HALK TÜRKÜLERİNE DAİR

Halk türküleri, hem müziği, hem de şiiri alakadar ettikleri için folklor tetkikleri hususi bir yer tutarlar. Onların iki sahaya ait bulunmaları, evvela hususi bir metodia incelemelerini icap ettirir. Halk türküleri üzerinde çalışanlar, halk müziği kadar halk edebiyatını da göz önünde tuttukları takdirde izahlarında muvaffak olabileceklerdir; aynı müdekkikin her iki sahada vukufu olmadığı takdirde kolektif bir çalışma zarureti hasıl olacaktır.

Halk müziği ve edebiyatıyla uğraşanlara malumdur ki, türkülerde sözler aslında, muayyen bir hece vezni kalıbına (mesela 4+4; 4+3; 4+4+3 gibi) uydurularak yazılmış muntazam bir nazım parçası oluşturur. Bu bazen halk şairinin manzumesidir, sonradan türkü haline geçmiştir. Ya da doğrudan türkü olarak yazılmıştır. Her iki halde de sözler çok defa melodiye tamamen tekabül etmezler; melodideki bazı notalar açıkta kalır ve halk türküsü, sözleri melodiye ya birkaç notayı bir hece üzerinde toplamak, yahut da mısraa bazı heceler veya kelimeler ilave edilerek, bu aksaklık düzeltilir. (Boratav: 1982, s:337)

Öteden beri halk edebiyatını ve daha hususi olarak da halk türkülerini kıymetlendirenler, bunlarda buldukları beşeri unsurlar üzerinde durudlar; onlara milli karakterlerindeki orjinalliği veren vasfın da bu beşerlilik vasfı olduğunu tekrar ederler.
J. G. Herder, dünya milletlerinden birçoğunun şarkılarından bir seçme yaparak meydana getirdiği kitapta halk şarkılarına, diyordu; onun kitabını neşreden bir dostu bu kitaba, >şarkılarda milletlerin sesi> adını verdi.
Halk türkülerinde sadece, milletlerin ayrı ayrı seslerini değil, bütün insanlığın sesini, insan sesini duymak mümkündür. (Boratav: 1982, s:340)

Mehmet Tol
96 yaşında
Kayseri – Karaözü Köyü

Mehmet dede 95 yaşında olduğu için pek çok şeyi hatırlayamıyor. Torunu Nevruz Tol yardımı ile türküler ile ilgili derleme yapabildim. Torununa çok bağlı bir dede, hatta torununa çok sevdiği türküden bir isim koymuş. Kayseri – Pazarören Alevi Köyü’nde doğmuş büyümüş. Aleviler ile sorun olduğu o yıllarda bu köy vadide kayaların arasında olduğu için orada saklanmışlar ve yaşamlarını devam ettirmeye çalışmışlar. Köyden Kızılırmak geçtiği için suyu bol oluyormuş fakat arazileri olmadığı için tarım yapamamışlar. Bu yüzden birçoğunun durumu kötüymüş. Bir gün köyde adını öğrenmediğim ve nerden geldiğini de öğrenemediğim bir adam köydeki tüm gençleri alıp Köy Enstitüsüne yerleştirmiş ve eğitim almalarını sağlamış. Mehmet Dede, ‘Benim köyüm de Karaözü’dür. Karaözü gerçekten kendisini yetiştirmiş bir köydür. Köyümüz Kızılırmak kenarındadır ve Fikret Otyan Kültür Merkezi bulunur. Zamanında Fikret Otyan kendi açmıştır’ diyor. O zamanlardan beri Fazıl Say, Serenad Bağcan gibi ünlü sanatçılar köyde konser vermiş. Hatta en son 2015’de konser verilmiş. Mehmet Dede, ‘bizi okula yazdırdılar birçok mezunun şimdi çocukları öğretmen, bankacı, doktor, demir yolu geçiyor diye demir yolcu gibi mesleklerde çalıştılar’ diyor. Mehmet Dede babasından ise şöyle bahsetti; ‘Babam Kore gazisiydi. Harp mağduruydu kolundan vurulmuştu. Babam altı çocuğunu da yetiştirdi. Gazi maaşı ile okuttu çocuklarını. O zamanlarda babama Takavut diye seslenirlerdi’ diye babasını da andı. Mehmet Dede Kayseri Pazarören köyünde açılan enstitüde yetiştirilip öğretmen olmuş. ‘Öğretmen olduktan sonra kendimi yetiştirdim müfettişlik yaptım, bir öğretmen olmak için ne gerekiyorsa bütün dersleri aldım’ dedi. Şimdi o dersleri de unutmuş fakat tarım dersleri, müzikte keman dersi aldığını hatta keman çaldığından da bahsetti. Eğitim, bitki, sağlık her dersi görmüş yeri gelince iğne de yapmış, yeri gelince çatı da tamir etmiş. Okuldan sonra çok gezmiş Kars, Elazığ, İskenderun gibi görev aldığı yerler olmuş.

Daha sonrasında ondan bana kendi yörelerinde söylenen türkülerden söylemesini istediğimde türküye şöyle başladı; ‘Nevruz’um dağlarda çiçektir ama o dağların en güzel çiçektir. Canım torunum doğduğunda öyle güzeldi ki bana Nevruz’u hatırlattı ben de ona bu ismi koydum’ deyip türküsüne başladı.

4
Çiğdem Der Ki Ben Alayım
Sivas/Şarkışla-Aşık Veysel Şatıroğlu-Muzaffer Sarısözen
Çiğdem Der Ki Ben Alayım
Yiğit Başına Belayım
Hepisinden Ben Alayım
Benden Ala Çiçek Var Mı Çiçek Var Mı Hey

Al Baharlı Mavi Dağlar
Yarım Gurbet Elde Ağlar

Lale Der Ki Be Hey Tanrı
Benim Boynum Neden Eğri
Yardan Ayrı Düştüm Gayrı
Benden Ala Çiçek Var Mı Çiçek Var Mı Hey

Çayır Çimen Doldu Dağlar
Yarim Gurbet Elde Ağlar

Nevruz Der Ki Ben Nazlıyım
Sarp Kayalarda Gizliyim
Mavi Donlu Gök Gözlüyüm
Benden Ala Çiçek Var Mı Çiçek Var Mı Hey

Al Baharlı Mavi Dağlar
Yarim Gurbet Elde Ağlar

5
Sünbül Der Ki Boyum Uzun
Yapraklarım Düzüm Düzüm
Beni Ak Gerdana Dizin
Benden Ala Çiçek Var Mı Çiçek Var Mı Hey

Çayır Çimen Doldu Dağlar
Yarim Gurbet Elde Ağlar

Mehmet Dede türküyü söyledikten sonra annesinin iş yaparken ya da kardeşlerine ve kendisine söylediği türküyü de seslendirdi.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Bu türkülere baktığımda ‘aşk türküleri’ sınıfında olduğunu görüyoruz. Gurbetteki sevdiğine yazılmış türkülerden oluşuyor. Sevgi, sitem, hasret, aşk gibi temalar işleniyor. ‘Çiğdem der ki ben alayım’ türküsünde geçen ‘’ Nevruz Der Ki Ben Nazlıyım Sarp Kayalarda Gizliyim’’ dizesinde ise kayaların içine kurulmuş köyün izlerine rastlıyoruz. Buradan da anlayacağımız gibi sözlü kültür ürünlerinde insanlar yaşadıkları hayatlarından izler bırakıyorlar. Hayatlarını, düzenlerini, sevgilerini, acılarını, hasretlerini bazen ise, köylerini, evlerini, yurtlarını, işlerine de türkülerinde yer veriyorlar. Çünkü sözlü kültür ile bizler kendimizi ifade ediyorduk. Bu türküler sadece o yöre de değil her yerde söyleniyor ve dilden dile bütün Anadolu’yu geziyordu. Sözlü kültür incelemelerinde en önemli şeylerden biri de mısralar da onların yaşamlarından parçalar bulmamız olabilir.

Yazılı kültüre hayatımızda daha çok yer vermemiz ile önemi yitiren sözlü kültürümüzü yaşatmak için çeşitli çalışmalar yapılıyor. UNESCO Yaşayan İnsan Hazineleri (YİH) adlı programında sözlü kültür geleneklerini yaşatan bu insanlara sahip çıkıyor ve onlara destek veriyor. Dünyanın her yerinden ulaşılan kişilere, Türkiye’den de üyeler bulunmaktadır. Ayrıca Ankara’da Altındağ Belediyesi’nde bulunan Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi’nde (SOKÜM) sözlü kültürümüz hala yaşatılıyor. SOKÜM’ de masal anlatıcıları, Karagöz ve Hacivat, ebru sanatı, baskı gibi pek çok kültürel değerlerimiz yaşatılıp korunuyor.

Bugün ise sosyal medya da Youtube üzerinden başlatılan ‘Doğa İçin Çal’ projesinde ülkemizdeki birçok yöreden türkünün farklı ülkedeki sanatçılarda dahil pek çok kişinin söylemesi ile yürütülen bir projedir. Böyle projeler sayesinde aslında hem geçmişi unutmuyor hem de gelecek nesillerdeki insanlara da aktarabilmek için önemli bir projedir.

Yaptığım çalışma da insanların kültürlerini hatırladıkları gibi ifade etmesi, nesilden nesile, annesinden, babasından hatıra kalmış türküleri hala unutmamış büyüklerimize onları hala dinlediğimizi ve önem verdiğimizi gösterdik. Kültürlerini, topraklarını, memleketlerini daima güzel ve hasretle hatırlayan atalarımızı dinlemeyi ve bizimde kültürümüzden bişeyler yakalamamızı sağlayan bir çalışma oldu. Daha çok ninelerimizi, dedelerimizi ve aile büyüklerimiz dikkatle dinlemeyi kazanmış oldum. Kültürümüz hep hatırımızdaki gibi güzel kalsın.

(Visited 5.203 times, 1 visits today)