Masal: Osuruklu Kadın
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken, ben annemin babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, az gittim uz gittim, bir de döndüm baktım ki arkama bir arpa boyu yol gitmişim. Derken yine eski zamanlarda bir karı koca yaşarmış. Bu karı koca o kadar fakirlermiş, o kadar fakirlermiş ki; akşama kadar midelerine bir lokma ekmek girmez, ta akşam olunca –adamcağaz bütün gün çalışıp da kazandığı üç beş kuruşla ne alabilirse, ne getirirse evine- ancak kuru ekmek, soğan. O kadar yoksullarmış ki, ne getirirse onu yiyebilirlermiş. Bi çorba; onu da bulabilirlerse. Buna rağmen, hallerinden hiç şikayet etmezler, durumlarına şükrederlermiş. Yine böyle baraka gibi küçücük, kulübe gibi, baraka gibi artık bi evde yaşarlarmış.
Bunların tam tersine de, karşılarında saray gibi bi evde de zengin bi karı koca yaşarmış. Bu zengin karı koca, çok kıskanç, cimri, geçimsiz insanlarmış; fakat fakir olanlar da olabilişine iyi, misafirperver, gözü yok, uysal insanlarmış. Bu fakir karı koca her akşam böyle bir araya oturur, Allah ne verdiyse sofradan da yemek yerlermiş. Zengin komşular da bunları her gün pencerelerinden gözetlerlermiş.
Bi gün, adamcağaz akşam olunca evine gelmiş, fakir olan adam. Ekmeği koymuşlar sofraya. Kadıncağaz da çorba pişirmiş. Karşılıklı oturup yemek yerlerken kadın, birden istemiyerek gazı çıkmış, sofrada. O kadar utanmış, o kadar mahcup olmuş, sıkılmış, üzülmüş, böyle aniden gaz çıkarmasına. Allah’a yalvarmış, yakarmış; “Yüce Rabbim, nolur yerler yarılsın da yerin dibine gireyim.” demiş. Hem sofrada hem de kocasının karşısında böyle bi durumla karşı karşıya geldiği için, dediğim gibi, çok utanmış, çok üzülmüş, sıkılmış. Allah da onun duasını kabul etmiş; yer yarılmış. Kadın küt diye yerin dibine doğru gitmiş, kaymış gitmiş. Adam şok olmuş, napcağnı bilememiş; yer tekrar kapanmış çünkü. Karısını görememiş bi anda. Kadın da yerin dibine girince bi bakmış; önünde merdivenler uzanıyo. Napcağnı şaşırmış. “İniyim bari merdivenlerden aşağı, beni nereye götürcek bi bakiyim.” demiş. İnmiş, inmiş, inmiş, epey bi inmiş. Uzunca bi merdivenmiş. Sonda bi aydınlık görmüş, ışık görmüş. Karşısına büyükçe bi ev çıkmış. Kadın şaşırmış. Kapıyı çalmış, “Kimse yok mu?” demiş. Kapıyı açan olmamış. Kapıyı kendiliğinden şöyle biraz itmiş. Bakmış; içeride siyah siyah kediler. Kimi yerleri siliyo, kimi pencereleri siliyo, kimi halıları siliyo, kimi şurayı burayı yıkıyo. Kadın şok olmuş, hayret etmiş. “Bu ne ki böyle?” demiş. Ondan sonra, çok da iyi niyetli olduğu için; “Aman kedicikler, siz ne kadar zor iş yapıyosunuz böyle. Hepiniz şöyle bi kenara çekilin; ben yaparım hepsini.” demiş. Kedileri kenara çekmiş. Kediler de şaşırmışlar onu görünce. Kadın kolları sıvamış; halıları silmiş, yerleri yıkamış, silmiş, süpürmüş, pencereleri, camları, kapıları silmiş. Bütün temizlikleri yapmış. Kediler de bi üst katı işaret etmişler kadına. Aynı zamanda teşekkür etmişler kadına.
Bi üst kata çıkmış kadın. Bi de ne görsün; orda da sarı sarı kediler. Şaşırmış. Onlar da hiç durmadan hamur yoğuruyolar, yemek pişiriyolar, pasta, börek, çörek, çorba, artık mutfak işiyle uğraşıyolarmış. Kadın çok şaşırmış onları görünce. Kediler de onu görünce şaşırmış. “Ay kedicikler, siz niye böyle şeylerle uğraşıyosunuz? Hemen kenara çekilin bakiyim.” demiş. Kedileri kenara çekmiş. Kendi kolları sıvamış; yemekleri, börekleri, çörekleri, tatlıları, tuzluları, artık ne varsa , hepsini yapmış. Kediler çok sevinmişler, çok mutlu olmuşlar. Sonra, onlar da ona teşekkür etmiş.
Kadını bi üst kata çıkarmışlar. Oraya çıkmış kadın. Oraya çıkınca da çok şaşırmış. Orda da bembeyaz, pamuk gibi kediler. Kimi çamaşır yıkıyomuş, kimi ütü yapıyomuş, kimi sökükleri dikiyomuş. Yani o şekilde işlerle meşgullermiş. “Ay kedicikler, sakın siz yorulmayın. Kenara çekilin; ben hepsini yaparım.” demiş. Onları da kenara çekmiş. Ütüleri yapmış, çamaşırları yıkamış, sökükleri tamir etmiş. Sonra, kedilerin hepsi çok şaşırmışlar, çok sevinmişler. Kendilerinin yapcağı zamandan daha çabuk bi zamanda, kadın hepsinin işini yapıp bitirmiş. Demişler ki; “Seni kralımıza çıkaralım.”
Kedilerin başkanının odasına çıkarmışlar kadını. Kadın çıkmış. Kocaman dev bir kedi, kedilerin padişahıymış. “Gel bakalım, sen niye buradasın?” demiş kadına. “Ah, sormayın başıma gelenleri. Biz eşimle birbirimizi çok severiz; ama çok yoksuluz. Her gün aynı şeyleri yiyoruz; ekmek, soğan, çorba falan, çok fakir olduğumuz için. Bugün, kocam eve geldiğinde, sofraya oturduğumuzda istemeden gaz kaçtı benden, gaz çıkardım. Öyle utandım, öyle üzüldüm, öyle mahcup oldum ki, napcağmı şaşırdım. Yer yarılsa da yerin dibine girsem, diye dua ettim Allah’a. Sonra, birden kendimi burda buldum.” demiş. Kedilerin padişahı da demiş ki; “Sen hele dur şurda, bi bekle. Ben, sana ödül vericem. Yani biraz bekliyceksin.” “Yapmayın efendim, ne gerek var?” demiş. “Ama sen, benim halkıma, kedilerime çok yardım ettin. Bu böyle ödülsüz kalmaz; ama biraz bekliceksin.” demiş. “Tamam.” demiş kadıncağaz.
Bu arada, kedilerin kralı; “Bana şu osuruğu çabuk çağırın. Osuruğu bulup getirin.” demiş. Kediler gitmişler, osuruğu bulup getirmişler. Ondan sonra, kral da demiş ki; “Sen, hiç utanmadın mı? Bu kadından böyle paldır küldür çıktın. Kocasına onu mahcup ettin, utandırdın. Niye böyle bişi yaptın?” “Ah, sormayınız efendimiz, mecbur kaldım. Düğüne gitcektim. Biraz aynanın karşısında fazla oyalandım, fazla süslendim. Bi de baktım ki saate; geç kalmışım, zaman da baya ilerlemiş. Yetişmek için paldır küldür evden çıktım koşarak. Onun için, affedin nolur.” demiş. “Tamam, bu seferlik affettim, bi daha olmasın. Hadi, sen şimdi evine git.” demiş osuruğa, kedilerin kralı. Kadına da demiş ki; “Şimdi, şu sandığı al.” “İçinde ne var?” demiş kadın. “Sakın evine gitmeden sandığın kapağını açma. Evine varınca sandığın kapağını açarsın.” demiş. Kadıncağaz da demiş ki; “Ama ben utanırım. Ben bi şey yapmadım ki. Niye zahmet ediyosunuz? Yapmayın, etmeyin. Ben severek yardım ettim kedilerinize.” “Olsuni bizde hiçbir şey karşılıksız kalmaz.” demiş. Kadın, bu arada demiş ki; “Ben, nasıl gitcem evime, bilmiyorum.” “Sen onu hiç düşünme. Gözlerini kapat; kedilerim seni evine bırakır. Aç diye bi ses duyduğun zaman açcaksın, aç diye bi ses duymadan gözlerini açma.” demiş kedilerin kralı. “Tamam.” demiş kadın.
Sonra, kadına demişler; “Gözünü kapat.” Kadın gözünü kapatmış. Bi süre beklemiş, kısa bi süre. “Gözünü aç.” diye bi ses duymuş. Gözünü açmış, bi de bakmış ki kadın; evinde. Kocası böyle ağlıyo. Yanında da, ayağının dibinde de sandık. Kocası ellerini yüzüne kapamış, hüngür hüngür ağlıyo. “Benim karım nerde? Nasıl birden yok oldu?” diye üzüntü içerisindeymiş. Hemen gitmiş, kocasına sarılmış. “Ben buradayım.” demiş. Sonra sandığı göstermiş, başından geçenleri anlatmış. Birlikte sandığı açmışlar. Bi bakmışlar; içinde altınlar, mücevherler, değerli hazineler. Çok mutlu olmuşlar. Hemen altınları bozdurmuşlar, mücevherleri satmışlar; zengin olmuşlar. Büyük bi ev yaptırmışlar. Mutlu mutlu yaşamaya başlamışlar.
Bu arada, zengin komşular da bunların birden zengin oluşuna şaşırmışlar. Nasıl olduğunu öğrenmek için zengin adam karısına demiş ki; “Git, karşı komşu kadına misafirliğe. Nasıl bu hale geldiklerini öğren.” Kadın da zaten bunu bekliyomuş. Hemen koşarak karşı komşuya gitmiş. Kapısını çalmış, demiş; “Bi kahveni içmeye geldim.” Öbür kadın çok iyi olduğu için, hemen buyur etmiş. Fakirken hiçbi zaman ziyaretine gelmeyen, beğenmeyen kadını buyur etmiş evine. Oturmuşlar, sohbet etmişler. Kadına çay, kahve ikram etmiş. Fesat kadın sormuş; “Nasıl siz bu duruma geldiniz, çok fakirken?” diye. O da anlatmış başından geçenleri.
Sonra, zengin ve fesat olan kadın evine gitmiş. Evine varınca, hemen kocasına anlatmış her şeyi. O da demiş ki; “Hadi, biz de sofraya oturalım, çorba yap.” Çorba yapmış kadın, sofraya oturmuşlar. Tabii insan istediği zaman gazı gelmeyince zorlamış, zorlamış, zorlamış kendini; pıt diye azıcık gaz çıkarmış. O da aynı şekilde dua etmiş, iyi yürekli kadın gibi. Kendini, birden yerin dibinde, merdivenlerin başında bulmuş. O da başlamış inmeye. Karşısına kedilerin evi çıkmış. Kapıyı açmış, girmiş. Kedileri görünce tiksinmiş. Hepsini, bi sopa bulmuş, dövmüş. Çok zarar vermiş, kedileri yaralamış. Kediler kötü olmuşlar. İkinci kata çıkmış; öbür kedileri, sarı kedileri de dövmüş. Üçüncü kata çıkmış; beyaz kedileri de dövmüş. Kedilerin kralı bunu duyunca çok kızmış. “Hemen getirin bana şu kadını.” demiş. “Sen ne arıyosun burda? Niye kedilerimi yaraladın, dövdün, mahvettin?” demiş. Kadın da, öbür kadın gibi, aynı şeyi söylemiş; “Ben sofradaydım da böyle böyle oldu.” “Sana inanmıyorum. Çağırın bana şu osuruğu. Bi de onu dinliyim.” demiş kedilerin kralı. Çağırmışlar, biraz beklemişler. “Niye gelmiyo bu osuruk?” demiş. “Geliyo efendimiz.” demişler. Bi bakmış; osuruğun her yeri sarmış sarmalanmış, kan revan içinde, koltuk değnekleriyle zor yürüyo. “Bu ne hal?” demiş kedilerin kralı. “E, sormayın efendimiz. Bu kadın, beni öyle zorladı, öyle zorladı. Evimden çıkmak istemedim de itti, kakdı, yuvarladı, parçaladı beni. Merdivenlerden aşağı düştüm. Bu hale geldim.” demiş. “Demek öyle.” demiş. Kadına demiş ki; “Sen, şimdi gözlerini kapat.” “E, hani bana ödül yok mu?” “Var, var. Bak, bu sandık; ama evine varmadan açma sandığı.” demiş. “Tamam.” demiş, sevinmiş; ona da altınlar, mücevherler, ziynetler gelcek diye.
Gözünü kapatmış. “Aç demeden açma.” demişler, ona da aynı şekilde. “Tamam.” demiş. “Aç!” diye bi ses duymuş. Sonra gözlerini açmış. Kocası onu bekliyomuş. Sevinmişler sandıkla geldiği için. Hemen sandığın kapağını açmışlar. Bir de bakmışlar; yılanlar, çiyanlar, fareler, zehirli böcekler. İkisini de zehirli böcekler sokmuş, yılanlar sokmuş. Zehirlenerek ölmüşler.
Bu masaldan da anlayacağımız; fazla tamah, iyi bir şey değil.
Masalı Anlatanın Adı ve Soyadı: Meral DERDİÇOK
Doğum Yeri ve Tarihi: Nazilli, AYDIN, 1959
Öğrenim Durumu: Lise mezunu
Masalı Kimden Dinlediği: Anneannesinden
Mesleği: Emekli
Masalı Derleme Tarihi: 19 Haziran 2010
Masalı Derleyen: Nükte Derdiçok




