Beğböğrek Masalı
D- Şimdi bu Beğböğrek… Masal mı, hikâye mi diyorsunuz siz buna?
K- Biz, masal diyoz.
D- Bağböğrek masalını kimden öğrendiniz?
K- Babamdan gelir.
Şimdi eveli: Varmış yokmuş. Bir fakirlen, bi zengin yaşarmış bi arada. O zenginin, çocuğu yokmuş. Fakirin de, böyle çocuğu varmış; böyle birkaç tane. Akşam oldu mu, onlarlan böyle boğuşur, sevişirmiş. (Onların, onlara özentisi çokmuş.)
Bi gün, zenginin karısı gitmiş: Nedir bunların böyle… bu kadar sizin zevk, muhabbetiniz? demiş. O da demiş ki: Bunlar altın topu. Çocuklarım benim. Biz, böyle yaşarız demiş. Ondan sonra geliyo, bunu beyine anlatıyo. Beyinin, gahrına gidiyu bu laf. Ondan sonra, bunların birisi bi ata biniyo, birisi bi kısrağa biniyo; bi yola düşüyolar.
Yola giderken, önlerine bi devriş baba geçiyo. Devriş baba diyo ki: Beybaba diyo, nereye gidiyosunuz siz böyle? Biz diyo işte… Yav! Sen git devriş baba işine. Sen, bizim derdimizden anlamazsın.
Hayli bi daha gidiyolar. Gene aynı devriş baba, bi daha geçiyo. Gene aynısını söylüyo. Bi üçüncüye geçince, hanımı diyo ki: Be adam diyo, aynı adam üçüncüye geçti. Bi anlatsana şu adama derdini diyo. Çekiyo atın başını. Diyo ki: Bizim diyo, çocuğumuz olmuyo. Bizim derdimiz, bu diyo. O da: Bundan kolay ne var be baba diyo. Çıkarıyo cebinden iki tane elma. Bunları diyo, al diyo. Kabuklarını elmanın diyo, kısrağa yedir. İçini de hanımına yidir. Hanımın doğurucak bi oğlan çocuğu; kısrak doğurucak bir tay, erkek bi tay. Bunların ismini ben koyucam diyo. Nası bulucam ben seni? diyo. Büyük bi yeme-içme yapacaksın. Bu yime içmeye ben gelirim. Ben, bunların ismini ben koyucam diyo.
Hakkaten, geliyo geriye adam. Hanımı bi oğlan çocuğu doğuruyor; kısrak bi tay doğuruyo, erkek.
Bunlar büyümeye başlıyo. Çocuk, okul çağına geliyo. Okula gitmeye başlıyo çocuk. Okula başlayınca, her gelişte gidişte, tayın yanına uğrarmış çocuk. Meraklıymış taya çok.
Bi gün gelmiş; tay başlamış ağlamaya. Bu da başlamış ağlamaya. Ya Allah’ım diyo, şuna bi dil ver de, niye ağladığını ben de öğreneyim diyo. Allah tarafından, taya bi dil geliyo. Taya dil gelince: Ne ağlıyon? diyo şimdi gene. Diyo ki: Sana diyo annen diyo, bi şey hazırladı: Seni öldürecekler. Sana bi yemek hazırladı. Öñüme goyunca… Yimem diyo. Yimemezlik yapmıycaksın diyo. Hemen diyo giriceksin diyo. Annen diycek ki: Benim bi evladım olsun da, bu saate kadar böyle aç dursun? Hemen yemegleri öñüne goyucag diyo. Sakın yime diyo. Kedileri çağır diyo. Onlara döküver diyo. Onlar diyo, hemen ölücek diyo. Ya anne! Senin yemeğen de, adam öldürücek de; çık git diyo.
Aynısını -giriyo- annesi: Ooo! Bir ananın bi evladı olsun da, ne bu kadar diyo bu vakide aç dursun? diyo. Hemen yemeğe öñüne goyuyo. Kedilere: Pist pist diyo. Oo! Yimez falan diyo ama dinlemiyo çocug; ordan ders almış. Hemen döküyo kedilere. E anne! Senin yemeglerin de, insan öldürücek diyo. Çekip gidiyo ordan.
Şimdi ertesi gün, başka film çeviriyolar. Bu sefer, bi elbise diktiriyo. Omuzlarına zehir goyuyo. Zehir goyunca…
Geldiğinde, gene at ağlıyo ertesi gün okuldan dönüşte. (Her okuldan dönüşte, uğrarmış.) Bak diyo, gene ağlıyon. Niye ağlıyon? diyo. Annen diyo, bi elbise dikti. Omuzlarına zehir koydu. Bu zehirlen diyo, seni zehirleyecekler; öldürecek. Geymem diyo. Geymemezlik yapmıycaksın diyo. Sizin diyo -eskiden, hizmetçilere halayık derlermiş; halayık varmış-, halayığa yakışan, bana yakışır demekten şaşmıycaksın diyo.
Çağırıyolar halayığı. Giymez, olmaz dedise de, dinlemiyo bu. Halayığa bi geydiriyo elbiseyi. Halayık hemen, olduğu yerde ölüyo. Ya ana diyo, senin diyo elbisen de adam öldürücek. Çıkıp geçiveriyo.
Ertesi günü ağlıyomuştu. Bu sefer, her tarafından akıyomuş yaş, tayın. Gene uğruyo okuldan dönüşünde. Ne ağlıyon? diyo şimdi. Yaa diyo… (İsmini koydurduk muydu biz? Koydurmadık de mi? İsim de konucaktı, bak! İşte bak, bi hata yaptık orda.) (Derleyicinin ricası üzerine, kaynak kişi, anlatıya yeniden başlıyor. Ö.G.)
(Şimdi aynı gene) bi fakir varmış, bi zengin varmış. [1]Bir varmış, bir yokmuş. Evvelki zaman içinde, bi fakir, bi zengin varmış. Bu zenginlen… Fakirin, çocuğu çocuğu çokmuş. Bunlarlan oynarkan -böyle- fakir, onlara özenmiş.
Bi gün, hanımı gitmiş sormuş. Hanımı sorunca, demiş ki: Niye bu kadar sizin şeyiniz? Biz demiş işte, benim bunlar altın topum. Biz, böyle geçiniriz. (Böyle gündüz çalışır, akşam yiyenlerden bunlar.)
Bunu, gitmiş beyine anlatmış. Beyi demiş: Bizim niye çocuğumuz olmuyo? Biz de aramaya gidelim. Biniyolar biri ata, biri kısrağa.
Giderken, öñüne bi derviş geçiyo. Devriş diyo ki buna: Nere gidiyosunuz? Ya! Sen anlaman benim derdimden diyu. Bi daha -bi ileri daha- gidiyo. Gene aynı devriş, gene geçiyor. Gene aynısını söylüyo adam. Üçüncüye geçince: Be adam diyo, buna diyo, sen niye derdini söylemiyon? Anlatsana bi diyo.
Kolunla atın başını çekiyu; anlatıyo durumu: Böyle böyle diyo. Bizim çocuğumuz olmuyo. Bunun için, biz çocuk baktırmaya gidiyom hanımıma. İşte, çocuk olur diye. Bunun kolayı var diyo. Çıkarıyo iki elma cebinden. Elmaları veriyo. Bunu diyu, soy diyo. İçini hanıma yidir. Kabuklarını kısrağa yidir. Kısrak, doğurucak erkek bi tay; hanım, oğlan doğurucak. Bunlar diyo doğduğunda diyo, isimlerini ben koyucam. Nası ben seni bulucam, koydurmak için ismini? Sen diyu, büyüg bi yeme-içme yabıcaksın. Yeme-içme yab diyo; ben gelir korum diyo.
Şimdi geliyo memlekete. Aynen: Hanım, oğlan doğuruyo; kısrak, bi erkek tay doğuruyo.
Büyümeye başlıyo bunlar. Be ya! Bunların ismi yok. İsim koyalım bi diyo. Bi yeme-içme yapıyolar. Herkes toplanıyo. Bi bakıyolar. O adamı arıyolar orda. İsim koyucak ya. O ismi koyucak adamı arıyolar bütün.
Bi ovanın içinden, bi kıpırtı geliyo. Şu adam da gelsin de hanım diyo. Artık bu adam gelmiycek; koyalım bunu. Bi de, gele gele geliyo: O adam. Gelmiş. Yeme içmeyi yapmışlar. Bu tayın adı diyor, Benliboz. Oğlanın adı Beğböğrek. Bunların adı, bu diyo. Adını koydum diyo; çekiyo kayboluyo. (Ermişin biriymiş herhalde.) Kayboluyo adam, isimlerini koyunca. Ondan sonra, isimlerini koyduktan sonra, çekip gidiyo adam.
Bunlar şimdi -deminki anlattığım gibi- çocuk okula gidip gelmeye başlıyo. Okula gidip gelirken, böyle ağlamaya başlamış. Gelmiş gene; ağlıyo. Niye ağlıyon? İşte diyo, annen yemek yaptı. (Hayvan -tay- ağlıyo. Tay ağlamaya başlıyo. Niye ağlıyosun? diyo taya.) Şu… Ya Rabbim diyo, şu taya diyo, bi Allah tarafından dil ver de, anlatsın derdini diyo. Taya, Allah tarafından bi dil geliyo. Böyle böyle diyo; sana, annen yemek yaptı. Yemeğe zehir koydu. Seni zehirleycek; öldürücek. Yemem diyo. Yememezlik yapmıycaksın diyo. Sen diyo gidiceksin şimdi diyo. Onu, senin diyo annen diyo, karşılaycak seni. O diyo: Evladı olsun da, bu ülkede(?) aç kalsın? diyo. Yemeğe önüñe sürücek diyo. Yememezlik yapmıycaksın diyo. Kedilere dökceksin diyo. Dökme! diycek ama sakın ha yeme; dinleme diyo.
Aynı sofrayı goyuyolar önüñe. Sofrayı goyunca, hemen kedilere çağırıyo; döküyo. Kediler ölüyo. Ya anne diyo, senin diyo yemeklerin de, adam öldürücek. Çekip gidiyo.
Ertesi günü, gene okula gidiyo. Okuldan dönüşte, gene ağlıyo. Ya Rabbim diyo, niye ağlıyo bu tay gene? diyo. Sana, gene bi tuzak hazırladılar diyo. Elbise diktiler. Omuzlarına zehir koydular. Bunu geydin mi, ölürsün diyo. Geymem diyo şimdi. Geymemezlig yapmıycaksın diyo. Sizin halayık var ya diyo. Halayığa çağıracaksın diyo. Buna yakışan, bana yakışır diyceksin diyo. Halayığa giydi mi, halayık ölücek zaten diyo.
Halayığa bi çağırıyolar. Halayık bi giyiyo elbiseleri: Halayıg orda ölüyo. Ya anne diyo, senin elbiselerin de insanı öldürecek diyo; çıkıp gidiyo.
Ertesi günü, gene okula gidiyo. Okuldan dönüşte, tay… (İki yerden yaş akıyomuş. Bu sefer, her taraftan akmaya başlamış.) Ya Rabbim! Niye ağlıyosun? diyo gene taya. Ya ya diyo şimdi. Eveli sanaydı diyo; şimdi bana döndü diyo. Şimdi, beni diyo öldürücekler. Beni öldürdüler mi, seni rahat öldürürler. Nası öldürücekler? Benim… Annen şimdi diyo, saman buğuna durdu diyo; hasta oldu. (Yanı bildiğimiz, hayvanlara verilen saman var ya. Onun buğuuna durduğun zaman, insanı hasta yapar. Bi de: Benzini sarartır.) Saman buğuna durdu annen diyo; hasta oldu. Yatıyo, iniliyo şimdi diyo. Bi de, onun bi hoca… (Böyle hem hocaymış hem hekimmiş o zaman.) Bi dostu varmıştı. O dostu yaptırıyo bunları.
Şimdi geliyo, diyo ki: Benim diyo yüreğemi buyurdular. Beni kesicekler diyo. Beni kestiler mi, seni yaşatmazlar diyo. Kestirmem diyo. Kestirmemezlik yabmıycaksın diyo. Şimdi girdin mi eve diyo, annen, hasta diye iniliyor diyor. Ben de: Bi anaya, bi at gurban olsun diyceksin diyo. Annesinin…
İşte annesi ığılıyo, sızılıyo. Sararmış benzi falan. (Saman buğuna durmuş.) Şimdi: Bi anaya, bi at kurban olsun diyo. Dediği vakit -at da, ordan tarif ediyo ama-: Beni diyo kesicekler diyo. Kestirmemezlik yabmıycan; gedicen diyo. Tam diyo cellat beni yatırdığı zaman, keserken: Dur diyceksin diyo. Ben bunu, bu kadar büyüttüm, bu kadar baktım. Buna bi bineyim. Ondan sonra kesilicek. Cellat, galdırıcak bıçağı diyo. Bana diyo, getirin bana gümüşten eheri. (Eskiden eğer olurdu atlara, bilirsin.) Atın üstüne bir al de geti… Al getiricekler diyo. İçine de, altın doldurucaklar heybenin diyo. Biniceksin üstüme diyo. O zaman diyo, yelemden köpük aşmaya başladığı zaman, ben sana söylerim diyo. O zaman, benim iyice vücudum gızar diyo. Gaçıcaz diyo. Kaçmıyınca, kurtuluş yok burdan diyo.
Aynısını… Annesi geliyo: İniliyo, sızlıyo böyle. Hasta olmuş. Bi anneye, bi at kurban olsun diyo. Şimdi, anneye kurban olsun diyince, yarın keselim diyolar atı.
Ertesi gün oluyo. Meydana çıkarıyolar; kesicekler. Yatırmışlar atı. Dur diyo cellata; kesmeyin. Ben diyo, bunu bu kadar baktım. Buna, bu kadar emeğem geçti. Ben, buna bi bineyim. Ondan sonra kesin diyo. Ondan sonra, hemen babası diyo: Getirin bi al’eybe. Bi al ‘eybe de atın içine.
Gümüşten eheri goyuyolar üstüne. Biniyo üstüne bunun bu. Hepsini atın, tamamen süslüyolar.
Sokakta böyle geziyomuştu: Bi öte, bi beri. Biniyo ata. Komşuları anlamış. İşte: Falanca bey! Sokaklara zincir gerdir. Bu at, kaçıcak. Sokaklara bak diyo. At, gene onu sezmiş. (O demek ki at ama -derlermiş- Köfelen cinsi. Köfelen cinsi derlermiş ata. Herşeyi duyar, bilirmiş.) Şimdi at: Sokaklara zincir gerdiler. Sıkı tut üstümden. Zincirden atlaycam demiş. Sokaklara zinciri germişler. Öteden dönmüş: Bak, atlıyom demiş. İyi, sıkı tutun. Zincirin üstünden bi atlıyo böyle; hani şimdiki atların atladığı gibi. Gidiş, o gidiş!
Az gidiyo, uz gidiyo; bi köyün kenarına varıyo. Bi çeşmenin başına oturuyo böyle; akşamüstü. Bi kocagarı suya gidiyo, çeşmeye. Gocagarıya diyo ki: Beni musafir alır mısın bu gece nine? diyo. A oğlanım diyo, seni yatırıcak yatağam da yok, yatırıcak yorganım da yok. Hayvanına vericek arpam da yok. Benim, hiç bi şeyim yok oğlanım diyo. ‘Eybeye açıyu; bi avuç altın alıyo. Nenenin avucuna dolduruyo. Gel oğlanım, gel diyo. Yatırıcak yorganım da var, işte samanım da var, damım da var. Herşeyim var oğlanım; gel diyo. (Altınları görünce nene, müsafir alıyo.)
Şimdi o köyde de, bi Akkavak Kızı varmış. Kırk kelleden, bi saray yaptırıyumuş. Otuz dokuzunu almış. Kırkıncı, bu gelmiş. Burda ne diyo, bi davul çalınıyo? Ne bu? diyo. İşte burda diyo, bi Akkavak Kızı var. Kırk kelleden, bi saray yaptırıyo. Otuz dokuzunu aldı. Bi tane daha alırsa, saray yaptırıcak kırk kelleden diyo. Ne bunun işi? diyo. İşte bunlā diyo, bi şartları var. O şartlarını kabul edip diyo, yerine getirebilirsen diyo, o diyo… Sen kazanırsan… Kazanamazsan, kelleni alır o diyo. Git, sen söyle ona diyo. Aoğlum diyo, senin gibi neçe yiğitleri yidi. Vasgeç sen bu işten diyo. Ya nine! Sen bak işine diyo. Git söyle. (Nine evelden razı. Bi ‘eybe altın var orda. Altınlar, neneye kalıcak. Onun için, razı nene.) Gitmiş, söylemiş.
Yatıyomuş evde böyle. (Müsafir ya evde.) Pençerenin camından içeriye, bi demir parçası, dangadak diye içeri girmiş. İçeriye girince, kalkıncaya gadā -Ata danışmadan giderse, hiç bi şiyi muafak olamıyomuş. Ata danışıyomuş her işi. Ata danışmadan…-, bi yakalamış demiri; kaldıramamış. Başlamış ağlamaya şimdi.
Atın yanına gitmiş. N’oldu? dimiş. Böyle böyle bi demir attılar; atamadım. Git dimiş, iki rekat namaz kıl. Git dimiş, ondan sonra o demiri dimiş yakala. Sana, tütün çıbığı kadar gelmiycek. Git dimiş, onun pençeresinden içere at; içeri dimiş.
İki rekat namaz gılıyo; geliyor. Demiri alıyor. Tütün çıbığı gadar gelmiyo, galdıramadığı demir. Gidip, kızın pençeresinden içere ah idiyo; içere atıyo. E, bunu becerdi diyo. Bi işimiz daha var. Yarın diyo ava gidicez; hazır olsun.
Şimdi, o da ata biniyo ertesi günü; kız da ata biniyo. Ava gidiyolar. Silah alıyolar; ördek avına gidiyolar.
Şimdi ördekleri kız vurmuş. Dönmüş. O hâlâ vuramamış. Bi de bakmış: Yanı başında, on iki tane ördek yüzüyü. Bi silah atıyo. On ikisini birden vuruyo. Alıyo, heybeye koyuyo. (Ama kız çok olmuş döneli yani. Kim eveli gelirse, ördeğe vurur da kim eveli gelirse, o yani bahisi kazanmış oluyo.)
Şimdi bak diyo… O daha, o gitmedi. Yolda gidiyo. Ben bunu, şimdi ardından yeticem; önüne geçicem. Bak diyo o sana diyo -önüme geçmesin diye diyo-: Böyle memeleri bıraktın da, nereye gidiyon? diye açılıvericek sana diyo. Bakarsan, atarım seni diyo.
Aynısını -atlının yanından geçerken- aynısını kız yapmış. (At, ni yapcağnı biliyomuş demek ki.) Gene dayanamıycakmış oğlan; bakıcakmıştı. At, bunun -kızın- atını dekmeyi bi çakıyo alnından. A -bunun- yayılıp gidiyo. Almış eheri eline. Onu da kazanmış. Gelmiş; kızın babasının önüne atmış ördekleri. (O bahisi de kazanıyo.)
Babam, bağa iyi at vēmez ki; babam, bağa iyi at vēmez ki deye deye, gız almış iğeri eline; gēmiş.
Oğlana diyo: Senlen, bi tek işim galdı diyo. Onu da kazanırsan diyo, onu da kazanırsan: Ben seninim, sen benimsin diyo. Tamam diyo; ne o? diyo. Yarın sabah diyo, köy meydanında, senlen güreş tutucaz diyo. Güreş tutucaz diyince: Ya, kız bu diyo. Kızı da yenmeye ne olucak? Ata danışmadan gene geçiveriyo. (Ata danışmadı mı, hiç bi bahisi kazanamazmış.)
Şimdi, köy meydanına çıkıyo. Güreşi tutuyo bunlar öğleden eveli falan ama bayağı sendeletmiş oğlanı; yıkıcak. At orda, yanındaymış onun ama at böyle dayanıyomuş, yıkılmasın diye. At aklına geliyo, yıkılcağını anlayınca. Dur kız diyo; ben diyo iki rekat namaz kılıyım. Ondan sonra geleyim.
Bi gidiyo atın yanına. Atın yanına varıyo. Şimdi ata diyor: (Onun, orda türküsü var. Onu söyleycem.) (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Geldim ata, kızılan buluştun ısa
Şeker şerbetleriniñ içtin ise
Gaçalım mı, goşalım; ne dersin Beğböğreg
diyo gendi. (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Akgavag gızınılan buluştuñ usa
Şeker şerbetleriñi içtin ise
Çünkü ağam, geldin bana danıştın ısa
Gorkmam gorkmam meydanlar senindur
diyo. Bak diyo, gız seni diyo -o kız- orda yenicekti diyo. Ben ordaydım diyo. Bana danışmadan gittin diyo at buna. Şimdi git diyo, iki rekat namaz kıl diyo. Ondan sonra git diyo. Öğlen geçmeyince, sakın ha gızla güreşe dutuşma diyo. Öğlen yılıyıcak; ondan sonra diyo.
Öğlen böyle… İki rekat namaz kılmış. Gitmiş meydana, gezinmeye. Gız gelirmiş yanına. Dur demiş gıza: Vakit var.
Vakit gelmiş. Ondan sonra, diyo at buna: Sol memesinin üsdünden diyu, bi kafa vuracan diyu. O, bi sendeler diyu. Tut saçlarından, vur yere diyo.
Aynısını yapıyo. Dönerken, bi kafa vuruyo gıza. Gız: Küt düşüyo. Saçlarından yapışıyo. Ben seninim, sen benimsin diyo. Sen, bu bahsi kazandın. Ben seninim diyo. Alıyo bunu, atın arkasına bindiriyor; doğru memleketine.
Akgavak kızıymış, o kızın adı. Akgavak gızını getirmiş memleketine. Şimdi babasının memleketine gelince: Akgavak gızını getirmiş Beğböğrek diyolar. Akgavak gızını getirmek merafet değil. Dedesinin kılıcı var falan devlette. O dedesinin kılıcını getirmek merafet diyolar köylüleri yada komşuları. (E dedesinin kılıcı da, başka memleketteymiş yani; başka bi…) (Almanya gibi bi yerde.) Ordaymış kılıç. Onu duyuyu Beğböğrek.
Babasına diyo ku -ağırına gidiyo o söz-: Bağa diyo, otuz dokuz tane hayvan bul; otuz dokuz tane insan bul. Ben, dedemin gılıcına gidicem diyo. Oğlum! Yapamazsın, beceremezsin dediyse de, dinlemiyo çocuk. Buluyo otuz dokuz hayvan; otuz dokuz da adam. Bi de kendisi. Kırk hayvan, kırk adam oluyo bunlar.
O düvelin yanına gidiyolar; yaklaşıyolar. Bi koruluk varmış böyle; içi manda dolu. Giriyolar ora; hayvanları çakıyolar. Yiyicek bulamıyolar. Tutuyolar, mandanın birini kesiyolar orda. Onu yiyolar. (Kırk kişi; ne olucak: Bi manda!) Onu yiyince, bunu şimdi yiyenler: Bir gün bi gece, iki gün iki gece, üç gün üç gece… Uykuya yatıyomuş yiyenler.
Şimdi yatarkan, Beğböğreğ’e gelmiş sıra. Beğböğrek demiş ki… İki gün iki gece… Yatma ağam demiş şimdi at. Gel şunu, bir gün bir geceye çevir. Burası, el memleketi. Başımıza bi iş gelir diyo. Hep senin didiğin oluyo. Bi de, benim didiğim olsun diyo. Ben garışmam ağam; sen bilirsin diyo.
Bi yatıyo onlar. Şimdi oranın… (Şimdi tabirimiz, oranın cavurları değil; Almanlar. Kimlerse!) Geliyolar, mandaları alıyolar. Bi tanesi yok mandaların. Bi de bakıyolar: Kırk tane hayvan, kırk tane adam; uyuyo hepsi. Uykuya yatmış. Otuz dokuz tanesini, alıp götürüyolar. O bi tane, Beğböğreğ’in üzerine, böyle apışmış. Arkadan geleni depiyo, önden geleni ısırıyomuş. Beğböğreğ’i vermiyo -sahibini-; üzerine apışmış böyle. N’aptılarsa, sokulamıyolar yanına. Birkaç tane adam yaralanmış.
Gidiyolar -kıralları varmış-, kırallarına anlatıyolar: Böyle böyle… Otuz dokuzunu aldık. Bi tanesi vermiyo. Sahibinin üstene… Bana, o adam lazım diyo. Ona diyo, köfelen cinsi derler; o ata diyo. O at, kuru-sıkıdan korkar. Sakın ha vurasıya atmayın bak diyo.
Çeviriyolar atı. Kuru-sıkı yapıyolar -silah- havaya. O silahı atınca, zikkeyi sökünce, fırlayıp gidiyo. (Kuru-sıkıdan korkarmış.) Geliyolar, Beğböğreğ’i de alıyolar. Hepsini bunların, hapsaneye dolduruyolar.
Günü gelen, bi kalkıyo: Kafasını duvara vuruyo. İki gün iki gice… O gākıyo, o gākıyo… Oo! Herkes hapsaneye girmiş. Hapsanede yatıyolar onlar.
Bunların, yedi senede bir, bayramları gelirmiş. O yedi sene gelince -bayramda-, o otuz dokuz kişiyi, çaşıya izine salmışlar hapsaneden. O bir kişiyi salman diyo kıral. Onu diyo şeyin üzerine çıkarın, damın. Çakın oraya diyo. Ordan baksın diyo. Onu diyo, at çalar diyo. Onu salmayın diyo. O at…
Oraya çakmışlar onu. O orda seyre bakıyomuş yani; açıkta öyle. Kendi memleketlerinden… (Eskiden kevrancılar gelirmiş. Kervanlar geçermiş böyle; alım satımcılar.) Onlar geçerken görmüş orda; tanımış onları. Şunlara dimiş, türküylen, şu memleketimden bi haber soruyum. Şimdi demiş ki türküde: (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Kervancılar, kervancılar
Dünya malından alıp satımcılar
Silada, anamdan babamdan haber gon gedin
dimiş. Savranbaşı atı çekmiş: Şu dimiş türkü söyleyenin, cevabını kim verirse, şu sarı gatırı vericem demiş. Keloğlan: Ben demiş, ben veririm demiş. Çıkmış. Hadi ver demiş. (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Biz kervancıyıg
Dünya malından alıp satımcıyıg
Sen kimlerdensin
Bize kendini bildir
dimiş Keloğlan. (Ona soruyo yani: Kimsin sen? diyo.) (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Kervancılar, kervancılar
Dünya malından alıp satımcılar
Beni sorarsanız: Beğböğreg
dimiş şimdi Beğböğreg cevabını. Kendini bildirmiş. Şimdi Keloğlan demiş: (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Biz kervancıyıg
Dünya malından alıp satımcıyık
Anayın gözleri kör oldu
Baban öldü
Böyle duyduk, böyle işittik Beğböğrek
demiş. (Keloğlan da, o cevabı vermiş yani. Babasını, anasını bildirmiş.) Annesinin gözü kör olmuş; babası ölmüş. Şimdi tekrar -Akkavak Kızı var ya- bi de onu sorayım demiş türküyle: (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Kervancılar, kervancılar
Dünya malından alıp satımcılar
Silada, gara gözlümden haber gon gidin
dimiş. Hemen gene Keloğlan çıkmış: (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Biz kervancıyık
Dünya malından alıp satımcıyıg
Sılada gara gözlünü
Emmin oğlu kel vezire verdiler
Üç ay üç gün müsade verdiler
Üç ayı gitti, üç günü galdı Beğböğreg
Böyle duyduk, böyle işitdik
demiş. Ondan da al haberi. (Yani düğünü oluyomuş. Üç ay, üç gün müsade vermişler. Üç ayı gitmiş; üç günü galmış.)
Şimdi onu orda, o türkü söylerken, kıralın kızı varmış böyle; yanında, apartumanda. Onu, pencereden dinliyomuş orda. Bunun böyle diyişine… Onlar gitmiş. O ağlamaya başlamış orda. Bunun ağlayışına, kıralın gızı acımış.
Gelmiş akşam. (Şimdiki, bizim dediklerimiz -eskiden, kapıcı derlermiş buna- şimdi gardiyan diyolar.) Hapsane ya. Vermiş şarabı gardiyana, vermiş şarabı. Bunu zaroş yapmış. Almış anahtarları. Açıveriyim kapıyı demiş. Hepsi hür etmiş. Olmaycak burdan dimiş; gaçırıcaz hapisleri. Kitlemiş gapıyı gene. Çıkmış evin üstüne. Evin üstünü delmiş. Delik açmış ordan. Bi ip salmış aşşağa. Gündüzkü dimiş türkü söyleyen kimse, sarılsın ipe; çıkarıcam demiş. O dermiş: Ben -kırk kişi bunlar içerde-; o dermiş: Ben. Durun arkadaşlar demiş. Siz çıksanız, beni burdan siz çıkarabilir misiniz? Ben çıkıyım. Sizin hepinizi çıkarırım demiş. Gelmiş sarılmış ipe. Gelmiş deliğin ağzına.
Kız ipin… ip elinde. Silada demiş, yavuklun var mı, yok mu? Var demiş. Eveli onu mu alıcan, beni mi alıcan? Onu alıcam demiş. Seni alıcam diyeydin, atıcaktım seni demiş. Çekmiş, çıkarmış bunu.
Bu, yedi senede, saça sakala garışmış. Bi tıraş ettiriyo. Götürüyo bunu, götürüyo. Babasının tavlası varmış. (Kıralın kızı.) Tavlaya götürmüş; bi at çekmiş altına.) Biniveriyomuş: Beli hemen yassılıyo. Onu piniyomuş: Beli yassılıveriyomuş. Şimdi yassılıyo diye, bunu bi türlü… Dur gız demiş. (Atı aklına gelmiş.) Benim atım var.Ben çağırıyım; gelir. Ben giderim demiş. Şimdi o, onlan da yavuklu oldu ya, ona, yedi senede işlediği bi çevre -derlermiş eskiden, mendil gibi bi şey- yani emanet vermiş ona çevreyi. (Büyük bi mendilmiş.) Onu goymuş cebine. Gitmiş, daşa oturmuş. (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Geldin, binet daşlarına oturdum usa
Yetmiş günlüg yoldayısan yetiş
Derd ortak, elden gidiyom
demiş.
At duymuş -ovada yayılıyomuş- bunun sesini. Duyunca bu, bi gulag gabardıyo: Ses geldi. Çıkıyo hemen ordan. Bi gara duman. Bi de bakıyo: Ovanın içinden, bi gara duman çıkmış geliyo.
Gelmiş hemen o daşa, bi yanaşmış at. Bi biniyo üstüne atın bu; kaydırıveriyo. Bi daha dönüyo; gene atıyo. Başlıyo ağlamaya. Ne ağlıyon? diyo. Boyumca su buldumsa içtim diyo; boyumca ot buldumsa yedim diyo. Hiç benim kaltağımı almak yok mu? diyo. Bi de kaltağını alıyo: Sırtı yara olmuş. (Yedi sene geçmiş.) Yedi senede, sırtı yara olmuş. Öte bakıyu… Şimdi n’abam? diyo. Sil arkamı diyo; vur kaltağımı diyo. Silicek bi şey bulamamış. Öte bakınmış, beri bakınmış: Yok bi şey. O gızın verdiği çevre aklına geliyo. Onu alıyo eline. Siliyo bunun -atının- yaralarını. Altından, kadife düy çıkıyo. Atıveriyo mendili. (Kız da, bakarmış pençereden böyle: Ya goca gulaklı Türk! diyo.)
Şimdi gene binmiş üstüe; gene atmış. Bi daha binmiş; gene atmış. Başlamış ağlamaya gene. Ne ağlıyon? diyo. Benim diyo yedi senedir diyo, dışarda yayııyom. Boyumca ot buldum, yidim; boyumsa su buldum, içdim. Hiç benim dizginimi almag yok mu? diyo. Bi de dizginini çıkarıyo: Dili düşmüş onun. Gene ağlamaya başlıyo bu. Ne ağlıyon? diyo. Tükür dilime diyo; vur dizginimi diyo. “Tü” diyo diline böyle tüklüklen. Dil, anadan doğma oluyo. Hemen vuruyo dizginini; binicek.
Herkez -şeyler de- kalkmaya başlamış. Sabah yaklaşmış; ışımış gayi. Su(?) dökmeye kalkmaya başlamışlar. Gorkma diyo, alamazlar seni elimden. Bi biniyo üstüne. Gıza, şöyle bi selam vereyim demiş apartumanın altından geçerken; evinin altından. Neyse, kayıplara garışmış at. Kız demiş: Böyle bi ata, bi çevre helal olsun demiş o zaman; kıralın gızı.
Geliyo memlekete. Memlekete gelince… Geliyo şimdi. Kendisi tabii Beğböğreg olduğu için, iyi giyinmiş falan. Bi abdal varmış orda; köyde. Çeşmenin başında ona rastlıyo. Abdala diyo ki… Abdalın da elinde, bi “damdıra” varmış böyle; çalarmış. (Damdıra: Saz gibi bi şey herhalde.) Hava çalarmış abdal unla. Abdal diyo, seninlen elbiseleri değişelim amma diyo, bak diyo senin elbiselerin eski diyo. Senin elbiselerini değişelim. Damdırayı üstüne verirsen, değişirim diyo. Abdal: Veririm diyo. (Yeni elbise giyinicek.) Abdal, elbiseleri alıyo arkasına. Abdal, yenileri giyiyo. Öteki de, eski elbiseleri giyiyo. (Böyle çıplıcık; gögsü falan açık gibi böyle.) Alıyo damdırayı da, alıyo eline.
Çeşmenin başına oturuyo. Şimdi giderken -oraya giderken- böyle sekiz-on yaşlarında bi kız kardeşi varmış. Büyümüş o. Büyük bi… Kocaya gitcek çağa gelmiş. Testiyi almış, suya geliyo ama tanıyamamış gız gardeşini. Oraya gitmezden eveli -şimdiki tazı köpekler olur; ufak böyle- o tazı köpeklerinden, bi köpekleri varmış. Köpek, arkasında gızın geliyomuş. (Hani: Bi köpek, insanı yedi sene unutmaz derler ya.) Köpek gelmiş. O orda, eski elbiseli oturuyo orda; çeşmenin başında. Üstüne üstüne atlarmış. Tanımış Beyböyreğ’e. Köpek -yanda durdu ya- üstüne üstüne atlarmış onun.
Şimdi gız suyu doldurmuş. Onun üstüne atlayışını; köpeğe gızmış: Elin adamına, boyuna vıyık vıyık yapıyo. Nası? Nerden tanıyo bunu? diye, bi daş vurmuş köpeğe. Vurma gız, vurma! O da, onun yanında durduydu demiş.
Kız desdiyi bırakınca, bi goşuyo. Bi varıyo eve.Benim diyo gardeşim yada yanındakı arkadaşları gelik. Benim gardeşimin, hiç bi nişanı yok muydu? diyo. Var diyolar. Sol memesinin üstünde, bi ben var; şurda, şu yokarsında diyolar.
Geliyo şimdi çeşmenin başına: Abdal diyo; goynundan ekmek düşdü diyo. O da -zaten elbiseleri eski- şöyle yapıvermiş. Beni meydana çıkıvermiş. Gardeşi olduğunu da anlamış o zaman. Gelmiş, boynuna sarılmış. Hadi tanıdın sen beni demiş. Git dimiş; söyleme. Ben demiş, yay-ok atanların yanına gidiyom. (Eskiden düğünlerde… Bizde hâlâ yaparlar onu. Düğünlerde nışan atarlar nişanlı kız olursa. Tüfeklen nışan atarlar. Bi örf, adettir bizde öyle. O zaman da varmış o örf, adet. Eskiden, yalnız tüfek yokmuş da -küntüre derler böyle:- Yay-ok. Yay okunlan nışan atarlarmış.) Ben, oraya gidiyom diyo. Yalnız diyo, ben diyo ordaki yay-ok atanların yanına gidiyom. Beğböğreğ’en demirden yay okunu versinler derlerse, vermemezlik yapmayın evden diyo; verin diyo. Ben isterim onu orda diyo.
Giderken, gānı acıkmış. (Bizim de, eskiden böyle düğünler: Eskiden hanımlar aşçılık yapardı. Şimdi öyle yapmıyolar. Herkez, özel ahçı dutuyo.) Şimdi, ahçı ocağının yanından geçiyomuş. Karnı acıkmış Beğböğreğ’en yani. Ahçı ocağına giriyim de, bi garnımı doyurayım demiş. Girmiş oraya.
Şimdi damdırayı almış eline. Çalarmış boyuna. Ne çalıyon Keloğlan? demişler. Bi ağzınla söylesen de… E! Aç ayı oynar mı? diyo. Garnımı doyurayım. Garnını doyurmuşlar. E çal bakam Keloğlan. Şimdi, ordakı aşçılık yapan iki kadının birisinin dostu varmış. Dostunlan yakalamıştı Beğböğrek; gitmezden eveli. (Himdi Beğböğrek yakaladığını, kadın biliyomuş zaten.) Şimdi başlamış; ağzın da söylesin deyince: (Kaynak kişi, ezgisiyle söylüyor. Ö.G.)
Köpeğinizin adı Baracık değil mi
Baracık değil mi
Senin de dostun Mustafacık değil mi
diyince, karının gulağına gidiyo o laf. Bi bakıyo: Ulan diyo bu… Beni kim gördü? Bi düşünüyo: Beğböğreg gördü.
Oyunu bırakınca, dooğru Akgavak Gızı’na, müjdeye gidiyo. Akgavak Gızı da, bi eline zehir almış, bir eline panzehir. Varmam, da varmam diyomuş, emmisi oğlu Kel Vezir’e. Beğböğreg geldi diyo. Burda Beğböğrek! O zaman bu, panzehiri atıyo; zihiri atıyo gız. Yani müjdeyi alıyo; Beyböğreğ’in geldiğini.
Ordan galkıyo gidiyo bu, şeye: Nışan atanların yanına varıyo. Şimdi oturmuş oraya. Bi abdal: Vurdum goz deliğini dermiş. Atarlarmış, atarlarmış: Kimse vuramamış. Vurdu mu len abdal? diyolar. Hep vurdun gozu da! Bi de sen at da görelim diyolar. Bunun yay okunu alıyo. Asılıyo: Kırılıyo. Onunkunu alıyo. Asılıyo: Gırıyo. Ya gidin diyolar, şuna, Beyböğreğ’en demirden yay oku var; onu getirin.
Getiriyo. Bi ağlamaya başlıyo. Niye ağlıyon? diyolar. Vuramaycağını anladın. Undan ağlıyon. (O küflenmiş o şey. Ona ağlayormuş; yay oku.) Nese, bunu silmiş falan biraz bu. Gidin dimiş oraya demiş, şöyle bi gara çevirin. Garayı n’apcan? Hedefi vur da, garayı n’apcan sen? Siz çevirin dimiş. Bi atıyo. Hedefi, tam o çevirdikleri garanın ortasından vuruyo. Ordan şimdi, bırakıyo geliyo bu. (Nışanı da vuruyo orda. Yani Beğböğreğ’en geldiğini öğreniyolar orda.) Şimdi ordan, şimdi çekiyo…
Şimdi kaldı ya arkadaşları o memlekette; el memleketinde. Onlara almaya gidiyo. Gidiyo, gene o şehri buluyo. Şehirin etrafında, kırk sürü mü, elli sürü mü diyim sana, keçi-goyun alıyo. Bi sürü de manda buluyo. Etrafında da deniz varmış şehirin. Şimdi diyo ki çobanlara: Bu diyo emirinizdeki ne kadar hayvan varsa, bu hayvanların hepsi, sizin olacak. Yalnız ben diyo, akşam karanlığı bastıktan sonra diyo, siz, bunların boynuzlarına birer tane mum yakıcaksınız. Bunları: Yakın didiğim zaman, yakıcaksınız. Söndürün dediğim zaman, söndürceksiniz diyo.
Mandaları denize koyuyolar. (Manda, yüzmek bilir ya!) Boynuzlarına birer mum! Karanlık bastıktan sonra, ata biniyu. Bi girme giriyo şehre bu! Yakıyoom, yakıyoom diyo. Bi çıkıyo herkez dışarı: Oh! Her taraf, ateşten sarılmış. Boyuna da geliyo üzerlerine. Yakıyom diye bağırıyomuş. Ne gardaşım; istediğin ney? Ne isdiyosun? Niye yakıcaksın sen bizi? Ne var? Burda diyo, kırk hayvanla, kırk ta adam var diyo. Ya! Adamın biri gaçtı; burda otuz dokuz var. Bi de dedemin gılıcı var diyo. Dedemin gılıcını vereceksiniz. Bu kırk adam, kırk… O, otuz dokuz diyomuş unlar. Yok diyomuş; kırk! Ne isdiyon bunun yerine? İşte diyo, kıralın gızını verirseniz, gabul ederim. O kırkıncının yerine de, kıralın gızını kabul ediyo. Veriyolar buna.
Bi çıkıyo şehirin dışına: Söndürün diyo herkeze. Söndürtüyo bunu; şeyleri. Herkezin önüñdeki hayvanlar, kendinin! Ordan kıralın kızını da alıyo. Atın arkasına bindiriyo. Dedesinin kılıcını da alıyo. Dedesinin kılıcını da aldıktan sonra, memlekete geliyo. (O şeyi de getiriyo: Kıralın kızını.) Ondan sonra, oraya geliyo.
Bunlara, kırk gün kırk gece bi düğün; ikisine birden. Ondan sonra, gökten üç elma düşüyo. Birisini masal söyleyen yiyo, birisini de ben yidim. Birisini de dinleyicilere yidiriyolar. (Masal da burada sona eriyo.)
D- Abi, şimdi bu “masal”ı siz: “Babamdan duydum” mu dediydiniz?
K- Babamdan duydum. Sonra, benim biraderim vardı. O da söylerdi. Ondan duydum.
D- Babanız okuma yazma bilir miydi?
K- Bilmezdi.
D- Bu masalı başka anlatanlar var mıydı?
K- Amcalarım vardı. Onlar da anlatırdı ama babamdan fazla anlatan yoktu. Babam çok anlatırdı. Babam benim, on iki sene İngilizler’de yesir kalmış. Herhalde oralardan öğrendi. Nerde öğrendiyse!
Derleyicinin: “Bir varmış, bir yokmuş” yok mu? sorusu üzerine kaynak kişi, söze yeniden başlıyor.
Ayvacık İlçe Merkezi – Çiftlik Mahallesi (12.05.2001)
Erkek, 62, Ayvacık-Güzelköy, okur-yazar, evli, iki çocuklu




