Müslümanlarca kutsal kabul edilen Ramazan Ayı ve sonrasında Ramazan Bayramı, dini uygulamaların yanında, etrafındaki geleneksel kültür değerleriyle aynı zamanda “Ramazan Gelenekleri” ni oluşturmuştur. Diğer yandan Ramazan orucunun genellikle beslenme çevresinde oluşmuş bir ibadet olması, Ramazan geleneklerinin önemli bir bölümünün de beslenme kültürü “Ramazanlık, Ramazaniyelik” ile ilgili olmasını sağlamaktadır.

Ramazan Ayı ve Ramazan Bayramı ile ilgili olarak yurdumuzun hemen her yöresinde yaygın benzer uygulamalar görülmekle birlikte, bazı yörelerde bu uygulamaların çeşitlendiği tespit edilmektedir.

Ramazan Hazırlıkları
Ramazanla ilgili geleneksel uygulamalar, Ramazan ayına kısa bir süre kala başlatılan Ramazan hazırlıkları ile başlamaktadır. Bu hazırlıkların bir bölümünü evlerin temizlenmesi, boyanması ve tamir edilmesi oluştururken, önemli bir bölümünü de yeme, içmeyle ilgili hazırlıklar oluşturmaktadır:

Yenice (Karabük)’de Ramazan ayına doğru ev temizliği yapılır, yemek hazırlıklarına başlanır. (Yufka açılması, kadayıf, makarna kesilmesi, vb.) Simav (Kütahya)’da Ramazan ayı öncesinde camiler temizlenir, boyanır, bakım ve onarımları yapılır. Taraklı (Sakarya)’da ise komşu kadınların bir araya gelerek yufka açmaları ve makarna kesmeleri ile Ramazan hazırlıkları başlar. Çorum’da yufka, erişte, börek, baklava gibi yiyecekler hazırlanır, Ramazan süresince tüketilecek olan un, pirinç gibi gıdalar alınır. Rize’de yufka açılır, yufka haşlanır. Tirebolu (Giresun)’da “Ramazan Eksiği” adı altında tereyağ, pirinç, makarna ve diğer gıda maddeleri toptan alınır, yufka açılır; fırınlarda Ramazana özgü lavaş, hamal lavaşı, tırnak lavaşı gibi pideler çıkarılır, tel kadayıf dökülürdü.

Ramazan Ayı İçindeki Geleneksel Uygulamalar
Ramazan ayında oruç tutmak, İslamın beş şartından birisidir. Hicretin ikinci yılında Müslümanlara farz kılınan bu ibadete göre, belirli bir zaman diliminde (Tan yerinin ağarmaya başlamasından, güneşin batışına kadar geçen süre.) insanın kendisini yeme, içme ve seksüel ilişkiden alıkoymasıdır. Orucun başlama zamanı “imsak”, orucun bozulma anı “iftar”, oruca başlamak için gece kalkıp yemek ve su ihtiyacının giderilmesi de “sahur” olarak adlandırılmaktadır. Dolayısıyla Ramazan ayı içindeki uygulamaların temelini, söz konusu kurallar belirlemektedir.

Diğer yandan, Ramazan orucunun, büyük ölçüde yeme içmeyle ilgili bir ibadet olması, bu dini uygulamanın etrafında çok zengin bir yeme içme kültürünün oluşmasına yol açmıştır. Ramazan hazırlıklarının neredeyse tamamının yiyecek ve içecekle ilgili olması da bunun bir göstergesidir. Bu nedenle bütün yörelerde iftar başta olmak üzere, sahur büyük önem taşımakta ve sofralar zengin “İftariyelik” ve “Ramazanlık, Ramazaniyelik” le donatılmaktadır. Örnek olarak Konya yöresinde iftariyelikler, iki bölümden meydana gelen iftar sofralarının ilk bölümünü oluşturmakta olup, oruçtan çıkılması nedeniyle mideyi uyarıcı, daha hafif yiyecekleri kapsamaktadır. Daha sonra akşam namazı kılınmakta ve asıl yemeğe geçilmektedir. (İftariyelikler genellikle su, tuz ve baharat, hurma, zeytin çeşitleri, reçeller, bal, peynirler, sucuk, pastırma, kavurma, dil ve salatalardan oluşmaktadır.)7

Ramazan ayıyla ilgili yörelere özgü toplu eğlenceler de, bu dönemdeki geleneksel uygulamalar içinde önemli bir yer tutmaktadır.

Ramazan ayı içindeki ibadet, yeme içme ve bunun dışında kalan diğer uygulamalarla ilgili olarak Anadolu’nun farklı yörelerinden örnekler aşağıda belirtilmiştir:

Yenice (Karabük)’de herkes oruç tutar. Eskiden “Ramazan Hocası” tutulurdu. Bu hoca Ramazan ayı boyunca sahur vakti sela verdikten sonra, ilahi ve maniler okuyarak bütün evleri gezer, aileleri sahura kaldırırdı:

“Sabah oldu kalkmaz mısın
Sen Allah’dan korkmaz mısın
Kuldan utanmaz mısın
Geldi on iki ayın sultanı”

Ramazan ayı süresince hocanın iftar ve sahur yemekleri sırayla köydeki haneler tarafından karşılanırdı. Yemekler ya köy odasına götürülür veya hoca evlere davet edilirdi.

Yine Ramazan ayı süresince aileler, Ramazan Hocası ile birlikte, akrabalarını ve komşularını iftara çağırırlardı. Topluca akşam namazı kılındıktan sonra, iftar yemeği yenir ve Kur’an okunurdu. Bazı yerlerde ise iftardan sonra camiye teravih namazına gidilir ve burada Kur’an okunurdu. Teravih namazına kadınlar da katılırdı. Büyük önem taşıyan “Kadir Gecesi” nde de, geç vakitlere kadar ibadet edilirdi.

Simav (Kütahya)’da da halkın büyük çoğunluğu oruç tutar. Oruç tutmayanlar, tutanlara karşı saygılıdır. Dışarıda sigara içilmez, açık bulunan lokantalar, vitrinlerini perdeyle örterler. Kahvehane ve gazinolar gündüz, meyhaneler bayrama kadar kapalı kalır. Ramazanda en çok et tüketilir. Toplu iftar yemeklerinin dışında, herkes birbirini iftara davet eder. “Tahanlı Pide” bu ayın vazgeçilmez yiyeceğidir. Taravih namazından çıkanlar “temcid (sahur)” e kadar kahvehaneler ve esnaf dükkanlarında sohbet edip, eğlenirler. Geceleri Ramazan davulcuları her evin önünde, o aileyi övücü maniler söylerler. Eğer bahşiş alamazlarsa, yergili mani söylerler. Ailelerin bazıları Ramazanda mukabele okuturlar. Yoksullar ve kimsesizler yedirilir, giydirilir.

Taraklı (Sakarya)’da ilk teravih namazına kadın/erkek herkes katılır. Köyde ekonomik durumu iyi olan bir aile, bütün köyü ilk iftara davet eder. Yemeklerde çorba, kuru fasulye, yufka böreği, keşkek yaprak sarması, etli pilav, tatlı bulunur. İftar veren hane, ikinci gün bütün akrabalarına ikinci bir iftar yemeği verir. Bu durum, Ramazan süresince devam eder. Ramazan davulcuları manilerle halkı sahura kaldırırlar. Ayrıca sahurdan önce, kadınları yemek yapmaya davet etmek için genç erkekler cami minaresinden kafiyeli sözler ve ilahiler söylerler. Buna yörede “Temcit” denir. Ramazandan önce gençler arasında “Temcit Grubu” oluşturulur. Bu geleneğin temelinde, gençlerin, sevdalı oldukları genç kızlara seslerini duyurabilme amacı yatmaktadır:

“Tesbihleri yeşil taştan
Haber gönder uçan kuştan
Ya Allah, ya Allah”

“Yar elbette, elbette
Şeker koydum şerbete
Bu dünya böyle gitsin
Kavuşuruz cennette”

“Hey bulutlar, bulutlar
Meyve vermiyor dutlar
Ayda yılda bir selam
Kesilmesin umutlar”

Ramazan ayının ikinci yarısında “Bağdat’ın Fethi”, “Hz. Ali’nin Cenkleri” gibi manzumelerin yanında, Kerbela’yı anlatan dörtlükler de söylenmektedir.

Burdur’da Ramazan ayında iftar ve “Erce (sahur)” nin başlıca yemeği, özel olarak kesilen erişte pilavı ile üzüm hoşafıdır.

Nallıhan (Ankara)’da Ramazanda durumu iyi olanlar “oruç açtırırlar.”

Göktepe (Konya) köyünde, ergenlik dönemine ulaşmamış çocuklara orucun farz olmamasına rağmen, oruç tutmak isteyen çocukların akşama kadar aç kalmaları sakıncalı görüldüğünden, öğlen yemeği yemelerinin sağlanmasına yörede “Oruca direk vurma” denilmektedir.

Çankırı’da ihtiyar kadın ve erkeklerin Ramazanda altı gün oruç tutmalarına yönelik “Göndürü” geleneğine göre, oruç sevabına ulaşılacağına inanılmaktadır. Bu uygulamaya “Altı Orucu” da denilmektedir. Eskiden Ramazanda geceleri odaların, kahvehanelerin ve dükkanların çoğunun sahura kadar açık olduğu belirtilmektedir. Yine bu dönemde terzilerin, kunduracıların siparişleri yetiştirmekte güçlük çektikleri; kahvehanelerde saz çalındığı, köçek oynatıldığı, hokkabazların oyun çıkardığı ve meddahların hikâyeler söylediği anlatılmaktadır.

Sivas’ta Ramazanda üzeri yumurtalı, nakışlı (tırnak vurma) olan ve yağ ile yoğrularak yapılan çörek, “Cennet Çöreği” olarak adlandırılmaktadır. Yine eskiden Ramazanda yapılan ve üzerlerinde çubuklara takılmış horoz şekerleri bulunan küçük çörekler, çocuklara verilirdi.

Çorum’da iftar sofrasında “ireçil (reçel) bulundurularak, iftarın bununla açılmasının sevap olduğuna inanılır. Daha sonra tarhana (un veya yarma) çorbası yenir. Sofrada ayrıca keşkek, soğan kallesi, mıhlama, baklava, yoğurt tatlısı, revani gibi yiyecekler bulunur. Sahurda ise hamur işi yiyecekler ağırlıkta olup mayalı, peynirli, kıymalı pide, makarna, pilav gibi yiyecekler veya kahvaltı yanında çay içilir.

Rize’de Ramazan ayı süresince her evden sırayla camiye yemek götürülür. Eskiden yemeklerin en iyisi, en güzeli götürülürken, günümüzde bu fark kalkmıştır. Bu uygulamayı belirten yazar, ayrıca bir gözlemini de aktarmaktadır:

“Bir gün Çayeli’nde Merkez Hocabaşı Camiinin imamının yanında oturuyordum. Konuşma sırasında peştamal örtünmüş, yetim olduğunu söyleyen bir kadın, tepsi ile akşam yemeği getirdi. Sahanlardan birinde kaşıkağzı yapılmış, yağı üzerinde göllenmiş muhlama vardı. Tepsiyi bırakan kadın (Hocaefendi bizimkilere dua et.) dedi. Camiye yemek getirmenin sevap olduğunu söyleyen din adamı, konuşmasında şu sözlere yer verdi. (Camie sahabet edenler, yardım edenler kazanır.)

Eskişehir’de teravih namazından sahura kadar süren zaman içinde uygulanan bir gelenek “Şeramazan” olarak adlandırılmaktadır. Başlarına sarık, üstlerine cübbe veya kara palto giyinmiş beşer kişiden oluşan delikanlılar evleri dolaşarak, kapı veya pencerelerin önünde Ramazanın on beşine kadar “Şehr-i Ramazan”, on beşinden sonra da “Elveda” ezgilerini söylerler:

“Merhaba ya şehriramazan merhaba
Şeramazan ayta keldik
Şu bayırın eşiğine
Ak koç karday kok koç karday
Bir ultuğsun beşigine
Ya Muhammed Medinede ya şehr-ü ramazan

Merhaba ya merhaba ya şehr-i ramazan merhaba
Haktalaya Haktalaya şehr-i ramazan merhaba

İş bu ayda Kuran indi ayet ayet beyyinat
Seyyihati tebdil idüp nice türlü hasenat

İş bu ayda melekler yeryüzüne inerler
Ellerinde nurdan tabak müminlere sunarlar

İş bu ayda cehennemin kapuları kapanır
Şeytanların ayagına yüz bin zincir takarlar

İş bu ayda müminlere gökten rahmet indirir
Geceleri mescitlerin içi nur ile dolar”

Evdekiler de onlara para, mendil veya yiyecek verirler. Toplanan paralar aralarında bölüştürülür ve yiyecekler de topluca yenir.

Aynı uygulama erkek çocuklar arasında da görülmekte olup, bir çocuğun başına kalpak, üstüne koyun veya keçi postu giydirilip, boynuna da bir çan takılır. Bunlar da ellerindeki def veya teneke kutuları çalıp, ev ev dolaşarak şeramazan ezgilerini söylerler.

Tirebolu (Giresun)’da durumu iyi olanlar, dışarıdan gelen cami hocalarını iftara davet ederlerdi. (Hoca Daveti) Ayrıca bu hocalara sahurda da yemek gönderilirdi. Bu ay içinde kadınlar bir araya gelerek “mukabele” dinlerlerdi. İftardan sonra toplanan kadınlar fincan oyunu yanında, “Leylek Ağa”, “Hasan Oğlum Yetiş”, “Sarımsak Satarım”, “Öze mi Kalsın Üveyi mi Kalsın”, “Arap” gibi seyirlik oyunlar oynarlardı. Erkekler ise kahvehanelerde tombala çekerlerdi.

Gümüşhane’de ilk sahurda “Gendime Pilavı” pişirilmekte ve Ramazan bitinceye kadar o pilavın tespih çekeceğine inanılmaktadır.

Ramazan Bayramı Hazırlıkları
Ramazan ayının bitimine doğru bu kez Ramazan Bayramı hazırlıkları gündeme gelmektedir. Bu hazırlıkların da temelini, Ramazan ayı hazırlıklarında olduğu gibi, yiyecek ve içecekler oluşturmakta, ancak tatlılara ayrı bir önem verilmektedir. Ayrıca çocuklar başta olmak üzere, bayramlık giyim, kuşam hazırlıkları da bayram öncesinde tamamlanır.

Yöresel bazı örneklerle bu hazırlıklar aşağıda belirtilmiştir:
Nallıhan (Ankara)’da bayram hazırlıkları bir hafta önce başlar. Evler temizlenir, baklava, çörek, yaprak sarması ile dolma hazırlanır. Cevizli veya peynirli olarak yapılan çörekler, üzerlerine yumurta suyu ile karışık susam ve çörek sürülerek köy fırınlarında pişirilir. Yine bu yörede bayrama iki, üç gün kala evlerde baklava yapmak için yufka açılır. Bunlar çarşıdaki fırınlarda kızarttırılır.

İnegöl (Bursa)’de bayram hazırlıkları on beş gün önceden başlar. Arife günü cevizli ekmek, çorba, kuru fasulye, sarma, yahni, pilav, börek, sütlaç ve baklavadan oluşan yiyecekler hazırlanır. Gece aile üyeleri yıkanır.

Sakarya’da bir hafta önceden bayram hazırlıkları başlar. Evler temizlenir, boyanır, özel kıyafetler hazırlanır, çocuklar için renkli elbiseler dikilir. Tatlı, börek, dolma, fasulye, et yemeği, pilav, çorba yapılır. Bir gün önce bir araya gelen komşular ekmek pişirirler.

Yenifakılı (Yozgat)’da bayramdan bir gün önce bayram çörekleri yapılır. Genç yaşlı herkes ellerine kına yakar.

Adana’da bayramdan bir hafta önce temizlik yapılır.

Mersin Tahtacılarında Ramazan orucu tutulmamakla birlikte, Ramazan Bayramı kutlanmakta ve bayram öncesinde şeker, lokum alınıp, sacda pişirilen bir çeşit çörek (kömbe) yapılmaktadır.

Ramazan Bayramı Gelenekleri
Ramazan ayının son aşaması olan bayram, arife günü ile birlikte bayram namazı, mezarlık ziyareti, bayramlaşma gibi temel uygulamaların yanında, bu uygulamaların farklılaştığı veya bunların dışında kalan yine zengin geleneksel ve yöresel uygulamaları gündeme getirmektedir:

Yenice (Karabük)’de bayram arifesinde mezarlıklar ziyaret edilir. Bayram namazından önce fitre ve zekatlar verilir. Erkekler en yeni ve temiz elbiselerini giyerek bayram namazına giderler. Namazdan sonra cami önünde en başta yaşlılar olmak üzere, sıraya girilir. Daha sonra herkes evlerine gidip aileleriyle bayramlaşır. Çocuklar evleri dolaşıp el öperler, kendilerine şeker verilir. Lokma ve Muska (Hamaliğbağı) başlıca bayram yiyecekleridir.

Aynı ilin Safranbolu ilçesinde “Kolanga” adı verilen bir uygulamada her köyün, kendi köyünden ve yakın köylerden gelen konuklarına yemek vermesi de eskiden görülen bir uygulama olarak belirtilmektedir.

Taraklı (Sakarya)’da Ramazan bayramı ile birlikte evin kadını tarafından hazırlanan yemekler/pilavlar için helallaşma amacıyla evin erkeği tarafından hediye alınması geleneğine yörede “Pilavlık Alma” denilmektedir.

Burdur’un Bucak ilçesinde Bayramın ilk günü, Bayram namazının ardından, mezarlık ziyaretinden sonra erkekler evlerinde arefe günü hazırlanan çanak ekmeği, börek, baklava gibi yiyecekleri alarak camiye getirip, fakir, fukara ile birlikte yerler. Yörede bu gelenek “Bayram Yemeği” olarak adlandırılmaktadır. Aynı ilin Karamanlı ilçesinde de, yine Bayramın ilk günü öğle namazından sonra erkekler evlerinden birer tepsi baklava ve börek alarak, topluca mezarlığa gidip ağaçların altında fakirlerle birlikte yedikten sonra, tekbir getirip, dua ederler. Bu geleneğe de yörede “Siyret Yemeği” adı verilmektedir.

Nallıhan (Ankara)’da arife günü ikindi namazından sonra mezarlık ziyaret edilir, Kur’an okunur. Bayram sabahı büyükler namazda iken çocuklar toplanıp “Ya kir, ya kir…ekmeği kuru, çorbası curu…hey, hey…” diye bağırarak köydeki evleri dolaşıp, çörek toplarlar. Daha sonra “Hoşebe”ye giderler. Bayram namazından çıkan büyükler de bayramlaşmak için Hoşebe’ye gelirlerken, buraya daha önce gelen çocuklar topladıkları çalı, çırpıyı yakarlar. Gelenler hoca başta olmak üzere, yaş sırasına göre dizilirler ve bayramlaşma başlar. Daha sonra hoca bereket duası okuyarak, çocukların topladığı çörekleri dörde bölüp, her bir parçayı bir kişiye olmak üzere oradakilere dağıtır. Çöreklerin bir bölümü yenip, bir bölümü de bereket getirmesi dileğiyle ekmek teknesine konur. Hoşebe’deki bayramlaşmadan sonra herkes evlerine gelir ve burada da bayramlaşılır. Bayramlaşmaya gelenlere şeker ve kolonyanın yanında mutlaka bal kabağı, baklava ve yaprak sarması ikram edilir. Ayrıca arı kovanı olanlar bal, ineği olanlar da kaymak ikram ederler.

Bayramın ikinci günü yörede “Pilav Günü” olarak adlandırılmaktadır. Öğle ezanı öncesinde köy imamı cami hoparlöründen “Bayram pilavları hazırlanmaya başlansın.” diye duyuru yapar. Etli olarak pişirilen pirinç pilavları, yufka ile birlikte tepsiler içinde, namazdan sonra evlerden alınıp camiye getirilir. Cemaat tepsilerin etrafında toplanarak pilavları yer ve sohbet ederler. Daha sonra imam bereket duası okur. Duadan sonra “Ya kırk lokma, ya da kırık lokma yemek lazımdır.” inancı ile tepsilerde kalan ellenmemiş pilavlar fakirlere dağıtılır.

İnegöl (Bursa)’de arife günü cevizli ekmek, çorba, kuru fasulye, sarma, yahni, pilav, börek, sütlaç ve baklavadan oluşan yiyecekler hazırlanır.

Bayram yerlerinin, aynı zamanda genç erkek ve kızların bir araya geldikleri ve evlenmelerin ilk adımlarının atıldığı yerler olması da, bazı geleneksel uygulamaların doğmasına neden olmuştur. Bursa’nın Misi köyünde eskiden uygulanan bir gelenek buna örnek olarak verilebilir: Bayram yerinde genç kızlar kendi aralarında eğlenirken, söyledikleri bir türkünün arasında birbirine uygun gördükleri bir kız ile delikanlının adlarını belirtirler. Bunu duyan delikanlı eğer o kızı beğenirse havaya üç el ateş ederek haber verir. Bu durum aynı zamanda nişan yerine geçmektedir.

Sivas’ta arefe sabahı çocuklar toplu halde “Memmecim” adı verilen bir uygulama ile bütün evleri gezerler ve her kapının önünde;

“Memmecimin havası
Madelerin tavası
Gökten rahmet
Yerden bereket
Amin amin bir gilik”

derler. Bunun üzerine ev sahipleri, çarşıdan aldıkları “Memmecim Giliği (simit)” ni çocukların sopalarına takar. Memmecim giliği, yedi santim çapında olup, yirmi kadarı ipe dizili olarak bayram arifesinde çarşıda satılmaktadır. Eskiden evlerde de hazırlanan memmecim giliğinin içine daha lezzetli olması için yağ ve yumurta katıldığı belirtilmektedir.

Araştırmacı Müjgan Üçer’in tespitine göre, memmecim giliği ile ilgili yukarıdaki maninin oluşumu şu şekilde açıklanmaktadır:

“Eskiden beri arefe günleri Kur’an-ı Kerim’den En Necm (Yıldız) Suresinin okunduğunu ve bunu yapmanın sevap olduğunu biliyoruz. (Ven necmi iza heva ayeti), çocukların ağzında memmecimin havası olmuş. Giderek azalan bu uygulama daha çok yerli ailelerin oturdukları mahallelerde görülmektedir.”

Yörede bayram ziyaretine gelenlere üzümlü çorba, köfte, yaprak sarması, sütlü, et, baklava, hurma, sarığı burma gibi yiyecekler ikram edilir.

Aynı yörede Akçakışla’da konuyla ilgili bir alıntı şöyledir:
“Bayramlaşmaya gelen herkese mutlaka yemek çıkartılır…Yemeklerden sonra bir de tatlı ikram edilirdi ki amacı akraba, eş, dost arasındaki tatlılığın devamını dilemekti. Yemeklerin sırası ve çeşnisinde Sivas sofrasının özellikleri belirirdi: Etliler, sütlüler, tatlılar ve pilavlar. Bunların yanı sıra sarma, hoşaf, bayram yemeği (aşureye çok benzer) bayram bitene kadar sofraların demirbaşı idi. Belki karnı fazlaca tok olanlar yemekten kaçınabilirdi ama tatlı mazeret kabul etmezdi. Getirilen bir dilim baklava, bir koçan sarığı burma veya pirinçli sütten yapılmış sütlüden yememek ev sahibine hakaret sayılırdı.”

Sandıklı (Afyon)’da bayram namazı sonrasında yaz aylarında evlerden getirilen yemekler cami avlusunda yenirken, kışın bayram yemeği köy odalarında yenmektedir.

Adana’da bayram sabahı erken kalkılır. Kızlar erkenden kuyudan veya çeşmeden su alırlar. Erkekler bayram namazı için camiye giderler. Kadınlar küçük çocuklara bayramlıklarını giydirirler. Erkekler namazdan çıkınca iki üç el tabanca veya tüfekle ateş edilip namazın bittiği haber verilir. Namaz bitene kadar oruçlu durulur. Camide bayramlaşılır. Erkekler camiden eve gelince evde bayramlaşılır, yemek yenir. Herkes önce akrabaları sonra komşu ve hastaları ziyaret ederek bayramlaşır. Bayram sabahı mezarlık ziyaret edilir. Ramazanda herkes tatlı yapar. Daha çok baklava yapılır. Eğer o evin damadı varsa sabah tatlıyı ilk olarak o açar.

Rize’de bayram namazından sonra hayırseverler tarafından cami civarında yemek verilmektedir. Yemekte çorba, kavurma, yoğurt, pilav, tatlı bulunur.

Alanya (Antalya)’da arefe günü, bir gün önce hazırlanan murt (Mersin) dalları mezarlık ziyareti sırasında mezar taşlarının dibine dikilir. İnanış, bu dalların yeşil kaldığı sürece ölenin huzur içinde olacağı ve dalların ona dua edeceğidir. Aynı gün kadınlar da sabah erkenden günlük yakarak, tütsü yaparlar. Buradaki inanış da, bu kokunun ölülerin ruhuna varacağıdır. Yine ölülerin ruhu için kadınların yaptıkları ve “bişi” adı verilen küçük bazlamaların komşulara dağıtımı da o gün yapılmaktadır.

Tirebolu (Giresun)’da arife günü kaleden üç kez top atılarak, Ramazan ayının sona erdiği bildirilirdi.

Mersin Tahtacılarında arife günü dede evinde, dedenin olmadığı yerlerde ise vekilinin evinde toplanılıp, yemek yenir. Bayramın ilk günü mezarlık ziyareti yaparak, burada birbirlerine lokum, şeker ikram ederler. Bu topluluklar arasında eskiden Ramazan Bayramının kutlanmadığı, yerleşik düzene geçmeyle birlikte kutlanmaya başlandığı, bundan dolayı da bu bayrama “Küçük Bayram” denildiği belirtilmektedir.

Denizli’de arife günü veya bayramın birinci günü sabahı kabir ziyaretlerinde kabirlere “Mersin Dalı” dikilmesinin dini bir vecibe olduğuna inanılması; Ordu’da cami çıkışına bir kap su konularak, cemaatin şifa niyetine üzerine üflemesi; İzmir’in Bayındır ilçesinde arife günü pilav dağıtılması; Konya’da bayram sabahı, güneş doğarken zemzem aktığına inanılarak çeşme ve akarsulardan su alınması; Malatya yöresinde içli dolma, köfte, kömbe, sütlaç hazırlanarak bayramlaşmaya gelenlere ikram edilmesi diğer yerel uygulamalardır.

Bazı yörelerde Ramazan bayramı arifesinde veya bayram süresince bazı kaçınmalara uyulduğu görülmektedir: Balıkesir’de arife günü yaş ağacın kesilmesinin iyi karşılanmaması, İzmir’de dikiş dikilmemesi, Artvin’de iş yapılmaması, eve yılan gireceği inancıyla odun getirilmemesi; bunlara örnek olarak verilebilir.

Ramazan’a Özgü Bazı Yöresel Yiyecekler
Çalışmanın genelinde yer alan geleneksel uygulamalar içinde yer verilmekle birlikte Çorum, Bolu ve Van yöresinde iftara özgü olmak üzere Tutmaç Aşı (Kesme Çorba); Bitlis yöresinde Bulgurlu Sulu Köfte; Gaziantep yöresinde Ramazan Bayramının başlıca yemeği olan Yuvarlama; Kastamonu yöresinde Patates Paçası, Pirinç Paçası; Kırşehir yöresinde İncir Yağlaması gibi yemekler Ramazan’ın başlıca yemekleri olarak öne çıkmaktadır.

Ramazan Davulcuları
Günümüz koşullarında eski önemleri kalmamakla birlikte, bir bakıma Ramazan ayının sembolleri arasında yer alan Ramazan davulcuları ile ilgili olarak iki yöremizden örnek aşağıda belirtilmiştir:

Tirebolu (Giresun)’da Ramazan davulcuları ile ilgili olarak ilgili alıntıda şunlar belirtilmektedir:
“Ramazan davulcularından akla ilk gelen Cintaşı ve Hamam mahallelerinin davulcusu (Kel Emin)di. Kel Emin’in aydınlanmanın sokak fenerleri ile yapıldığı yıllarda ve bilhassa karlı kış gecelerinde başında çuval, ayağında çarık, belinde (finnuri) lamba ile davul çalarak ve ustalıkla ramazan mânileri söyleyerek vatandaşları sahura kaldırması hâlâ unutulmamıştır.”

Bayramın birinci günü Ramazan davulcuları, yardımcılarının ellerinde bulunan ve ucuna bayrak asılı bir sırıkla bahşiş toplamaya çıkarlardı. Bir evin önüne geldiklerinde sırık pencereye uzatılır ve bahşiş olarak verilen para veya havlu bayrağa iliştirilirdi. Bunun üzerine davulcu bir mani söylerdi:

“Şekerim var ezilecek
İnce bezden süzülecek
Verin benim bahşişimi
Çok yerim var gezilecek”

Ramazan süresinde hemen her yörede sahur vaktini haber veren başlıca yöntem davul çalmak olmakla birlikte, Niğde’nin Ulukışla İlçesi Emirler Köyünde tespit edilen ve güzel bir anlatımla belirtilen başka bir yöntemle ilgili alıntı aşağıya aktarılmıştır:

“Ramazan Tenekecisi
Yağ tenekesinin ağzı özenle kesilip ovalleştirilmiştir. Eli yaralamayan bir de sopa. Bunlar koskoca bir köyü sahura kaldıran araç gereçler… Emirler Köyü otantik simalarından birisidir Ramazan Tenekecisi;Mehmet Arpacıoğlu…..
Sanıldığı gibi teneke aşağıya doğru değil yukarıya doğrudur. Belli ritmlerle omuz üstündeki tenekeye vurmak kolu oldukça yorar. Tenekeci ev olmayan yerlerde tenekeyi indirir biraz soluklanır. Sonra tekrar göreve başlar… Özellikle çocukların merak-korkuyla beklediği ses uzaklardan karanlığı adeta yırtarak gelir. Ses yavaş yavaş şiddetini artırır tam evinizin önüne geldiğinde ses doruktadır artık. Trrraka Trraka taka taka taka tak….Heyooooo!! Kalk! Kalk!… Sahur vakti gelmiştir.

Pencereden bakmaya fırsat kalmadan diğer sokağa çoktan geçmiştir bile…Bakılsa bile dışarısı zifiri karanlıktır. Teneke sesi birden şiddetini yitirmeye başlar… Şimdi sıra karanlıkla mücadeleye gelmiştir artık. El yordamı ile bulunan kibrit. Gaz lambasının yeri bellidir gözü kapalı gene bulunur. Çocuklar hala pencerededir, belki tenekeciyi görebilir miyim diye….Sesin geldiği yöne doğru gözün yapısını zorlayan bakışlar….Ama nafile…Gene hayal kırıklığı…Ertesi sahurda bir ümit daha vardır…Olsun şimdi makarna ve tahinli ekmek vakti…. Çayı da unutmamak lazım…”

Ramazan Manileri

İnegöl/Bursa

“Alaylı olsun alaylı
Tepsi olsun kalaylı
Yağ peynir bolcana olsun
Yemesi kolaylı olsun”

“Besmeleyle çıktım yola
Selam verdim sağa sola
İki gözüm efendim
Ramazan şerifiniz mübarek ola”

“Davulumun ipi tekir
Benim adım deli Bekir
Çok bekletme Abdullah Efendi
Bir tepsi baklava getir”

“Gecelerin ayazına
Baklavanın beyazına
Gül suyunan abdest alınmaz
Buyrun bayram namazına”

“İnegöl’ün camisi
Doksan dokuzdur penceresi
Kaksana be küçük hanım
Yandı pilav tenceresi”

“Selam verdim aldınız mı
Kim olduğumu bildiniz mi
Onbir ayın sultanı
Bir eşini gördünüz mü”

“Üzümüm var ezilecek
İnce bezden süzülecek
Verin benim bahşişimi
Çok yerim var gezilecek”

Burdur

“Besmeleyle çıktık yola
Selam verdik sağa sola
Ramazanınız mübarek ola
Kalbiniz nuruyla dola

Davulumun ucu pekmez
Çalarım çalarım ötmez
Bizim davulcu arsızdır
Bahşişi almadan gitmez

Oruç ayı murat ayı
Hazırlayın baklavayı
Davulcuyla fenerciye
Ayırınız iki payı

Ramazan geldi diyor
Bizleri mahzun ediyor
Onbir ayın sultanı
Çekti sancağı gidiyor”

Sonuç
Müslümanlarca kutsal kabul edilen Ramazan Ayı ile sonrasında Ramazan Bayramı, toplum yaşamı üzerinde derin izler bırakmakla birlikte aynı zamanda dünden, bugüne değişikliğe uğrayabilen, yöreden, yöreye farklılık gösterebilen etrafındaki geleneksel uygulamaları, yemekleri, manileri, fıkraları, vb. ile geleneksel kültürümüze zenginlik katmaya devam etmekte olup, bu zenginliğin sadece bir bölümü burada yer almıştır.

Yararlanılan Kaynaklar

Kitaplar

-AŞKUN, Vehbi Cem: Sivas Folkloru. I-II
BMS Matb., Sivas 2006, 430 S.

-BERKOK, Nimet-Kamil Toygar: Ramazan Yemekleri ve Mutfak Kültürü.
Volkan Matb., Ankara 1996, 160 S.

-BORATAV, Pertev Naili: 100 Soruda Türk Folkloru.
Asya Matb., İstanbul 1973, 334 S.
“100 Soruda Dizisi: 40”

-ÇIBLAK, Nilgün: Mersin Tahtacıları.
Başkent Matb., Ankara 2005, 362 S.

-ÇİNE, Hamit: Burdur’dan Damlalar.
Arzu Ofset, Burdur 2003, 476 S.

-KALAFAT, Yaşar: İslamiyet ve Türk Halk İnançları.
Feryal Matb., Ankara 1996, 91 S.
“Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları: 233”

-KARTAL, Numan: İnegöl Folkloru.
Golden Print, İnegöl 1998, 312 S.

-KAZMAZ, Süleyman: Rize Yemekleri ve Yemek Kültürü.
Odak Ofset, Ankara 1992, 266 S.

-ÖZTÜRK, Mehmet: Aydınlatan İnsanlar Diyarı Nallıhan ve Kültür Değerleri.
Aksu Basım, İstanbul, 327 S.

-PALA, Cihat- Ertuğrul Erdoğdu: Doğası, Tarihi ve Folkloruyla Simav.
Ertem Basım Yayın, Ankara 1991, 258 S.
“Simav İlçesi Halk Eğitimi Hizmetlerini Geliştirme ve Folklor Araştırma Derneği Yayınları No: 1”

-Sakarya Halk Kültürü. (Derleme Çalışması)
Editör; Türker Eroğlu, Sakarya 2003, 266 S.

-SARIASLAN, İsa: Yenifakılı.
Ekin Matb., Ankara 1995, 136 S.

-ŞENER, Mesut: Nallıhan.
Star Ajans Matb., Ankara 1998, 224 S.

-Tarihin Doğayla Buluştuğu Yer Taraklı.
Çizgi Ofset, byy., 139 S.
“Taraklı Kaymakamlığı”

-ÜÇER, Müjgan: Sivas Halk Mutfağı.
Esnaf Ofset, Sivas 1992, 119 S.
“Sivas’ta Halk Kültürü Araştırmaları:1”

-YARDIMCI, Mehmet-İsmail Doğan-Zeki Kaymaz-Hüseyin Şahin: Malatya Mutfak Kültürü.
Ekip Grafik, Ankara 2001, 201 S.
“Kültür Bakanlığı, Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları:321”

-Yenice 96.
(Yazanlar: Hasan Karakırık, Kemal Cebecik), Aytur Basım-Yayın Ltd. Şti. byy., 71 S.

– YILMAZ, Niyazi: Afyonkarahisar Sandıklı’da Kültür ve Sanat.
Byy., 370 S.

Makaleler

AL, Emel: Gümüşhane Halk Mutfağı.
Gümüşhane Halk Kültürü Alan Araştırmaları, Seçil Ofset, İstanbul 2009, 243-254. S.
“Gümüşhane Valiliği Yayınları: 7”

-ÇEVİK, Nihal Kadıoğlu: Genel Özellikleriyle Çorum Mutfak Kültürü.
Çorum Halk Kültürü, Sistem Ofset, Ankara, 125-143. S.
“Çorum Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayın No: 4”

-DOĞANBEY, Nurettin: İftariyelikler.
Üçüncü Milletlerarası Yemek Kongresi, Renk Ofset, Ankara, 177-179. S.
“Konya Kültür ve Turizm Vakfı Yayını”

-TÜRKTAŞ, Metin: Bazı Alanya Köylerinde Ramazan ve Kurban Bayramı Adetleri.
Alanya Tarih ve Kültür Seminerleri (1992, 1993, 1994, 1995), Günizi Grafik, 1996, 245-246. S.

-ULUDEMİR, Muammer: Eskişehir Kırım Göçmenlerinin Şeramazan Geleneğinin Anadolu’daki Benzerleri.
III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri IV. Cilt, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1987, 413-422. S.
“Kültür ve Turizm Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Yayınları: 86”

-YÜCECAN, Sevinç: Ramazan Günleri ve Beslenme.
Üçüncü Milletlerarası Yemek Kongresi, Renk Ofset, Ankara, 180-184. S.
“Konya Kültür ve Turizm Vakfı Yayını”

Web Siteleri

-ARTUN, Erman: Çukurova Halk Kültüründe Törenler, Bayramlar, Şenlikler.
www.turkoloji.cu.edu.tr

-DURAN, Hakkı: Çankırı’da Eski Ramazanlara Dair.
Çankırı Araştırmaları Sitesi, 2006, www.cansaati.org

-Konya’da “Oruca Direk Vurma”: Göktepe Köyü, 2011, www.goktepeliler.com

-Ramazan Sofraları Bölgesel Ramazan Yemekleri, 2012, www.e-sehir.com

-YILMAZ, Ali: Ramazan Tenekecisi.
Emirler Köyü (Ulukışla, Niğde), 2008, www.emirler.net

-YÜKSEL, Ayhan: Tirebolu’da Eski Ramazanlar ve Bayramlar, 2010, www.tirebolunostalji.com
___________________________
-13-15 Temmuz 2012 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen “Uluslar arası Ramazan Sempozyumu” nda sözlü bildiri olarak sunulmuştur.

(Visited 1.057 times, 1 visits today)