Orta Anadolu’nun Türkleşip İslamlaşmasıyla birlikte, yerleşik hayata geçiş başladı. Bu süreçle birlikte İslamlaşma sürecini hızlandırmak, Anadolu’yu Türk yurdu haline getirmek, şehirlerde yaşayan Rum ve Ermeni tacirleriyle rekabet edebilmek amacıyla ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle Ahi teşkilâtı Anadolu’da kuruldu. Kısaca Ahiliğin şekillenmesi ve köylere kadar teşkilatlanması politik ve sosyo-ekonomik bir mecburiyetin sonucu oldu. Yüzyıllar boyu Ahilik, esnaf ve zanaatkârları, öğretileriyle yetiştirerek, onların sadece ekonomiyi değil, siyaseti, toplum ve şehir yapısını, kültürü etkilemelerine yol açtı. Ayrıca esnafların yardımlaşma ve dayanışmasını sağlayarak ayakta kalmalarına yardımcı olmuştur.
Modernite ile büyüyen şehirler, artan nüfus artışı, kapitalizmin yükselmesiyle oluşan tüketim fazlalığı, büyük ve zincir mağazalar arasında geçen pazarlama yarışı ve bununla birlikte gelişen seri üretim sanayi çoğu küçük esnafın ve zanaatkârın zaman içinde kaybolmasına neden oldu. Bundan çok değil yüzyıl önce insanlar her mahallede, sokak arasında bulunan küçük dükkânlarda ve kurulan pazarlarda alışveriş yapıyorlardı. Fakat yerleşim yerlerinin değişimi, şehir sınırlarının genişlemesi, büyük cadde ve otoyolların ortaya çıkmasıyla değişen şehir yapısı içinde esnaflar daha küçük mahallelerde, onlar için ayrılmış pazarlarda, tarihi han ve tarihi sokaklarda bir araya gelerek süper marketlere, zincir mağazalara karşı varlıklarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Bu yapı içinde Ahilik eskisi gibi varlığını gösteremese de etkileri hala gözlenmektedir. Ahiliğin en önemli olan yedi öğretisinin Ahiliğin bilinmemesine rağmen işlediği görülüyor; fakat bunlara kıyasla birçok değerin de kaybolduğunu gözlemliyoruz.

II. Geleneksel Esnaflıkta Yardımlaşma ve Dayanışma: Suluhan Örneği

A. Dayanışmanın Önemi
Devletsiz ya da devletli toplumlar olsun fark etmez; bir topluluğun hem o toplumun bireyleri arasında, hem de diğer toplumlarla dayanışma içinde olması varlığını sürdürebilmesi açısından büyük önem taşır. Ne var ki günümüzün devletli toplumları politik, ekonomik ve sosyokültürel açıdan gelişebilmek, kalkınabilmek için diğer toplumlarla sürekli etkileşim halindedir. Dünya üzerindeki bu sistem bütününü bir topluluğun yapısında, bir yapının içinde, hatta topluluğun en küçük birimi olan ailede de gözlemleriz. Bir ailenin içinde yaşayan insanların konumlarının oluşmasının, konumlarına uygun düşen belirli sorumlulukları olmasının ve bunları yerine getirmesinin, aynı zamanda birbirlerine yardımcı olmasının, ailenin bütünlüğünü ve refahını korumasını bekliyorsak, bir toplumun içinden baktığımızda da aynı şekilde o topluluğu oluşan yapı taşlarının uyum içinde işleyerek bütünlüğü ve refahı koruduğunu görmeyi bekleriz.
Büyük olsun, küçük olsun fark etmez her birimde gözlenen dayanışmanın Emile Durkheim’a göre iki temel çeşidi vardır: mekanik dayanışma ve organik dayanışma. ‘’Mekanik dayanışma, sosyo-ekonomik benzerlikler nedeniyle aynı gereksinimleri olan insan topluluklarının zorunlu olarak birbiriyle kaynaşıp, gereksinimlerinin birlikte temin edildiği toplum tiplerini nitelemektedir.’’(Özmen, 1999:14) Bu dayanışma türünün daha çok ilkel ve içgüdüsel hareket eden toplumlara ait olduğu da söylenebilir. Bireysellik daha azdır ve topluluk kolektif bir bilinçle hareket eder. Diğer taraftan organik dayanışma, ‘’benzerlikler üzerine kurulmuş toplumların gelişip değişmesiyle farklı meslek gruplarının ortaya çıkması sonucu başlar.’’(Özmen, 1999:16) Burada daha çok gelişmiş bir yapıyı görürüz. Toplumda herkes farklı parçalarda durarak bir bütünü oluşturur, birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Fakat bu ihtiyaç mekanik dayanışmada olduğu gibi keskin değildir.
Esnaflar arasındaki dayanışma bu türlerden hangisine giriyor sorusunu cevaplamak zor; bir yanda para piyasasının içinde bulunuyor olmaları ve farklı sektörlere dağılmış olmalarıyla organik dayanışmayı çağrıştırıyorken, öte yandan benzerlikleri ve var olabilmek için birbirlerine ihtiyaç duymalarıyla mekanik dayanışma örneği gibi de görülebiliyor.

B. Suluhan’da Dayanışmanın Gözlemlenmesi ve Örneklendirilmesi

i. Suluhan’ın Tarihi ve Yapısı Üzerine
Ankara’nın Altındağ ilçesine bağlı Kaledibi mahallinde bulunan Şehit Teğmen Kalmaz Caddesi üzerindeki Suluhan; Hasanpaşa ve Ankaravi Hanı olarak da bilinmektedir. İnşasının başlama tarihi hakkında kesin bir bilgi olmasa da Hasan Paşa’nın vakfı için hazırlanmış, 1508’de düzenlenmiş ve buna 1511’de ek yapılmış belgelerine bakıldığında hanın bu tarihlerde yapıldığı düşünülüyor.
1676 tarihli bir belgeye göre hanı Ankaravi Mehmed Emin Efendinin satın alıp yeniden inşa ettiği anlaşılmaktadır. 1688’de hana suyun gelmesiyle doğru orantılı olarak hanın bu tarihlerde Suluhan adını aldığı kayıtlarda görülmüştür.
Döneminde kahve ve ipliğin satılması zorunlu olan Han 1950’ye kadar ayakta kalsa da, 1929 yılında çıkan Tahtakale yangınında harap olmuştur. 1970’li yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü hanı restore etmeye başlamış, 1983’te tamamlamıştır.1
‘’Suluhan’ın içerisindeki esnafın dünden bugüne değişen yapısını anlatan Keçelioğlu şunları söyledi: ‘Burada esnaf çeşitli işler yaptı. Bir dönem, zücaciye, nalburiye, billuriye, baharatçı varken, bir dönem de bakırcılarımız vardı. Esasında günün koşullarına, halkın taleplerine göre değişti hep bu süreç. Takı tasarım ürünleri son dönemlerde en çok burada vardı. Şimdi baktığımızda da nikâh şekeri tasarımları, düğün için malzemeler ve çiçekçiler ağırlıktadır burada.’’’(Yanar, 2017)
Suluhan iki avlusu olan bir han, girişinden geçerken kalın kemerli bir kapıdan giriyorsunuz ve sokağın içinde o kapıyı bulmak biraz zor oluyor, çünkü hanın kapısının bulunduğu sokak da birçok dükkâna ev sahipliği yapıyor ve çok hareketli. Hana girdiğinizde ilk avluya bakan yapının üst katında bulunmuş oluyorsunuz. Önünüzde avluya ve ilk kata inen büyük bir merdiven bulunuyor. Büyük avluda mescit ve çay bahçesi bulunuyor. İlk kattaki dükkânlar genellikle nikâh şekeri, düğün çiçeği, sünnet düğünü için süslemeler, yeni doğan bebekler için süslemeler satıyorlar. İlk avlunun üst katında ise kıyafet, takı, boncuk, doğal taş satan dükkânlar var. İlk avlunun bitişinde bulunan koridor ikinci avluya açılıyor. Bu avlu daha küçük içinde sadece bir çay bahçesi bir de tuvaletler bulunuyor. Bu avlunun üst katı daha sakin burada ve iki avluyu birbirine bağlayan dükkânlarda daha çok zanaatkârların dükkânları var. Bu dükkânlarda filografi çalışmaları, pirogravür, ahşap oyma sanatları icra ediliyor.
Hanın öncesinde gerçek anlamda bir han olarak kullanıldığını bir kaynak kişi aktarıyor. ‘’Otel gibi kullanılıyormuş, hamama giriliyormuş, şu duvarların dibindeki oyuklar var ya önceden içinde ateş yakıp ısınmak için yani şömine gibi. Şimdi ben içine minik buzdolabı koydum ama.’’[H.U.]

ii. Suluhan’da Ahilik, Prensipler, Dayanışma
‘’Ahilik, …Türk halkının sanat ve meslek alanında yetişmelerini, ahlaki yönden gelişmelerini sağlayan bir kuruluşun, örgütün adıdır. …sanat ve meslek kişilerinin her türlü çalışmalarını,

1. Ankara Dergisi, Ocak 1992 bak. sf. 39-52 .
gereksinimlerini düzenleyen fonksiyonel, pratik ve toplum içinde yaşayan canlı bir kurumdur. …’’(Çağatay, 1990:1)
Günümüz esnaflarının ilişkilerini anlamlandırmak ve dayanışmanın izlerini sürmek için öncelikle Ahilik ve öğretilerini açmak gerekir.
Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle birlikte Ahilik, dönemin zor ekonomik şartları sonucu ortaya çıkmış ve Türk olmayan yerli halkla sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel dengeyi kurmak için örgütlenmiştir. Gelişmesi göçebelikten yerleşikliğe geçişi hızlandırmış, Türklerin sanat ve ticaret hayatına katılmasını sağlamış, aralarındaki dayanışma sayesinde bölgedeki diğer esnaflara karşı ayrıcalıklı duruma geçip söz sahibi olmalarını sağlamıştır.
‘’Ahiliğin, kurum olarak en belirgin özelliği, konukseverlik, yardımseverlik, doğruluk, bir sanat ya da meslek sahibi olmak, üyelerini gündüz tezgâh ve atölyelerde işbaşında, geceleri Ahi zaviyelerinde sosyal ve ahlaki yönlerde eğitmek ve bilinçlendirmektir.’’ (Çağatay, 1990:41)
Ahiliğin beslendiği fütüvvet ilminin elbette birçok esası var. Fütüvvetin esaslarını incelemeden önce şunu belirtmek gerekir; bu esaslar Kur’an-ı Kerim tefsirlerinden ve Hz. Muhammed’in hadislerinden ahilik için gerekli olabilecekleri süzülerek oluşturuluştur. Ahiliğin ilkelerinin temelinde İslami değerler yatmaktadır.
Örnekleri görmek için prensiplerle esnafların söylemlerini açacağız. Fakat ‘’Ahilik kavramı hakkında bir şey biliyor musunuz?’’ sorusunu neredeyse bütün kaynak kişilerin bilmediğini ya da çok kısıtlı bir bilgiye sahip olduğunu söyleyerek cevapladıklarını göz önünde bulundurmak gerekir.
İlk prensibi2 “iyi huylu ve ahlaklı olmak”tır. Kaynak kişilere bir esnafın nasıl olması gerektiği sorulduğunda içlerinden biri ‘’Aslında çok önemli bir mevzu, toplumdaki eksiklerden biri budur. Güvensizlik ve itimatsızlık var. Müşteriler esnafa itimat etmiyor, esnaflar da müşteriye şey yapmıyor yani. Bir yalan var yani gerçeklik yok. Bunun da en büyük şeyi benim açımdan söyleyeyim yani iman zafiyeti. Bu ahlaki değer ancak Allah korkusuyla olabilecek bir şey yani yoksa mesela başka ne için insanın ahlaklı olması gerekir ki satış yapacak parasını alıp cebine koyacak yani. Ahlaklı olması için bir sebep yok yani. En büyük şey Allah korkusu diye düşünüyorum.’’ [Z.A.] şeklinde cevaplıyor.

2.Kültür, San’at ve Medeniyetimizde Ahilik, bak. sf. 21-23
Esnafların hemen hepsi bir esnafın iyi huylu ve ahlaklı olması gerektiğini savunuyor, fakat aynı zamanda da bunun olmadığını, müşteri ve esnaf arasındaki güven ilişkisinin zayıfladığını vurguluyorlar. Bir insanın iyi ve ahlaklı olmasını sağlayan dini değerleri olarak görülüyor.
Bir esnaf nasıl olmalı sorusuna cevap olan diğer prensip ‘’doğru ve güvenilir olmak’’. Burada bahsedilen dürüstlük esnafın komşu esnaflara, müşterilerine ve çalışanlarına karşı bir sorumluluğu olarak görülüyor. Komşu esnafa karşı ‘’Dürüst olmalı. Onun haricinde daha çok eşimizden çocuğumuzdan daha çok onu gördüğümüz için bence aradaki bağları kuvvetlendirmeli.’’[A.Y.] açılıyor.
Ayrıca ‘’insanların işlerini içten, gönülden ve güler yüzle yapmak’’ bir kaynak kişinin dikkat çektiği nokta ‘’Ben şu sözü bir düstur olarak, güzel bir düstur olarak kabul ediyorum. Güleç yüzlü olmayan esnaflık yapmasın, dükkân açmasın yani. Ona katılıyorum yani.’’[Z.]
‘’Cömertlik, ikram ve kerem sahibi olma’’ prensibine, araştırma sürecinde girdiğim dükkânlarda teklif edilen ikramlar, esnafların ne kadar özen gösterdiğini anlatıyor. Ancak gözlem sırasında ve sonrasında kaynak kişi olacak bir esnafın yaşlı ve durumu kötü bir kadına maddi olarak yardımı bu prensibin işleyişine verilebilecek iyi örneklerden biri oluyor.
Ahiliğin içine aldığı çıraklık, kalfalık hala bazı esnaflar tarafından önemseniyor. ‘’Küçüklere sevgi, büyüklere saygılı olma’’, müşterilere karşı yaklaşımın saygılı olması gerektiğini gösteriyor. ‘’Karşıdan nasıl bir saygı bekliyorsa müşterisine o şekilde saygılı olmalı. Onun haricinde cinsiyet ayrımı yapmadan hiçbir şekilde art niyetli bakmadan onu bir ekmek kapısı olarak düşünmeli. Saygısızlık etmemeli.’’[A.Y.] , ‘’Saygı ve sevgi çerçevesini bozmadığı sürece gerek müşteriye gerek buradaki diğer esnaflara karşı, sıkıntı olacağını sanmıyorum. Çıtasını aşmadığı sürece bir problem olmaz diye düşünüyorum.’’ [F.O.] Aynı zamanda bu esnaflar çıraklarına karşı belli bir takım sorumlulukları yerine getiriyor, küçüğe sevgi prensibi çırağa yaklaşımları etkiliyor. ‘’Sevgi, saygı ve onu kırmamaya özen göstermeli. Başkalarının yanında kızmamalı, rencide etmemeli. Biraz da maddiyat tabii ki.’’[A.Y.], ‘’Verilen işi güzel bir şekilde yerine getirdiği zaman ödüllendirmek, çalışandan ziyade burada abi kardeş gibi olmayı yeğliyoruz. Mümkün olduğunca emrivaki cümlelerden kaçınıyoruz.’’[F.O.] Ayrıca burada görülüyor ki ‘’maiyetinde ve hizmetindeki korumak, gözetmek’’, ‘’ayıp ve kusurları örtmek, gizlemek ve affetmek’’, ‘’hataları yüze vurmamak’’ prensipleri de ustası ve çırağı arasındaki ilişkinin bağını güçlendirmek için hala işleyen prensipler içinde yer alıyor.
‘’Yardımlaşma da yani sırf insanları kandırmak, az para vermek için -kendisi tam para aldı- böyle karşıdaki insanın dalgınlığına geldi, parayı saymadı veya bir şey yapacak o parayla, para eksik geldi. Düşünecek tek bir şey var; parayı düşürdüm. Hâlbuki parayı eksik aldığını aklına getirmiyor. İşte burada bu insanlarla yardımlaşmayı nasıl sürdürebilirsin? Sırf kendi çıkarını kollamak amaçlı insanları kandırmaya çalışıyorlar. Bu anlattığım gerçek, bizzat ben kendim yaşadım.’’[M.C.] Verilen bu olumsuz örnek, dürüstlük ve ‘’yalan söylememek, kin, hasetlik ve gıybetten kaçınmak’’ prensibine uyulması istenmesine rağmen işleyemediğini gösteriyor. Öte yandan yardımlaşma adına olumlu düşünceler; ‘’En başta Allah’ın emridir yani. Hepimiz kardeşizdir, müminler kardeştir. Kardeş kardeşe nasıl davranıyorsa hani aile kardeşliği nasılsa bunu toplumda da inşa etmek lazımdır. Hani bir çatı altındayız burada aile sayılırız. Evimizde nasıl çatı altında aile sayılıyorsak bu da başka bir aile. Burada her birimizin birbirine bakışı düzgün olmalı. Yardım konusunda maddi olduğu gibi manevi de olmalı. Peygamber efendimizin burada hadis-i şerifi yine devreye giriyor. Müminler birbirleriyle bir vücut gibidirler. Bir yeri ağrıdığı zaman nasıl ki bütün vücut rahatsız oluyor, şimdi bunu hissedebilmek yani, bu kalbi bir kıvam.’’[Z.], olumlu örneklerde mevcut; ‘’Esnafın yardımı sadece genelde çekini, senedini ödeyemediği zaman birbirine para yardımı olur. İşte diyelim ki ayın 30’unda ödemesi vardır gelir, bana der ki işte ‘kardeş ayın 5’ine kadar bana bir üç bin lira lazım, beş bin lira lazım var mı?’ sende de varsa çıkarır verirsin yoksa bin lira var dersin senden alır, bin lira ondan alır. Ödemesini halleder sonra tekrar şey yapar yani. Başka türlü yani bir şey olmuyor esnaflar arasında. En son mesela hiç iş yapamamış adam artık iflasın eşiğine gelmiş o zaman da kapatır gider. O zaman da yani senin yapacağın yardım ancak vereceğin unutacağın şeklinde olacak yani. Başka bir türlü yardım olmaz yani.’’[Z.A.] Bu örnekler aynı zamanda akla ‘’yapılan iyilikte çıkar gözetmemek’’, ‘’herkese yardım etmek, iyiliklerini istemek’’ prensiplerini getiriyor. Bu yardımlar aynı zamanda manevi yardımları da kapsıyor. ‘’Mesela hastaysa ziyaretine gitmeli. O gün maddi sıkışıklığı varsa onun giderilmesi için bir şeyler yapılmalı. Yani başı dara düştüğü zaman atıyorum kavgadır dövüştür vesaire işte herhangi bir şeyde ona kol kanat germeli. Buradan çok miktarda para kaybetmiş o dönemlerde işte para toplandı kendi aramızda, onun maddi sıkıntısını gidermeye çalıştık uzun vadeli tabii bu. Böyle kurtardığımız arkadaşımız da oldu ya da burada tek başına çalışan insan vardı, o hastalanmıştı. Hastalandığı dönemlerde dükkânını biz hiç kapatmadık. Yeri geldi ben baktım yeri geldi başka bir komşu arkadaşımız baktı. Ama onun bir şekilde dükkânının ilerlemesini para kazanmasını sağladık. Bu da bizim için çok önemliydi. Hem onu kurtarmış olduk hem de ailesine bir nevi katkıda bulunduk öyle söyleyeyim.’’[A.Y.]
Prensiplere uymayan esnaflara ‘’iyilerle dost olup, kötülerden uzak durmak’’, ‘’kötülük ve kendini bilmezliğe iyilikle karşılık vermek’’ sergilenebilecek en iyi yaklaşımlar oluyor. ‘’İlk önce çarşı olarak dışlanıyor. Daha sonra bütün bağlar koparılıyor, selam vermek de dâhil. Daha sonradan işte gidiyorsa gitmesine yardımcı olunuyor. Ya da maddi bakımdan falan zaten yardım etmiyoruz da şey yapıyoruz, dışlıyor genelde herkes. Soğuk davranıyoruz, o kendi kendini çekiyor zaten.’’[A.Y.], ‘’Selam verip geçeriz, samimiyet kurmayız.’’[H.U.], ‘’Mesela esnaf olarak değil de seyyar satıcılar falan var, sigaracılar falan oluyor işte. Adamdan her türlü kötülük beklenebilir yani ona sen ne yapabilirsin ki çete gibi bir şey yani. Hiçbir şey yapamazsın, hiçbir yaptırım olmaz. Yapabileceğim tek şey; o da -ben kendi fikrimce söylüyorum- ona bir arkadaş gibi yaklaşıp dini bir engel koymak ancak. Başka niye yapsın ki adam yani ne için o şeyden vazgeçsin gidiyor gasp ediyor, alıyor parayı, çalışmıyor, yiyor, içiyor, yatıyor yani.’’[Z.A.]
Sözünü ettiğimiz tüm bu fütüvvet prensipleri, Ahilik ilkeleri yüzyıllardan beri Anadolu topraklarında yaşayan esnafların içselleştirdiği değerler olmuş. Ahilik üzerine konuşamıyor olsalar da, prensipleri belli bir ölçüde hala zihinlerinde kazılı duruyor.

III. Sonuç
Yapılan araştırmalarda Ahilik, hep fütüvvetçilikle bir tutulmuştur. Oysa Ahilik ve fütüvvet birbirinden ayrı tutulmasa da aynı şey değildir. Fütüvvetçiler, ahlaki ve sosyal yaşam kurallarının toplandığı ‘’fütüvvetname’’ adlı eseri referans alır. Ahiler de bu eserden referans alır ancak Ahilik içinde yalnızca sanatkâr ve esnafların bulunduğu bir teşkilatlanmadır. Bu yönleriyle birbirlerinden ayrılırlar.
Gördüğümüz örnekler bize yardımlaşma ve dayanışmanın hala canlı olduğunu gösteriyor. Bu örnekleri Ahiliğin içinden bakarak inceledik, Ahiliğin temel prensiplerinin çoğunun bilindiğini ve uygulandığını gördük. Ne yazık ki bunlara bakarak Ahilik kültürünün yaşatıldığını söylemek mümkün değil. Çünkü Ahilik kurallar bütünü değil, yaşayan bir teşkilattır. Sanatkâr ve esnafları bünyesinde tutarak birliği ve dayanışmayı destekler, genç insanlara iş olanağı ve eğitim verir, hasta ve yaşlı insanların da iş sahibi olmasına olanak tanır, sık sık toplantılar düzenleyerek sorunların aktif bir şekilde paylaşılıp çözülmesini sağlar. Gördüğümüz prensiplerin fütüvvetnamenin bir parçası olduğunu düşünürsek, Anadolu’nun İslamlaşmasından bu yana var olan fütüvvetçiliğin hala canlı olduğunu, İslamiyet’in varlığıyla birlikte varlığını hala sürdürdüğünü görürüz. Suluhan’da yapılan dayanışma örnekleri bize örgütsel bir dayanışmanın değil, bireysel ahlak anlayışlarının ve sosyal yaşantının getirdiği kuralların işlediğini gösteriyor.
Modern yaşamın getirileri, kapitalist sistemin işleyişi, her şeye son sürat bir hızla ve sınırsız ulaşabilmenin rahatlığı, para piyasası ve uzmanlaşmalarla düşünüldüğünde bireyselliğin artması ve yaşanan rekabet bize dayanışma kavramının değişime uğradığını ve bildiğimizi düşündüğümüz esnaflığın aslında yabancılaştığını gösteriyor.
Bu araştırmaya başlarken aklımı kurcalayan soru, kapitalist bir düzen içinde geleneksel bir anlayışla esnaflık yapan insanların organik mi yoksa mekanik dayanışmaya mı daha yakın olduğunu gözlemlemekti. Kapitalizm kavramıyla geleneksel kavramını yan yana koyup düşündüğümüz zaman bu sorunun cevabı çok karmaşık geliyor. Fakat sonuç bize gösteriyor ki bu bir mekanik dayanışma örneğidir.

Ekler
I. Kaynakça

1. ÇAĞATAY Neşet, Ahilik Nedir?, Kültür Bakanlığı Halk Kültürünü Araştırma Dairesi Yayınları: 137, 2001, Ankara
2. ÇALIŞKAN Yaşar- İKİZ M. Lütfi, Kültür, Sanat ve Medeniyetimizde Ahilik, Kültür Bakanlığı Yayınları: 2679: 2001, Ankara
3. EMİROĞLU Kudret- AYDIN Suavi, Antropoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, 2009, Ankara
4. ERSOY Bozkurt, “Ankara, Hasan Paşa Hanı (Sulu Han)”, Ankara Dergisi, Ocak 1992.
5. GÜLERMAN Adnan- TAŞTEKİL Sevda, Ahi Teşkilatının Türk Toplumunun Sosyal Ekonomik Yapısı Üzerindeki Etkisi, Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları: 194, 1993, Ankara
6. ÖZMEN Abdurrahim, ‘’Geleneksel Kültürümüzde Yardımlaşma ve Dayanışma’’ Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1999, Ankara
7. SOYKUT Refik Hasan, Ahilik, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Eğitim Yayınları, 1971, Ankara
8. YANAR Atlas, “Ankara tarihinin bir simgesi: Suluhan Çarşısı”, Güçlü Anadolu Gazetesi, 31 Mart 2017

II. Kaynak Kişi Listesi

1. Kaynak Kişi:
Ad-Soyadı: Alihan Yılmaz
Yaş/Doğum Yeri: 36
Medeni Hal: Evli
Eğitim Durumu: Lise/Okuyor
İş Durumu: Çay ocağı işletiyor

2. Kaynak Kişi:
Ad-Soyadı: Zafer
Yaş/Doğum yeri: 52/Ankara
Medeni Hal: Evli
Eğitim Durumu: Lise
İş Durumu: Pirografi/Pirogravür (Ahşap yakma sanatı)

3. Kaynak Kişi:
Ad-Soyadı: Zeki Adıbelli
Yaş/Doğum Yeri: 69/Erzincan
Medeni Hali: Evli
Eğitim Durumu: Lise
İş Durumu: Tesettür Giyim Dükkânı

4. Kaynak Kişi:
Ad-Soyadı: Fatih Öncel
Yaş/Doğum yeri: 29/Altındağ
Medeni Hali: Evli
Eğitim durumu: Üniversite(Maliye)
İş durumu: Nişan şekeri dükkânı

5. Kaynak Kişi:
Ad-Soyadı: Mehmet Canlı
Yaş/Doğum Yeri: 61/Akdağmadeni
Medeni Hali: Evli
Eğitim durumu: Yüksekokul
İş durumu: Filografi

6. Kaynak Kişi:
Ad-Soyadı: Hasan Uysal
Yaş/Doğum Yeri: 70/Ankara
Medeni Hal: Evli
Eğitim Durumu: Lise
İş Durumu: Doğal Taş İşçiliği

(Visited 582 times, 1 visits today)