmüş. Keloğlan da altın yumurtlayan tavuğun sayesinde zengin olmuş.

Masalı Anlatanın Adı ve Soyadı: Meral DERDİÇOK

Doğum Yeri ve Tarihi: Nazilli, AYDIN, 1959

Öğrenim Durumu: Lise mezunu

Masalı Kimden Dinlediği: Anneannesinden

Mesleği: Emekli

Masalın Derlenme Tarihi: 19 Haziran 2010

(Visited 1.037 times, 1 visits today)