D- Mehmet Amca! Bana o zaman, dünyanın yaratılışını ve Adem ile Havva’nın cennete konuluşunu, Havva’nın yaratılmasını, cennetten kovulmalarını anlatabilir misin?

K- Tabii. Şimdi esasında bu dünyanın oluşu: Aslında bunu, ne kitap alır ne de şey alır. Ama daha “derin”ler vāsa, ona bi diyeceğim yok.

            Cenab-ı Allah melaykelerine demiş ki: Ben, insanoğlu yaratacam. Demişler melayke: Ne yapıcan sen? Biz sana yapıyoz istediğin her şeyini.

Dört tane melayike gelmişler Huzur u İlahi’ye. Demişler: Rabbim! Ne yapcaksın bunu? Yaradıcam demiş. Sizin bilmediğiniz şey var. Andan son, bu cenneti, cehennemi yaratıyor ve Adem Aleyhisselam’ı, cennetin kapısının yanına kalıbını yaptırıyor, dört tane melayikeye; çamurdan.

D- Ezazil var mı onların arasında? Yani şeytan olan, sonradan şeytan olan melek?

K- Şeytan yok daha. Şeytan, sokulamıyo şeytan zaten. O esna üzeri, şeytan sokulamıyo.

D- Neden? Bir suç mu işlemiş şeytan?

K- Tabii bi şey yaptı ya: O kabul etmedi ya Cenab-ı Allah’ı. Ben, ateştenim dedi. Sen, bana nası kumanda verirsin? dedi. O, kabul etmedi. İşte bak. Şimdi güvendi kendisine. Melaykeler, melaykeler; hepsi: Rabbim! dediler. Diz çöktüler, secde yaptılar. Gökten melaykeler indi ve ayağını böyle, ayağını doğruldamadılar. (Bi: Namazda olan kişiler.) O gadar melayke indi aşağıya. Sadece, şeytan secde etmedi. Ben etmem dedi. Ben dedi, ateşten halk oldum. Etmedi. Adem’e de secde etmedi ve Cenab-ı Allah’ın emr-i ilahiyasını da kabul etmedi.

Şimdi bu esna üzereyken, topraktan yaratıldı Adem Aleyhisselam. Yaptı kalıbı melaykeler. Ruha emredildi: Gir! Girmedi ruh; giremedi. Dolandı, dolandı, dolandı, dolandı: Giremedi. (Çünkü şey, kendisine göre bi bilgisi var; Cenab-ı Allah vermiş: Girirsem, nası çıkarım? diye, diyerekten.) Nihayet emr-i vaki geldi. Cebrail geldi; ruha şey yaptı: Gireceksin dedi. Girdi, girdi.

Şöyle cennetin kapısına -benim bildiğime göre-yirmi adım gadar bi yerde, sağ tarafına baktı. Sağ tarafına baktıktan sonra, cennetin kapısında bir yazı gördü. Bu yazı… Cebrail Aleyhisselam’a sordu: Bu kimdir? dedi. Bunun dedi: Birisi sen… Hazreti Muhammet sallallahü taala aleyhi vessellem, birisi de benim dedi. Bu yazı, ikimizin ismidir orda dedi.

D- Hazreti Muhammet’in ismi okunuyor;  ikinci…

K- Bi de Cebrail Aleyhisselam’ın. Başka demiş ki: Bunlar -bu yazı- odur. Şimdi bu üzere, Cebrail’e dedi ki: Ya Cebrail! Emr-i vaki, o erkek ademden… (İsmi: Adem.) Bundan bir tane, sol ‘ye kemiğinden, bir icat-ı müreviye(?) yapacaksın; bi kadın doğacak. (Cebrail’e dedi Venab-ı Allah.)

(Bak şimdi! Onu şey yapalım:) Cebrail’in makamı ta… Cenab-ı Allah’ın huzuruna gidemez. Hfz-ı Sema’ya kadar gider. Burdan öte, ben gidemem der; yanarım. (Ordan alıyo emri.) Gitti dedi ki: Ya… Adem’e. Adem uyandı, canlandı. Ama kımıldayamıyo. Böyle ….. vaziyette; bulanık vaziyette vücutu. Böyle: Dalgalı. O zaman, ondan suura geldi. Sol ‘ye kemiğinden -hiç duymadan-, Havva Anamız’ı yarattı.

D- Neden yaratma ihtiyacı duydu?

K- Şimdi: Eşlenme meselesinden.

D- Yani Adem’in bir isteği mi oldu o konuda?

K- Hayır efendim. Adem sati kendine malik diğil. Bu, yanı insanlığı eşlendirmek için, dünyaya bunu… (Allah’ın hikmeti bu. Ona kimse sır yapamaz, şey yapamaz.

D- Tamam. Havva Anamız’ın da yaratıldığını öğrendik. Ondan önce, ben sana bir-iki soru sorayım. Daha önce, hiç başka dünyalar, başka canlılar yaratılmamış mıydı?

K- (Valla şimdi Ömer Bey, şöyle bi tevatır var:) On sekiz bin âlemin âdemi, ya Adem diyor. (Hani buna, benim de aklım sırrım ermiyor. Onsekiz bin âlemin… Adem? Yani, sade âdem olarak mı geçmiş bu on sekiz bin dünyadan acaba? Sade… Nası olduğunu bilmiycem. Yani, bunu yalan söylemeyelim; bir. İkincisi: Bugün… -eveli akşam-, uzayda bi tane şey buldular: İnsan hayatı. Bi şeyde, yukāda; nerdeyse, bilemiycem. Onu seyrettim burda; televizyonda. Neyse, onu bırakalım da…)

D- O zaman, ben başka bir soru sorayım. Şimdi Adem yaratılırken, toprağı getiren hangi melaykeydi?

K- Dört tane melayike. Dördü birden getirdiler. Başka hiç kimse karışan yok. (Ben, hocamdan bunu öğrendim. Ve bütün eşraftan da bunu öğrendim.)

D- Toprak, kendinden parça vermeyi kabul etti mi?

K- Acık öyle bir ortada bi şey var. Toprak, vermemek istemiş. Fakat Cebrail Aliyhisselam, emr-i vaki demiş: Alın, zorlan alın demiş. (Yanı bunu da duydum yanı.)

D- Ezazil diye bir şey duydunuz mu?

K- Şimdi onu duydum ama ona fetva veremeycem Ömer.

D- Şeytanın boynuna lanet halkası geçirildi diye bir şeyler söylenir. Siz duydunuz mu?

K- Hayır efendim, böyle bi şey yok.

D- Öyleyse, Adem Ata ile Havva Ana’nın yaratıldığı yerden devam edelim.

K- (Ordan devam edelim.) Neyse Adem, Havva doğduktan sonrai anadan doğma -çıplak- olarak yaradıldılar. Adem -şey!- Cebrail Aleyhisselam, Havva’nın doğduğu yeri pansuman yaptı Adem’e. Ve o günkü günde, elbise yok, bi şey yok, bi şey yok. Hurma yapraklarınnan, avret mahallerini kapattılar.

D- O zamandan avret mahalleri var mı?

K- Var. Avret mahalleri, taha şeyde var: Doğuruluşunda var, doğuruluşunda var amma sonra, cennete girdikten sonra, buyday ağacını yidikten sonra, bulamadılar; pisliklerini nereye sürünsünler?

D- Oraya gelmeden… Onların bu yaratılmaları, cennetin dışında mı gerçekleşiyor?

K- Dışında. (Tahmini olarak söyleyim. Kafamda pek şey kalmamış. Yanlış da olabilir.) Böyle, cennet-i âlânın kapısına çok az bi mesafede olmuş bu vaka.

D- Cennete alındılar. Peki, bu levha -Hazreti Muhammet Peygamber’le Cebrail’in adının yazılı olduğu levha-, cennetin dışında mıydı?

K- Dışında, kapısında; dış yanda.

D- Bunlar cennete alındılar. İşte bu avret yerleri de örtüldükten sonra…

K- İçeri girdikten sonra örtüldü.

D- Ondan sonra neler oldu? Şeytan, nasıl girdi içeri? Cebrail, neyi yasakladı onlara? Cennetin kapısında hangi mahlûklar vardı? Onları anlat istersen.

K- Şimdi bak! Cennetin kapısında: Bi kere yılan, bu kuş (Tavus kuşu), undan son, bi tane de -adını bilemiycem- bi tane daha var. (Fakat dedim ya: Hafıza biraz yavaşladı.) Bi mahlûk daha var. Onun nesli kesilmiş dünyadan. Onun, Cenab-ı Allah taha o anda neslini kesmiş.

D- Nasıl bir şey? Anka kuşu gibi bir şey mi?

D- Değil, kuş değil o da. Kuş değil, başka bi şey. (Onu bilemiycem doğrusu; bi şey.) Şimdi bunlar… Şeytan kapıya gelmiş. Gene gene, gene gene, gene gene rahatsız etmiş. Bu, iki tane hayvanı kandırmış.

D- İçeri almamışlar yani başlangıçta?

K- Hayır hayır. Girmiş. (Ötekiler içerde.) İçeri girdikten sonra, Cenab-ı Allah emretmiş: Siz! Şunlardan, şunlardan, şunlardan yiyecek siniz. Sade şu ağaçtan yimiyeceksiniz. (Bu da: Buyday ağacı.) Bundan yimeyeceksiniz. Bundan sakın yimeyin. Burda yaşıyacaksınız demiş.

D- Buğdaylar, bu günkü buğdaylar gibi mi?

K- (Aynı, hic değişmez.) Bu buğday ağacından yimeyceğniz. Burda yaşayın ama… (Sonra onları çıkaracak mıdır kayrı, nası olacağını; orasını biz de bilmiyoz tabii.) Nihayet bunlar… Şeytan bunları aldadıyo.

D- Gelelim şeytana. Şeytan, kapıdan gitti geldi, gitti geldi. Nasıl kandırdı?

K- Bu iki tane; yılanlan, yılanlan, bu tâvus kuşundan…

D- Bir de, üçüncü hayvan var dediniz.

K- Onu bilemiyorum.

D- Var mı ama?

K- Var, yüzde yüz var. O da sürünüyo ama, timsah mı diyicem; bilemeycem. Başka bi şey.

D- O da bir sürüngen?

K- Sürüngen. Tabii tabii, tabii tabii; sürüngen ama kendi halinlen duran bir hayvan. Yani, bir haraketi yok. Daha haraket yok. Çünkü canlı olarak, canlı olarak hiç bi şey yaşamıyor daha o anda.

D- Ama kapıda duruyor?

K- Kapıda duruyor. Bekçi olarak bekliyor. Duruyo kapıda, sürüngen halinde.

D- Ayakları filan yok?

K- Hayır. Adem’i, Adem’i Havva’yı şeye koyduktan sonra, bunları… bunlar harakete geçiyo.

D- Adem’le Havva girene kadar…

K- Hayır efendim. Onlar öyle, resim gibi, o şekil orda onlar şey yapılmış öyle.

D- Diğer mahluklar da o esnada mı yaratılmış, yoksa bunlar ilk yaratılanlar mı?

K- Bunlar ilk yaratılanlar, canlı olarak -melayikeler hariç- gözümüze görünen.

D- Yani, Adem’le Havva’dan sonra ilk yaratılan mahluklar…

K- Bunlar, bunlar işte: Tâvus kuşu, yılan, sürüngen (ama bilemiycem adını. Tabii hafıza yavaşladı biraz.)

D- Şeytan, bunları ne diyerek kandırıyor?

K- Bunları, şeytan aldatmış. Demiş ki: Beri bakın! (Şeytan eğilmiş başlarına.) Çok şeyler vaat etmişler şeytana. Biz -işte- şöyle yapıcaz, büyle edicez. Sizi, şöyle doyurucaz. Size şunu vericez, boynunuza şunu yapıcaz.

D- Kim diyor onu?

K- Şeytan.

D- Mahlûklara?

K- Mahlûklara. Mesela: Bu gün, tâvus kuşunun çeşitli renkleri var. (Gelip görürsün benim bahçede, burda.) (Bant değişikliği nedeniyle, derlemeye kısa bir ara veriliyor. Ö.G.)

 

D- Mehmet Amca! Tavus kuşuna, şeytanın vaadinde kalmıştık. Yılana ne vaat ediyor şeytan?

K- Yılana da: Sana demiş, dört tane ayak vaad ediyorum; sana dörd ayak vericem. Sen demiş, böyle sürünmeyeceksin. Onu da böyle aldatıyo ve bunların ağızlarından…

D- Hangisinin ağzından?

K- Yılanın ağzından girir. Ötekisini de bu, kanatlarının ara yerine gizleniyo. O ta şeyli yerlere; kuyruğunun üstündeki en şık yerine.(Yani bilinmiyem diyerekden.) Fakat o şekil giimişler  içeri. Girirler ve aldatıyolar Adem’len Havva’yı.

D- Üçü birden mi giriyorlar cennete?

K- Tabii tabii.

D- Tavus’la yılan da mı giriyor?

K- Yılan da giriyor, tâvuz da; üçü birden.

D- Cenab-ı Allah -sürüngenle birlikte- bu üç mahlûku cezalandırıyor mu?

K- Retliyor onları tabii. Hiç istemedi. Şeye bi taha sokmuyo hiç hiç onları. Hatta ve hatta, şeytana öyle bir vaad veriyo ki Cenab-ı Allah: Sen, dünya durdukça, dünya durdukça diyo yanı, sen ateşten kendini ayırmaycāsın. Uğradıyir onları, şey edıyır, redlıyır.

D- Cennetten dışarı mı atıyor?

K- Cennetten dışarı uğradıyır. Ta urdan uğradıyır.

D- Şunu duydunuz mu: Tavus kuşunun ayaklarının çirkin olmasının, ona verilen bir ceza olduğunu?

K- Muhakkak, tabii. Onun için; hepsi.

D- Onu bir söyleyiver.

K- (Şimdi onu diycem e, sıra orıya geldi zaten.) Şimdi şeytanın bi tanesi, güzel şey vēmiş; şık vēmiş. Taha giymeden önce, güzel şıklamış tâvuzu. O şimdi, kendini biyenecesiye gadar, almış onu kendi kanatlarının altına. Fakat bi tanesi, farkına vāmış ki, bu çıkarkan demiş: Bakalım nası çıkacak? Bi de çıkarken bakar: Ayakları -Nası bilıyı mısın?- böyle şey gibi, zirif gibi şey çıkıyı: Ayak; bacaklarından. Yanı, -Cenab-ı Allah- çıkarkani onu öyle zorlan şe yapmış ki; retlemiş onları. Onun için yanı bu, sürünerek çıkmış. Sıpıtmış onu melayike, sıpıtmış. Sıpıtıncasıya kadar, ayakları ondan -onun için- çirkin.

D- Yılanın bir cezası var mı?

K- Yılan sürünüyo. Sana demiş, yok! Sen, dünya duudukça sürünecen böyle; tamam. Hic demiş senin kurtuluşun yok.

D- O seyreden mahlûklar kimler?

K- Orda da, melaykeler var. Melaykeler, yerden şe yapıyolar, bakıyolar böyle bütün duruma.

D- O diğer yaratığa da ne ceza veriyor; sürüngen dediğiniz?

K- Onu da cezalandırmış amma, onu da: Aydan ve güneşten mahrum mu demiş, bi şey demiş amma te şimdi bilemeycem Ömerim.

D- Şeytan cennete girdi. Ondan sonra, nasıl kandırıyor, kimi kandırıyor?

K- Ondan sonra, kandırarak giymiş onların yanına. ‘Er mahlûktan -şey- her nebattan başlamış yimeğe şeytan. Bundan yimeğe başlamış, ondan yimeğe başlamış. Bu sıfer demiş ki: En tatlı demiş, bu. En lezzetli, en tatlı: Bu buyday ağacı. (Adem’len Havva’ya; ikisine birden.) En tatlı demiş, bu. Bundan demiş alın ve yiyin. Andan sınra alıyolar. Taa aldığı an, Cenab-ı Allah’a vâki şe yapmış. (Cenab-ı Allah’ın bilmediği bi şey yok dünyada. Yaratan zaten o.) Hemen malum olmuş. Cebrail Aleyhisselam’a -hıfs -ı mahfızda, makamında- ‘emen emr-i vâki geliyi: Git! Adem’len Havva’yı cennetten oğrad.

D- pekiyi, onlar bu meyvayı yiyorlar. Ondan sonra ne oluyor?

K- Karınları şişiyo. Büyük aptesleri geliyo.

D- daha önce bu vakte kadar, hiç abdest…

K- Hiç bi şey yok, yok, yok. Bütün cennetteki duran, şimdi bu günkü, hal-i hazırda kim cennete ayağını bastıysa: Büyük aptes; işemek yok. Terlen götürüyosun.

D- Orada çocukları oluyor mu?

K- Olmuyo, olmuyo; bi şey olmuyo. Andan sonra bu şeyi, pislikleri saklamak için, koltualtlarına, bi de avret mahallerine sürüyerler; görünmesin diye bu pisliği. Andan sonra, bunları Cebrail kovuyo dışarı.

D- İnsanların o bölgelerinde kıllarının çıkmasının nedeni o mudur?

K- Muhakkak, tabii ondan.

D- Öyle mi anlatırlar?

K- Tabii tabii, ondan.

D- Sonra: Bunlar cennetten uğratıldılar. Nereye gittiler?

K- Birisini Kaf Dağı’na, birisini de şimale. Bunları , hiç yanlarına yannaşmamak için, böyle biri birlerine ayrı tuttular hep. Adem’in avucuna, biraz buydey goydu.

D- Cennetten mi?

K- He. (Kaynak kişi, derleyicinin sorusuna olumlu yanıt veriyor. Ö.G.) Biraz buğday koydu. Vādığı yēde ekti Adem bunu. Hemen -ani olarak, ani olarak- yetişti buğday. Yaptı ama Adem nası biliyo mısen? Bu dağdan, taa Kızılbayır’ın öteki o Çığrı Dağı’na adım adım adımladı.

D- Yani iki-üç kilometre var her adımı?

K- Heh! Daha fazla bir adımı. Yane bu oruç… Öyleliklen yani şe yaptı. Yani el kayasınnan yahut ta taşlan dövdü; yaptı, yidi.

D- Bu ilk tohumlar ama cennetten indi?

K- Cennetten indi.

D- Havva ne yapıyor o arada?

K- Havva da aynısı. Aynısı ona da vēdi. O da aynısını yaptı.

D- Havva Anamız’ın da adımları o kadar uzun muydu?

K- Hayır, onun diğildi uzun. O daha kısa mesafelerde dönüyodu. Zaten Havva çok gezinmedi. Adem çok gezdi, çok aradı.

D- Havva Anamız niye az gezdi?

K- Una işte… Şimdi, biraz suçlu diğil görünüyodu.

D- Neden?

K- Esas baştan, Adem Aleyhisselam datdı. Onun için, daha fazla ceza aldı o.

D- Tamam, şimdi oldu.

K- Öylelikle onu az cezalandırdı ve şöyle de Adem dedi Havva’ya: Yi! dedi, sen de yi dedi. Yi dediği için: Unda az, ötekinde çok ceza. Unda az ceza. Onun için o kadar pek fazla gezmedi.

D- Sonra neler oldu?

K- Buluştular zamanında. Araya, araya, araya, işte bu -dedim a temin de- “huu” denilen kuş. (Gayri onu bilen yok, gören yok.) İşte bunların yüzünlen buluştu bunlar.

D- nasıl oldu da buluştular?

K- Birbirlerine seslene seslene, seslene seslene, en sonunda Mekke’nin o dağın tepesinde ama şimdi…

D- Arafat mı?

K- Aa! (Kaynak kişi, soruya olumsuz karşılık vermektedir. Ö.G.) Hali hazırda… Diğil, diğil. Şimdi şeyler urda şimdi: Cenazeler orda yatıyo. Orda, o dağın tepesinde buluştular. Orda buluştular ve tekrar Cenab-ı Allah bunlara ömür vēdi. Andan sonra İdriz Aleyhisselam dünyaya geldi.

D- İlk gelen İdriz Aleyhisselam mı?

K- İdriz. Adem, İdriz, Nuh, Lut, Salih, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Şuayip, Eyup… Bunlar geriden geliyo hep.

D- Pekiyi, Şit Aleyhisselam’la ilgili bir anlatma duymadınız mı?

K- Yok, duymadım.

D- Diyoruz ki: Yeryüzündeki her insan, Adem Ata ile Havva Ana’dan meydana gelmiştir. Peki insanların renklerinin farklı olması, dillerinin farklı olması nedendir?

K- Şimdi o ‘ususta Ömerim… Cenab-ı Allah… Tabii Araplar bize uyuyor mu? Uymuyor. Biz de Araplar’a uymuyoruz. Lisanlar çok sonra bi zaman sonra ayrılmışlar.

D- Yani Adem Peygamber devrinde değil mi?

K- Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır.

D- Bir ceza olarak ayrılmış falan değil mi?

K- Diğil diğil, diğil diğil.

D- Adem Aleyhisselam’ın çocuklarının, birbirlerini öldürmesi olayı var. O konuda bilmişliğin var mı? Ne oldu da, birbirlerini öldürdüler.?

K- (Onlar şimdi nası oldu biliyon mu? O şimdi şöyle oldu:) Hiç kimse yok dünyada. Aden’in oğulları, yiyip içeyirler ‘azırdan. Adem, Cenab-ı Allah’a dedi ki -Cebrail Aleyhisselam’a-: Yav, ben bunları hep besleyecem mi böyle? Ne olacak bunlar? (Şikayet etti.)

D- Bir tek Adem Aleyhisselam mı çalışıyor?

K- Bi tek o var. Çocukları var geride -yetişmiş- ama çalışmıyolar. Babalarının getirdiğini hazır yiyerler. Bu sefer, Cebrail gitti Cenab-ı Allah’a. Dedi ki Cebrail -şey!- Cenab-ı Allah (Emr-i vaki), dedi: Sen Adem’e söyle. Onların ikisini, bir… Harun’la Karun’u getirsin bi yere. Şöyle bi tāla ayırsın onlara. Şuraya bi taş diksin. Bi de, bu yankı başa. Sen, bu taştan bu yanı geçmiycen. Burısı senin. Sen de bu taştan, bu yana geçmiycen. Deyincesine gadar, onlara bir hırs verdi. Bir kıskançlık geldi. (Bize “kıskançlık” oradan kalmadır. Bak, bu benimsemek bize, ta ordan vādır.)

D- Ondan önce yok muydu?

K- Yoktu. Bı sıfer dediler: Gel burıyı. Sen şurda; Habil’le Kabil. Sen şurayı! Şurdan öte geçmiycen. Burası ağabeyinin; burası da senin şeyin. Sen, bu taştan bu yanı geçmiycen. Bunlar, babaları ayrıldıktan sonra, ‘emen attılar; yakaladılar birbirlerini. Başladılar ünüklemeye. Kavgaya girildi iş. Andan son, pat diye yıktı altına. Şimdi, adam altında; ağabeyisi altında. Üstündeki, onu öldürüyır. Yattığı yerden hem taşı sürüyer ayaklarınlan öteki tarafa; kendi yerini genişletmek için. Taşı da, öteki kardeşinin tarafına itiriyo. (Yani bu hırs, ta o zamandan bize kaldı. Yoksa başka türlü…)

D- Sonra kardeşini gömmesi nasıl oluyor?

K- kardeşini gömmesini -onu kesin bilemiycem ama- onu galiba melayke gömdü galiba. (Te şimdi bilemiycem.) Çünkü o zıman Adem yoktu onların yanında. Adem, başka bi yerdeymişti. Galiba melayke gömdü galiba onu; defnetti.

D- Şunu duydun mu: Bir başka kuşu öldürüyor. Ayağıyla toprağı kazıp, gömdüğü için…

K- Muhakkak, muhakkak; tabii.

D- … gördüğü için, kazıp gömüyor diye.

K- Yav şimdi işte o orda da bi şeyler dönüyo.

D- Yani bunu duydunuz mu?

K- Duydum, onu da duydum. Yani karganın eşi ölmüş de, -mesela- kargayı görmüş adam. Eşini öldürmüş da; yahut da ölmüş kendi ecelinden. Onu, gömerken görmüş. Zaten insanların esas oraya dayanıyer, bu, toprağa gömülüşü.

D- Pekiyi, bu melaykenin gömdüğünü de duydunuz mu?

K- Duydum tabii.

D- İkisini de duydunuz?

K- İkisini de duydum. ‘Angısı aslıdır; bilemem şimdi.

D- Bir de şey vardır işte: Kâbil’le Habil, birbirlerinle doğanı almak için kavga etmişler diye…

K- Kavga yok, kavga yok. Onlar, birbirlerine evlatlarını verdiler. Verdiler ama eş eş vermediler; eş eş vermediler. Küçüklerini verdiler büyüğüne; büyüğünü küçüğüne verdiler. Öyle denklediler yani. Çünkü nesil yok. Yetişmiyor o zamanlar.

D- Yani böyle bir kadın meselesi yüzünden Kabil’le Habil’in birbirlerini…

K- Yok, yok; orda öyle bi şey yok. Tarladan için şey yaptılar.

D- Güruh u naci diye bir şey duydun mu?

K- Duymadım bunu.

D- “Yaratılış”la ilgili, anlatabileceğiniz bir şey kaldı mı?

K- Vallahi Ömerim, belki vādır ama şimdi olan bu.

Merkez İlçe – Kumkale Beldesi[1]  (17.01.2001) 

 Mehmet PEHLİVAN, 80,  Bulgaristan-Ruscuk, okur-yazar, evli, iki çocuklu

[1] Derleyici notu: “Kasaba -genel itibarı ile- muhacirlerden oluşuyor. Bu muhacirler: 1933-35-50-78’de, Bulgaristan’dan gelen, Sünni muhacirler. Yalnız 36 yılında, Romanya’dan gelen muhacirler de var. Kasabanın asıl yerlisi olan Manavlar, çok az sayıda da olsa varlar.”

(Visited 523 times, 1 visits today)