“Yeniden putlara tapmaya başlayan Nuh Peygamberin kavmi, Allah tarafından büyük bir tufanla cezalandırılacaktır. Allah, tufandan önce Nuh Peygamberi uyarır ve büyük bir gemi yapıp içine her tür canlıdan birer çift ile kendisine inananları almasını buyurur. Tufanın başlamasıyla puta tapanlar boğulur. Nuh’un gemisi günlerce suyun üzerinde kalır ve sular çekildikten sonra dağa oturur. Gemidekiler, tufandan kurtuldukları için, arta kalan erzakı, tıpkı kendilerinin gemiye alınması gibi, bir kazana doldurup kaynatarak “aşure” pişirirler. ”

Türkiye genelinde önemli bir dinsel dönem olan ve Aşure ayı da denilen Muharrem ayında; mutfaklardan, törensel bir yemeğin, aşurenin  kokusu yükselir. Aşure, Türkiye’de yaşayan toplulukların ve hemen hemen bütün inanç gruplarının kültürlerinde ortak bir nokta olarak bolluk, bereket, esenliğe ulaşma, sevap ve paylaşımı simgeler.

İçine konulan malzemelere bakıldığında bir çorbayı çağrıştırsa da aşure; başta kutsallık atfedilen buğday olmak üzere, birçok tahıl, bakliyat, kuruyemiş ve şekerle yapılan bir tatlıdır. Mitolojik ve dinsel kökene atıfla özenle hazırlanan aşurenin dağıtılmasına ilişkin geleneksel uygulamalar, aşurenin kökenine ve bereketine ilişkin sözlü ifadeler, ortak bellekte aşure ritüelinin aktarımını sağlamaktadır.

Aşure ritüelinin evrelerinden biri olan hazırlık aşaması, evin yaşlı kişisi durumundaki kadının sorumluluğundadır. Halk arasında “en az yedi çeşitten oluşan aşureyi yapıp dağıtmak gerekir” şeklinde bir inanış vardır. Gelenek tarafından belirlenen kurallara göre, yedi ya da daha fazla çeşitten oluşan aşure malzemesi (taze meyve, kuru meyve, kuruyemiş gibi yiyecekler) bir araya getirilerek istenilen lezzet ve kıvamda pişirilen aşure olabildiğince fazla kişiye dağıtılır.

Farklı kültürel yapıların, kendi kimliklerini koruyarak bir arada yaşayabilmeleri ile aşuredeki farklı türlerde onlarca çeşit malzemenin bir araya gelerek oluşturduğu lezzet arasında sembolik bir bağ kurulur.

(Visited 272 times, 1 visits today)