SU KÜLTÜ
En eski devirlerden beri Türklerin tabiat kültünde su önemli bir yere sahiptir. İnan, Orhon yazıtlarında “yer-su” nun Türklerin koruyucu ruhları olarak zikredildiğini ve “Ongin yazıtında “yer-sub tengri” sözünün geçtiğini vurgulamaktadır (İnan, 45).
Göktürklerin “ıdık yer-sub” olarak ifade ettikleri kutsal yerler hem vatanlarını hem de koruyucu ruhları temsil etmekteydi. “Eçümüz apamız tutmuş yer-sub” ifade si ataların idare ettiği yer ve suyu simgelemektedir. Vatanın korunmasında yer-su ruhlarının rolü Tonyukuk yazıtında da ifade edilmiştir (İnan, 38).
Göktürk vatanına saldıran düşmanlar, tanrı Umay ve yer-su ruhlarının yardımıyla gafil avlanarak basılmışlardır.

Su Kültü ve “Hayat Suyu”
Su Türk geleneklerinin köklerinde önemli bir yere sahiptir. Göktürkler, Yer-su yani yer ve sular anlayış ve inanışına büyük bir önem ve kutsallık atfetmişlerdir. Yer-su inanışı tam bir vatan anlayışıdır. “Tanrı, Türkün yeri ve suyu sahipsiz kalmasın diye” kağanları Türk milletin üzerine getirip koyuyordu. İyi vazife görmeyen veya isyan edenleri ise, yer ve sular cezalandırıyordu (Ögel; II-409).
“Hayat Suyu” bütün kozmogoni mitlerinin başında yer almaktadır ve su başlangıçtır. Suyun içinden Tanrı’nın çocukları çıkar. Efsanelerde kahramanlar Tanrı’nın kızlarıyla evlenir ve çocuk sahibi olurlar. Su kültünün yani “Hayat Suyu”nun izlerine bazı Altay efsanelerinde de rastlamaktayız. Bahaeddin Ögel’in aktardığı efsaneye göre “Göğün 12 nci katına kadar yükselen Dünya Dağı’nın üzerinde bir kayın ağacı vardı. Hayat suyu da bu kayının altındaki kutsal bir çukurda bulunurdu. .. Bu hayat suyunun başında kutsal bir ruh bir bekçi vardı. Efsaneye göre bu bekçinin adı da Tata idi.” (Ögel; I-107).
Hayat Suyu’nun ayırıcı özellikleri ve türleri vardır. “Bazı masallarda Hayat Suyu yalnızca ölüleri veya hastaları iyileştirir, bazı efsanelerde ise ihtiyarlara gençlik verirdi. Yakut Destanlarındaki Hayat Suyu da ErSogotoh’a yeni ve sonsuz bir güç vermişti (Ögel; I-107).

Su Kültü ve Nazar İnancı
Türklerde, kökeni İslam öncesi dönemlere değin uzanan nazar inancı ve bununla ilgili yapılan uygulamaların bir bölümü su kültü ile alakalıdır.
Tuna, nazarla ilgili pratiklerin tespiti sırasında, kişinin yaşadığı psikolojik veya fizyolojik rahatsızlıkların bir kısmının “kötü- kem göz” ile ilişkilendirildiğini ve bu rahatsızlıklara çare olarak yakın çevrede ün yapmış bir “bilici” ya da ” hoca ” diye adlandırılan kişilere gidildiğini söylemektedir.
Türklerde “okunmuş su” kültürünün varlığından da bahseden Tuna, makalesinde okunmuş su ile nazar çıkarma pratiğinin nasıl yapıldığından da bahsetmektedir.
Kaynak kişimden (KK1) derlediğim bilgilere göre nazarın sağaltılması için bir bardak suya, 3, 5 ya da 7 defa Tebbet suresi okunur; fakat “keseb” sözcüğüne kadar okunup tekrar başa dönülür, en sonuncu okuyuşta tamamen Tebbet okunur ve diğer dualara geçilirmiş, 3 ya da 5 defa da Felak ve Nas Sureleri okunur, 5 defa da Fatiha Suresi okunur ve dua eden kişi ellerini önce kendi yüzüne sonra nazar için okunan kişinin yüzüne sürer ve balkona çıkar “Dağlara,taşlara, uçan kuşlara, kuru ağaçlara gitsin.” der. Okunmuş su da nazarlı kişiye içirilir.
“Dağlara, taşlara, uçan kuşlara, kuru ağaçlara gitsin.” (KK1) sözünün de nedeni olarak yaş yani yeşil bir ağaca dendiğinde o ağacın kuruyacağına inanılırmış. Nazarın dağda, taşta, uçan kuşta ve kuru ağaçta yok edileceğine, yok olacağına dair inanç eski Türk inancından gelmekte ve dağ, yatır ve ağaç kültü ile ilgili olsa gerek.
Loğusa kadın ve çocuğunun kırklanmasında da suyun kutsallığı devrededir. Kırklama suyu hazırlanırken bir kabın içine 40 fincan su doldurulur içine soğan, sarımsak ve altından bir ziynet eşyası konur (KK1). Soğan, sarımsak ve sirkeye kötü ruhların yaklaşmayacağı ve bu maddelerin kötü ruhları sağaltacakları inancı burada da mevcuttur.

Sularla İlgili Safranbolu ve Çevresindeki İnanışlar
• Su temizleyicidir, arındırıcıdır ve loğusa olan anne ile bebeği su ile kırklanarak kötü ruhlardan arındırılır (KK1, KK2, KK3).
• Gece dışarıya pis su atılmaz, kötü ruhların -cinler ve şeytanların üstüne bu suyun gelebileceği ve onların da suyu atan kişiye musallat olabileceği inancı vardır (KK1, KK2, KK3).
• Akşam vaktinden sonra özellikle çocuklar dere kenarlarında bulundurulmaz; çünkü kötü ruhların orada yaşadıklarına ve çocukları korkutup hasta edebileceğine inanırlar (KK1, KK3).
• Suyun içine sabun veya sabun parçaları atılmaz. Sabun eridikçe insanın da ömrünün eriyeceğine inanılır (KK1).
• Suya dua okunur ve hastalıklara şifa olacağına inanılır (KK1, KK3).
• Suya dua okunur ve nazara iyi geleceğine inanılır (KK1, KK3).
• Evler sirkeli suyla temizlenir çünkü sirkeli suya kötü ruhların yaklaşmadığına ve sirkeli suyun kötü ruhları sağalttığına inanılır (KK1, KK3).
• Yolculuk esnasında geçilen yollarda bulunan bazı çeşmelerden sular doldurulur ve o sular gidilecek yere varıldığında oradaki insanlara “türbe geçti” diyerek verilir. Burada da kutsal olan suyun kutsal mekanlarda dolaşmış olduğu vurgulanır.
• Okunmuş suyun şifa ve sevap olmasının yanında gerçekleşmesi istenen bir başarının örneğin üniversite sınavının kazanılması için sınav sabahı içildiğinde başarıya ulaştıracağına dair bir inanç vardır (KK2).
• Kur’an okuma toplantılarında ve mevlitlerde ortaya bir tepsi içinde su, şeker, tuz, pirinç gibi yiyecekler konur ve bu yiyeceklerin hem şifa olacağına hem de bunları yemenin sevap olduğuna inanılır (KK2).
• Akşam üstü bir çocuk düşer yaralanırsa buna kötü ruhların sebep olduğuna inanılır ve çocuk eve getirilir, evde şekerli su hazırlanır ve çocuğun düştüğü yere ve evin etrafına şekerli su serpilir (KK2).
*Bu uygulamanın kötü ruhlara saçı saçmakla alakalı olduğu düşünülmektedir.
Sonuç:
Çalışmada eski Türk inancının İslami inanmalarla harmanlanmış olduğu tespit edilmiştir. Türklerin eski inanç sistemlerindeki atalar kültü, İslamiyet ile birlikte evliya kültüne dönüşmüştür. Kutsal yerler arasında bulunan dağlar evliyaların mekânları olduğundan kutsal sayılmış ve orada hıdrellez kutlamaları, bayramlar yapılır hale gelmiştir. Su kültünün de bu doğrultuda hem iyi hem kötü ruhları bir arada barındıran bir yapıya bürünmüş olduğu görülmüştür. Su kültü ile nazar pratiklerinin iç içe olması da eski inancın bir parçası olan nazar çıkarma uygulamasının da son dindeki dualardan beslenerek devam ettiği görülmüştür.
Kaynak Kişiler
1) DEMİREL, Havva, DT: 1953, Safranbolu / Bostanbükü Köyü, İlkokul Mezunu, Ev Hanımı.
2) SAYILDI, Halime, DT: 1951, Safranbolu / Bostanbükü Köyü, Ortaokul Mezunu, Bulgaristan Göçmeni, Çiftçi ve Ev Hanımı.
3) ÜNLÜ, Yasemin, DT: 1992, Karabük / Safranbolu, Önlisans Mezunu, Ev Hanımı.

(Visited 862 times, 1 visits today)