Billur Saray
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Pireler deveyken, develer tellal iken ülkelerin birinde bir padişah yaşarmış. Bu padişahın bütün çocukları ölürmüş. En sonda artık kız çocuğu yaşamaya başladığında padişah kızını yedi kat yerin altında bi yer yaptırarak – saray gibi bir yer yaptırarak – orda büyütmeye karar vermiş. Ve bu arada kızına tabii hizmetçiler işte yanında çalışan bir sürü insan yönlendirmiş.
Neyse kız her büyüdüğünde bir kat yukarı, bir kat yukarı, bir kat yukarı derken altıncı kata kadar gelmişler. Burası yeryüzüne en yakın olan katmış. Kız, bu arada bulunduğu yerden içeriye sızan bir ışık varmış, bu ışığı çözmek için yatakları işte döşekleri üst üste koya koya, koya koya en üst kata kadar tırmanıp gökyüzünü görmeye çalışmış. Tam göremeyince camını kırarak gökyüzünü ve yeryüzünün havasını solumuş. Bunun üzerine aşşaya indiği zaman bütün çalışanlar panik olmuş tabii. Yani hiç beklemedikleri bir olay ve bu olay padişahın kulağına kadar gidiyo. Padişah bunun üzerine kızını yanına çağrıyo; neden böyle bir şey yaptığını soruyo. Kızı da işte o ışığı merak ettiğini ve o ışıktan da yeryüzünü gördüğünü, artık yeryüzünde yaşamak istediğini söylüyo. Padişah da kızına şart koşuyo; “Ya bir denizde sarayını yaptırırız, orda kalırsın ya dağın tepesinde bir saray yaptırırız, orda kalırsın; ama insanlardan uzak kalcaksın.” diyo. Bunun üzerine kız denizi seçiyo. Padişah ona işte saray yaptırıyo. Yakutlarla işte denizin ortasında çok güzel bir saray yaptırıyo ve kız bu sarayda çalışanları, işte hizmetçileri, lalalarıyla birlikte yaşamaya başlıyo.
Aradan zaman geçiyo ve bu saraya… Bu arada bu sarayın adı Billur Saray olarak biliniyo. Tabii adı da günden güne, günden güne yayılarak ülkeler arasında dolaşıyo. Bu sarayı herkes gelip dışardan görüp; fakat yanına yaklaşamıyolar. Ta ki Kahire’den bir şehzade geliyo yine. Bu sarayı görüyo ve kız bu saraydan dışarıyı görebiliyo; ama dışardakiler içeriyi göremiyolar. Kız sarayın camından bu şehzadeyi görüyo; aşık oluyo. Her gün düzenli olarak çıkıp şehzadeyi görüp saraya geri dönüyo.
Aradan zaman geçiyo. Bi sabah baktığında şehzade yok. Bunun üzerine çok üzülüyo; aşık olduğu insan yok orda. Üzülüyo ve babasına gidiyo. Bir gemi yaptırmak istiyo. Bu gemiyle bütün dünyayı geziyo. Bu arada Kahire’den gelen şehzadeyi de bildiği için Kahire’ye kadar gidiyo.
Kahire’de gemiyi koyduğu yerde lala geliyo yani Kahire sultanının hizmetçisi geliyo, geminin kaptanıyla tanışmaya, bu arada çalışanlarını görmeye. Sonunda bunu saraya davet ediyolar. Kız saraya gidiyo. Padişahla tanışıyo ve ordakilerle işte yemek yiyolar.
Daha sonra sarayın yan tarafındaki küçük sarayı tutmaya karar veriyo ve orda yaşamaya başlıyo. Bu arada şehzade, kızı sarayın bahçesinden görüyo. Yani kaptan olduğunu bilmeden, sarayın bahçesinden görüyo ve aşık oluyo. Bunun üzerine kız da şehzadeyi fark edince düzenli olarak pencereye çıkmıyo. Şehzade de o, pencereye çıksın diye annesini gönderiyo işte. Annesi de her gittiğinde bi hediye götürüyo. Yakut yüzük götürüyo, işte yakut takılar götürüyo önce; sonra inci kolyeler götürüyo; en sonda da şehzadenin kendisinin yazmış olduğu kitabı götürüyo; fakat kız bunları kabul ettikten sonra, en son hediyeden sonra verecek bi şey kalmayınca bu defa kıza ne istediğini soruyo şehzadenin annesi. O da diyo ki; “Derenin kıyısına yatak yaptırsın. Bi tarafına gümüş başlık, diğer tarafına da altın başlık koydursun. Yalnız yatağı mezar şeklinde yapsın ve içine yatsın. Ben de her gün onu ziyarete giderim. Bu şekilde yüzümü görür.” diyo. Annesi de önce bi karşı çıkıyo, sonra da onaylıyo.
Neyse şehzade, aynen söylendiği şekilde yapılıyo yatak; mezar şeklinde yapılıyo. Bi tarafına – yakut, aman – gümüş başlık, diğer tarafına altın başlık ve şehzade bunun içinde yatıyo. Kız bunu ziyarete gittiğinde şehzade bunun yüzünü görünce hemen açıyo mezarı ve karşı karşıya geliyolar. Bu defa soruyo; “Neden benden kaçıyosun?” diye. Bu da söylüyo ki; “Sen uzun süre önce Billur Saray’ı ziyarete geldiğinde ben seni her gün görüyodum. Sen beni bi gün bırakıp kaçtın diye ben de senden intikam almak için bunu yaptım.” diyo. Bunun üzerine özür diliyolar birbirlerinden. Sonra tabii barışıyolar.
Kahire’den kızın babasının sarayına dönüyolar. Babasıyla tanışıyolar. Sonra da evleniyolar. Masal da burda bitiyo.
Masalı Anlatanın Adı ve Soyadı: Oya İPEK PINAR
Doğum Yeri ve Tarihi: Van, 1975
Öğrenim Durumu: Üniversite mezunu
Masalı Kimden Dinlediği: Hatırlamıyor
Mesleği: Muhasebeci
Masalın Derlenme Tarihi: 13 Ağustos 2011




