Âşık Derdiçok
Âşık edebiyatının 19. yüzyıl temsilcilerinden biri olan Âşık Derdiçok’un asıl adı Ömer Lütfi’dir. Ömer Lütfi, 1874 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinin Kızılcaoba mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Elbistan’ın Balıkçıl köyünde yıllarca imamlık yapmış, Hafız Tıfıloğullarından Hafız Mehmet Efendi’dir. Annesi ise Hatun Hanım’dır. Kalabalık bir ailede dünyaya gelen Ömer Lütfi, on iki kardeşten hayatta kalan tek çocuktur.
Kadirî tarikatı mensubu olan Hafız Mehmet, küçük yaşta annesini kaybeden oğlu Ömer Lütfi’yi kendisi gibi bir din adamı olarak yetiştirmek ister. Bunun üzerine Lütfi, babasının yanında hafızlığa başlar ve Kur’an’ın yirmi dokuz cüzünü ezberler. Çevrenin tabiat ve ekonomik şartları yüzünden ileri bir öğrenim göremeyen âşık, on üç yaşına kadar bizzat babasından ders alır. Lâkin baba mesleğine ısınamadığı için deyiş söylemeyi ve saz çalmayı bırakamaz.
Sesi güzel olan ve Kur’an okumayı çok seven Ömer Lütfi’yi babası bütün dinî toplantılara götürür. Özellikle Kadirî tarikatına mensup din adamlarının toplanıp zikir çektikleri, Afşin’in Eminli köyünde bulunan Eshab-ı Kehf’e gittiklerinde Ömer Lütfi de mutlaka yanlarında bulunur.
Rivayete göre; Eshab-ı Kehf’e gittikleri bir gün babası Lütfi’yi Kıtmir taşının bulunduğu yere yatırır. Burası dilek sahipleri hastalar ile dertlilerin yattıkları ve Yedilerin yardımını bekledikleri bir mağaradır. Ömer Lütfi, burada yatar ve uyur. Rüyasında Yedilerden Yemlihâ’yı görür. Yemlihâ onun ağzına bir tulumdan kum darısı döker ve ona: “Oğlum Lütfi! Bundan sonra senin adın Derdiçok’tur. Dertlerini şiirle söylemek için dilindeki bağı çözdüm. Bu tulumdan şu darı nasıl akıyorsa, ağzından da deyişler öylece akacaktır.” der (K.K.1,3).
Rüyasından şaşkın ve korkmuş bir hâlde uyanan âşık, kendine gelince gördüklerini hatırlar. Bunun üzerine kendini denemek ister ve ilk şiiri ağzından çıkmış olur. Hafızlığı yanında şairliği ile de bilinen Hafız Mehmet, oğlunun söylediği ilk koşmayı duyunca bu durumdan hiç hoşlanmaz. Çünkü, oğlunun kendisi gibi hoca ve âlim bir tarikat ehli olmasını istemektedir. Fakat Ömer Lütfi, on beş yaşında âşık olmuştur ve gördüğü her güzel şeye, özellikle kadınlara, şiirler söyler.
Derdiçok, babasının âşıklığına karşı çıkması üzerine Elbistan’dan ayrılıp Afşin’e gider. Afşin’in bazı köylerinde imamlık yapar; ancak bir imamın aynı zamanda saz çalıp deyişler söylemesi hoş karşılanmaz. Bunu üzerine âşık, imamlığı bırakır ve babasının yanına geri döner. Yirmi üç yaşından sonra ise tamamen şiirle ilgilenir.
Âşık Derdiçok, kimi kaynaklara göre yedi, kimi kaynaklara göre ise dokuz kez evlenir (Avcı 2008: 122). Ancak ilk ve son aşkı Cennet adında köyün en güzel kızıdır. Cennet için birçok şiir söyler. Hafız Mehmet oğlunun Cennet’i unutması için evlenmesine karar verir.
Ömer Lütfi, Maraba köyüne bostanlarının mahsulünden götürürken adı Gülizar olan güzel bir dul ile karşılaşır. Sıddık Demir’in ifadesine göre, Derdiçok’un ilk eşi Gülizar’dır. Bu evlilikten Fadıl adını verdiği bir oğlu olur. Gülizar çok uzun yaşamaz, ölümü üzerine Fadıl öksüz kalır (Demir 1993: 12). Âşık Derdiçok ikinci eşi olan Fatik ile Çoban Pınarı’nda karşılaşır. Hem Cennet’in aşkını hem de Gülizar’ın acısını unutmak için onunla evlenir.
Fatik’ten Mehmet, Mustafa ve Ali adlarında üç oğlu ile Seher, Fadime ve Güllüzar adında üç kızı olur. Mehmet ile Mustafa iki bayram arasında vefat ederler. Bu yüzden daha sonraki dönemlerde âşığın “Pişkin” olan soyadını “Derdiçok” olarak değiştirdiği söylenmektedir.
Âşık Derdiçok, Fatik’ten sonra yine Gülizar adında bir kadınla evlenir. Bu evliliği hakkında çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Gülizar’dan ayrıldıktan sonra Eşo adında bir başka dul ile evlenir. İlk eşi Gülizar gibi Eşo da vefat eder. Derdiçok da Eşo’nun ölümü üzerine Şeriban ile evlenir. Şeriban ile evlenmesi pek kolay olmamıştır. Özürlü bir evladı olan Şeriban önceleri Derdiçok ile evlenmeyi kabul etmez; ancak nefesi kuvvetli olan âşığın ocak başında sabaha kadar dua okuması sonucu Şeriban kendi rızası ile âşığın yanına gelir.
Şeriban’dan sonra yine Fatik adındaki altıncı eşi ile evlenir. Ancak bu evlilikten kısa bir süre sonra, Büget köyündeki bir düğünden dönerken zatürreye yakalanan Âşık Derdiçok, 1937 yılında vefat eder. Mezarı Tanır Kasabası’ndadır. Öldüğünde Ali, Seher, Fadime ve Güllüzar adlı dört çocuğu hayattadır. Sonraki dönemlerde Ali dışındaki çocukları da ölmüş; hayatta kalan tek çocuğu Ali Derdiçok da 2002 yılında vefat etmiştir.
On beş yaşında şiir söylemeye başlayan Derdiçok, buna ömrünün sonuna kadar icap ettiği sürece devam etmiştir. Her şiirini mutlak surette bir sebep ve bahane ile söylemiştir. Şiir söylemesine günlük yaşamdan olayların sebep olması yanında, belki de en önemlisi çeşitli şekillerde karşısına çıkan güzeller ve güzellikler için söylediği şiirlerdir. Eşleri ya da sevdiği güzeller için söylediği çok sayıda şiiri mevcuttur. Öyle ki şiirlerinin büyük çoğunluğu bir güzel için söylenmiştir. Fatik’ten doğma en büyük oğlu Hafız Mehmet ile diğer oğlu Mustafa’nın Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasında vefat etmesi, Derdiçok’u derinden yaralamış ve bu acı olay elbette ki âşığın şiirlerinde yer bulmuştur. Hayatının önemli bir dönüm noktasını oluşturan askerlik yılları da şiirlerinde karşımıza çıkmaktadır. Askerdeyken yaşadıkları, zorluklar, aile özlemi gibi hususların işlendiği dikkati çekmektedir.
Âşık Derdiçok, yukarıda belirttiğimiz gibi, şiirlerinin büyük bir kısmını eşleri ya da gönül verdiği kadınlar için dile getirmiştir. Pek çok şiirinde bu kadınların isimlerine rastlamak mümkündür. Kimi için çok, kimine ise daha az sayıda şiir söylemiş; ancak sayısı ne olursa olsun, kavuşma/kavuşamama, gönül koyma, hayranlık ya da aşkına karşılık bulamadığı durumlarda beddua etme gibi hususları şiirleri aracılığıyla ifade etmiştir. Aşk ve güzellik temalı şiirlerinin yanı sıra yaşamı boyunca başına gelen üzücü ve önemli olayları da şiirine katmayı ihmal etmemiştir. Kendisini üzen ve üzerinde derin bir etki bırakan olayları ağzından bir anda dökülüveren dörtlüklerle anlatmış; yaşamında önemli bir döneme karşılık gelen askerlik süresinde yaşadığı sıkıntıları da şiirlerine konu edinmiştir. Âşığın yaşadığı sıkıntılar yüzünden bir anlamda kadere isyan etme şeklinde dile getirdiği ve ölüm ile ahreti göz önüne alarak çoğunlukla “felek” redifi ile söylediği şiirleri de mevcuttur.
Derdiçok, 1901 yılında döneminin önemli âşıklarından Âşık Şeydaî Baba ile karşılaşmış ve onunla imtihan olmuştur. Âşık Şeydaî, Derdiçok’a cevap verememiş; yorgun olduğunu bahane ederek başka bir gün karşılaşmayı istemiştir. Bunu takiben aşığın şiirleri dilden dile dolaşmış ve bazıları bestelenerek günümüzde çeşitli radyolarda sanatçılar tarafından seslendirilmektedir.
Derdiçok’un Karacaoğlan’a olan hayranlığı ve bunun oğlu Ali Derdiçok’tan, henüz hayatta iken, öğrenildiği belirtilmiştir. Âşık, her ne kadar Karacaoğlan hayranı olsa da onun için “Anasının uçkuruna kadar bir şey bırakmamış. Biz de söyleriz amma; taklit etmiş derler.” diyerek kimseye benzemek istemediğini ifade etmiştir (Taşkın: 20). Ancak bu isteğine rağmen bazı şiirlerinde Karacaoğlan etkisi görmek mümkündür. Derdiçok’un özellikle, Karacaoğlan denildiğinde akla ilk gelen şiirlerinden biri olan “Ala Gözlerini Sevdiğim Dilber” adlı şiirinden oldukça etkilendiği dikkati çekmektedir.
Hayatı boyunca Elbistan ve Afşin çevresi dışına çıkmamış olan Âşık Derdiçok, sade, güzel ve yerine göre mahallî bir Türkçe ile aşk, gurbet, keder, tabiat ve daha çeşitli konuları işlediği şiirler söylemiştir. Elbistan ve Afşin çevresi dışına çıkmamasına rağmen, geniş hayal gücünü, değişik benzetmeleri ve hayatından pek çok olayı şiirlerine kattığı için bunların zevkle okunması ve hatırlanmasını sağlamıştır.
Şiirlerini genellikle koşma tarzında söyleyen aşığın Şeydaî Baba, Elbistanlı Ebul Kasım İbrahim, Nadırlı Kul Ahmet, Kul Ali ve Âşık Durdu ile atışmaları vardır. Dönemi âşıkları ile yaptığı atışmalar sonucunda şöhreti artmış, daha sonraki dönemlerde araştırmacıların dikkatini çekmiştir.
Asıl kaynağa ulaşamadığımız için Sıddık Demir’in aktardığı üzere, Fuat Köprülü’nün “âşık edebiyatının asrımızdaki son değerli mümessillerinden sayılabilir” (Demir :14) dediği Âşık Derdiçok’un günümüze ulaşmış 368 şiiri mevcuttur.
ŞİİRLERİ:
İlk şiiri:
Koydular yolumdan beni avare
Getme aşkın yolu zor diye diye
Bilmeyom ne ola bu işe çare
Anca yalvarmaktır pir diye diye
Olmak ister gönlüm yâr sana turap
Akibet olmaz mı bu yerler harap
İçirdiler bana bir kâse şarap
Daha arkasında var diye diye
Alırım kalemi çok şey yazarım
Cahil, nadan ile yoktur pazarım
Feryat, figan ile her gün gezerim
Ölürüm kapında yâr diye diye
Bilen olsa hallarımı söylerim
Ölüm elverirse acep neylerim
Kim gelse yanıma takdir eylerim
Aşk yolundan dönmek ar diye diye
Uzaktan görünür dâim el eder
Yakar çevmim ataşlara kül eder
Bir gün kara toprak bize gel der
Tez gel mekânına gir diye diye
Ne eylik edersen etmeli burda
Zerre kadar aklın var ise serde
Feryat figan etsen ne çare orda
Yatamam yerlerim dar diye diye
İnsanın on beşte aklı serd’olmaz
Zina dölü olan aslâ merd olmaz
Ben sandım masumlarda dert olmaz
Onlarda çağrışır şir diye diye
Kâfirin efkârı yiyip içmektir
Kiminin arzusu konup göçmektir
Müminlerin havfi sırat geçmektir
Yalvar Derdiçoğum bir diye diye
KAYNAKÇA
Avcı, Ramazan (2008). Kahramanmaraşlı Şairler Antolojisi. Kahramanmaraş.
Demir, Sıddık (1993). Afşinli Derdiçok. Ankara: Alıç Okul Yayınları.
Taşkın, Selâhattin. Tam Elbistanlı Derdiçok. İstanbul: Özaydın Matbaacılık.
KAYNAK KİŞİLER
K.K.1: Feriha Derdiçok, 1928, Elbistan/Kahramanmaraş, ilkokul, ev hanımı (gelini).
K.K.2: Gülşen Derdiçok, 1952, Mardin, ortaokul, ev hanımı (torunu).
K.K.3: İrfan Derdiçok, 1960, Derinkuyu/Nevşehir, lise, esnaf (torunu).
K.K.4: Yaman Ünye, 1949, Afşin/Kahramanmaraş, üniversite, emekli öğretmen.
Derleme Tarihi: 2012
Derlemeci: Nükte Derdiçok




