Farklı şekillerde de olsa hemen bütün dinlerde ağaca kutsallık verildiği görülür. Ağaçla pek çok olağanüstü işin başarıldığı örnekler vardır. Musa’nın asası ile denizi ortadan ikiye ayırması. Nil nehrinde asası ile bir yol yapması, asasını vurarak taştan su çıkartması, ağaca verilen kudsiyetin ilginç örnekleridir. Musa’nın asası ile vurarak taştan su çıkartmasının, Anadolu evliya menkıbelerinde, elindeki değneği yere vurarak su çıkartan ermiş kişiler vasıtasıyla varlığını sürdürdüğünü görürüz. Altay efsanesinde de insanın ağaçtan türediğinin anlatıldığı bir bölüm vardır. “Dalsız, budaksız bir ağaç bitmişti, bu ağacı Tanrı gördü ve dalları olmayan ağaca bakmak hoş bir şey değil; buna dokuz dal bitsin dedi, ağaçta dokuz dal bitti. Tanrı yine şöyle dedi dokuz dalın kökünden dokuz kişi türesin ve bundan dokuz ulus olsun.” Bu dokuz kişi bugüne kadar yeryüzünde yaşayan dokuz boyun cedleri olmuşlardır. Bazı Altay efsanelerine göre de göğün on ikinci katına kadar yükselen Dünya Dağı’nin üzerinde bir kayın ağacı vardır. Hayat suyu da bu kayın ağacının altındaki bir çukurda bulunurdu.

Hayat Ağacı ile Hayat Suyu yeryüzünde en çok yayılmış inançlardır. Hayat Ağacı motifinin Anadolu’da dokuma ve diğer el sanatı ürünlerinde sıklıkla kullanıldığını görüyoruz. Eski Türkler’de tek ağaçlara kutsallık verildiği gibi bazı koru ve ormanlar da kutsal sayılmışlardır. Zamanla ağacın yerini bir sırık ya da direk alır. Bu direk ve sırık yükselmenin, göğe tırmanışın simgesi ve aracıdır. Gök’e kurban kesilirken ve Şaman gök gezintisine çıkarken sırıklardan yararlanır. Kurban edilen hayvanın ruhu, ağaç ve sırıkların çizdiği yolu izleyerek Gök’e ulaşır. Çadırın içine yerleştiri lmiş ve tepesi çadırın duman deliğinden çıkan bir ağaç ya da sırık yardımıyla gök yolculuğuna çıkar. Eski Türkler’de kayın ağacı kutsal kabul edilir ve tedavi törenleri sırasında Baksılar yanlarında yeşil yapraklı kayın ağacı bulundururlardı. Altaylar, kayının Umay Tanrıça’yla birlikte gökten indiğine inanırlar ve kayın ağacına kurban sunarlardı. Çocuğu olmayan Yakut kadını karaçam ağacına gider, beyaz at derisini ağacın altına serer ve ağacın karşısında dua ederdi.

Türklerde ardıç ağacının dumanıyla tütsü yapmak herhangi bir nesneyi maddeten ve manen temizlemek anlamına gelirdi. İslam dini ağaca tapınmayı yasaklayıp, ağaçların da tanrı tarafından yaratıldığı görüşünü ortaya koymuştur. İslamiyet’in bu kesin hükmüne rağmen ağaca verilen kudsiyet, gerek olduğu biçimiyle, gerek şekil değiştirerek, gerekse İslami bir kılıfa büründürülerek varlığını sürdürmüştür. İslamiyet ‘ te incir ve zeytin ağaçlan kutsal sayılırken, zakkum lanet edilen ve ceza aracı olarak kullanılan bir ağaçtır. Kur’an da “Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarında suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.” denilmektedir. Anadolu’da tek olarak yetişen ağaçların yanında mutlaka bir evliyanın mezarının bulunduğu inancıyla bu ağaçlar kutsal kabul edilmiş, bez parçaları bağlamak, sarılarak ya da öperek dilek tutmak suretiyle, bu ağaçların bulundukları yerler adak ve ziyaret yerleri haline gelmiştir. Bu ağaçları kesmenin iyi olmadığı, uğursuzluk getireceği inancı çok yaygındır. Kesmek isteyenlerin başına gelen kötü olaylara ilişkin Anadolu’nun hemen her yerinde farklı söylenceler anlatılır. Söylencelerin pek çoğunda ağacı kesen kişinin baltayı ayağına vurarak kendini yaraladığı, üzerine bastığı dalın kırılması sonucu düşüp sakat kaldığı, bazılarının ağacı kestikten sonra öldüğü, bazı söylencelerde ise ağacı kesmek isteyen kişinin baltasının kesmediği anlatılır.

Anadolu’da yaygın bir başka inanç da kapı eşiğine basmanın günah olduğu ve eşiğe basan kişinin çarpılacağı ya da başına kötü bir şey geleceği yolundadır. Eşiğe basmanın uğursuzluk getireceği bütün Türklerde ortak inançtır. Eşiğe basmak kapı ruhu inancına bağlı olmakla birlikte çoğu hallerde ağaçtan yapılıyor olması da düşünüldüğünde , ağaç kültünün izlerini de taşıdığı akla gelmektedir. Anadolu’nun her yanına yayılmış ermiş ve yatırların türbelerine kapının eşiği öpülerek girilir.

Anadolu Alevi – Bektaşi topluluklarının inancında ağaç kültünün varlığını koruduğunu görüyoruz. Dinsel törenleri olan Cemlerde, Dedenin elinde taşıdığı (alaca değnek, tarik, erkan) vb. adlar verilen üç boğumlu ya da çizgili bir değnek vardır. Törenlerde değneği öpüp, altından geçerler. Böylece geçmişteki günahlar affedilir. Altından geçen Sırat’ı geçti. Suyundan içen kevseri içti Didarı gördü, meydanı gördü Erkan elinden günahı biçti. Erkan denilen bu değneğin, kişinin günahını biçâebilecek kadar kutsiyet taşıması, Alevi – Bektaşi inancında ağaç kültünün izlerinin hâlâ varlığını koruduğunu göstermektedir. Değneğin üzerindeki üç boğum Alevilikteki üçlemeyi (Allah – Muhammed – Ali) temsil etmektedir. Dedenin elindeki bu değnek bir yandan Musa’nın asasını andırırken, bir yandan da Şaman’ı gökyüzüne çıkaran sırığın minyatürüdür sanki.

Anadolu Aleviliğindeki ağaç kültünün izleri’, ağaca duyulan sevgi ve saygıyı, Pır Sultan Abdal’ın sazına söylediği nefeste görmek mümkündür. Öt benim sarı tamburam Senin aslın ağaçtandır Ağaç dersem gönüllenme Kırmızı gül ağaçtandır. Ali Fatıma’nın yari Ali çaldı Zülfikar’ı Düldül atının eğeri O da yine ağaçtandır. Ali gitti Hakk’a yetti Zülfikar’ı derya yuttu Sa’d Vakkas bir ok attı O da yine ağaçtandır. Nurdandır Kabe’nin eşiği Cihanı tuttu ışığı Hasan Hüseyn’in beşiği O da yine ağaçtandır. Yeter Pir Suitan’ım yeter Dertlilere derman katar Türlü türlü meyva biter O da yine ağaçtandır. (Pir Sultan ABDAL)

Konuyla ilgili daha fazla fazla bilgi için; Yaşayan Alevilik

(Visited 1.417 times, 2 visits today)