İnsanın pek çok tanımından biridir “Homo ludens” yani “oynayan insan”. Ve Huizinga, aynı adlı eserinde bu tanımın “Homo sapiens” (akıllı insan) ya da “Homo faber” (imalat yapan insan) tanımları kadar esaslı bir işlevi ifade ettiğini belirtir. (HUIZINGA,1995:13 s.)

Sosyal bir varlık olan insan kendisine yüklenen birçok sıfatı kullanarak birtakım objeler yaratmak ister. Bu objeler; hayatını kolaylaştırmak, sosyalliğini artırmak yani paylaşma duygusunu tatmin etmek gibi büyük bir eyleme hizmet etmektedir. İnsanoğlu yarattığı objeleri kullanırken kendisine ve eylemine koyduğu birtakım kurallarla aslında “oyun oynamaktadır”.

İşte; insanın bu büyük eyleminin araçlarıdır oyuncaklar. Her kültürde belli bir çağda belirip yaşamının sonuna kadar başka başka şekillerde ortaya çıkarlar. Belki de daha katı kurallarla ve eğitimsel işlevini kaybederek hayatımızın bir parçası olurlar.

Net bir tanım verilememekle birlikte küreselleşme; tektipleşme, homojenleşme, yerel kültürel unsurlarının etkisini kaybetmesi ve buna bağlı olarak “dünyanın kültürel anlamda daralması”, “dünyanın bütünleşmiş tek bir pazar haline gelmesi” biçiminde yorumlanmaktadır.

Küreselleşme kavramının ortaya çıkışıyla birlikte alışık olduğumuz dünya düzeninde bazı farklılıkların oluşmaya başladığı görülmektedir. Bu farklılıklar, yüzyıllardır süregelen tüketim alışkanlıklarımızda, maddi ve manevi bazı değerlerimizde de kendini çeşitli şekillerde göstermektedir. Çocukların dünyasına baktığımızda, bu değişimin onların geleneksel olarak tasarlanıp, üretilen, oynanan oyuncaklarında da yaşandığını izlemekteyiz.
“Homo ludens”in araçları olan oyuncaklar, yalnızca çocukları oyalamaktan ibaret olmayan, onları gerçek hayata hazırlayan bir takım minyatür objelerdir. Buna bağlı olarak; kendi kendine bir şeyler yapıp, onlarla oynayan çocuklar, büyüdüklerinde daha yaratıcı, üretici, tatmin olmuş, kendine güvenen kişiler olarak karşımıza çıkar. Bu anlamda oyuncakların çocukların psikolojik gelişimlerindeki rolü azımsanmayacak kadar büyüktür.

Paylaşılabilen, değiş tokuş edilebilen, daha da önemlisi bazı hastalıkların tedavisinde rehabilitasyon malzemesi olarak kullanılan oyuncaklar, Eski Yunan’da kız ve erkek çocukların ergin olduklarını tanrıça Artemis’e sunarak kanıtladıkları “kült” objeler olarak da kendini gösterir. Bunun yanı sıra; Eski Mısır mezarlarında bulunan deri toplar, toprak bebekler, günümüzde çocuğu olmayan kadınların bazı ziyaret yerlerine koydukları minyatür bez bebekler, beşikler ile bebeklerin genellikle ilk oyuncağı olan, tarihin en eski oyuncaklarından biri olan, çıkardıkları sesten ötürü Avustralya yerlilerince kutsal törenlerde kullanılan çıngıraklar da yine oyuncakların kültleştirilmesine verebileceğimiz başka örneklerdendir.

Günümüzde ise oyuncaklar, geleneksel kimliklerinden sıyrılıp popüler kültürün bir parçası olmakta. Giderek kapalı mekânlara daha fazla itilen genç nesil, yukarıda sözünü ettiğim paylaşım duygusundan uzaklaşarak, “moda olana” yönelmektedir. Moda olarak ortaya çıkan oyuncaklar; sanayileşen toplumun, yani tüketim toplumunun körüklediği üretimin bir sonucudur.

Oysa oyuncaklar (ve tabii ki oyunlar) antik dönemden günümüze kadar biçim ve kurallarında değişiklik olmadan ya da çok az değişikliğe uğrayarak gelmişlerdir. Örneğin; topaç, tarihin çok eski dönemlerinden beri, İ.Ö. 3000’de Babil’de, İ.Ö.1400’de Eski Mısır’da oynandığı saptanan ve günümüze kadar gelmiş, bugün de Fransa, Japonya, Rusya, İtalya ve Çin gibi dünyanın birçok yerinde bilinen bir oyuncaktır. Hem biçimi hem de çevirme teknikleri birbirine benzer ve yalnızca Anadolu’da şimdiye kadar derlenebilen develeme, mozik, pırlangıç, hol, düğeme, iştufan gibi 200 kadar adı bulunmaktadır. Ancak; günümüzde bu ahşap oyuncak, basit özelliğini yitirerek, plastik malzemeyle, mekanik, pilli, müzikli çeşitleri de olan teknolojik bir oyuncak halini almış, metamorfoza uğramıştır.

Bu örnekleri önceleri çam sürgünlerinden yapılan daha sonraları tepki veren, ağlayan, uyuyan, şarkı söyleyen bebeklerle veya önceleri tahtadan, liflerden, çaputtan yapılıp zamanla lastik, plastik, sünger malzemeyle yapılan toplarla çeşitlendirebiliriz.

Dünya ekonomisinin dizginlerini elinde tutan, dolayısıyla küreselleşmeyi tetikleyen, sanayi gelişimini tamamlamış Batılı ülkeler, her şeye yön verdikleri gibi yerel kültürler içerisinde yer alan, başka bir söylemle az gelişmiş ülkelerdeki çocuk oyun ve oyuncaklarında da kendilerini hissettirmektedirler.
Yayın organı olarak medyanın ve diğer iletişim araçlarının da hızla gelişmesiyle dünyanın bir noktasında ortaya çıkan bir oyuncak çok kısa bir süre içerisinde dünyanın bir başka noktasında da oynanır olabilmektedir.

Popüler kültür içinde kendini geliştiren, medyanın da ivmelendirdiği Barbie bebekler, konuşulanı tekrar eden Ferbie’ler, sanal hayvanlar adı altındaki Tamagochi’ler, bilim-kurgu mantığıyla tasarımlanmış Actionman, Ninja Kaplumbağalar, Transformers, uzaylı Tele-Tubbie’ler, cep canavarları da denilen Pokemon’lar gibi aralarında çizgi filmleri ve çocuk programları da olan oyuncaklar, günümüz çocuklarına yetişkinler tarafından kurgulanmış olarak verilmekte ve bu durum çocukların el becerilerini, yaratıcılıklarını gitgide yok etmektedir.

Bu yok edilişle birlikte dilde de bir kısırlaşmanın, tek tipleşmenin başladığı görülür. Daha önceleri, farklı kıtalarda aynı oyuncağa farklı adlar verilirken, günümüzde küreselleşmenin getirdiği homojenleşmeyle farklı kıtalarda aynı oyuncak aynı adla anılmaya başlamıştır. Örneğin; yine topaca baktığımızda Rusya’da “volçok”, İtalya’da “trottola”, Yunanistan’da “strambos” gibi her dilde ve bir ülke içinde bile farklı isimler alırken Pokemonlar, Barbieler dünyanın her yerinde aynı adla tanınmaktadır.

Yukarıda sözünü ettiğim, medyanın tanıştırdığı bazı oyuncaklar (bunlar; kısa ve uzun metrajlı, birçoğu Walt Disney yapımı olan Aslan Kral, Tarzan, Pochahontas v.b. gibi çizgi film veya Herry Potter gibi fantastik çocuk roman ve filmleri karakterleridir), farklı ürünlerin yanında verilen promosyon malzemeleri olarak da karşımıza çıkmaktadır. Mc Donalds, Coca Cola, Pepsi v.b. çok uluslu şirketler, ürünlerinin yanında güncel filmlerin karakterlerinin minyatürlerini; ya da üzerinde bu karakterlerin bulunduğu başka promosyon ürünleri üzerinden yüklü gelirler elde etmektedirler.
Bu duruma “olayların oyuncaklaşması” dersek, verilebilecek örnekler artar ve tarihsel olarak da oldukça gerilere gider. Prof. Dr. Bekir ONUR Oyuncaklı Dünya adlı eserinde şöyle bir örnek verir: “Citroën firmasının bütün dünyada tanınan bir de oyuncak bölümü vardı ve burada gerçek arabaların bütün ayrıntılarını taşıyan model arabalar yapılıyordu. Reklâma çok önem veren André Citroën’e göre bütün çocuklar en küçük yaşlarından itibaren “anne, baba, Citroën” demeyi öğrenmeliydi.” (ONUR, 1992:49 s.)

Ülkemizde yaşanmış bir başka örnek ise; yaklaşık yarım asır önce, 1947’de, İstanbul’a gelen, 2. Dünya Savaşı’nın önemli gemilerinden Amerikan Missouri zırhlısının aynı günlerde kurşundan oyuncaklarının yapılmasıdır. (K.K: GÖĞÜŞ, 62)
Bu durumun günümüze yansıması ise savaş sanayini çok yakından takip eden modern oyuncak sektörünün, her yeni çıkan savaş silahını minyatürleştirerek çocukların eline vermesidir.

Çocukların fantezilerinin kendiliğinden doğmadığı, çevresel etkenler, durum, ilişkisel ortam ve bu ortamdaki oyuncakların ima ettiği temalarca biçimlendirildiği göz önüne tutulursa savaş ve şiddet teması içeren modern oyuncaklar, çocukların psikolojik ve sosyal gelişimlerinde olumsuz rol oynamaktadır. Tahmin edilebileceği gibi temelinde “yok etme” mantığı bulunan bu araçlarla (oyuncak demek doğru mudur?) çocuklar, şiddeti olağan bir şeymiş gibi algılayıp, “barış”, “paylaşım”, “duygusallık” v.b kavramlardan giderek uzaklaşmaktadır.

Sonuç olarak oyuncaklar; yalnızca Türkçe Sözlükteki açıklaması gibi “oynayıp, eğlenmeye yarayan her şey” ya da diğer anlamları gibi “önemsiz ve kolay iş” i tanımlayan gereçler olmayıp, sosyolojik, psikolojik ve antropolojik boyutlara sahip olan ve üzerinde ciddiyetle durulması gereken materyallerdir. Gerek reklamlar gerek promosyon ürünleri gerekse diğer etkenlerin çocuklar üzerinde yaratacağı etkilerin önceden araştırılması gerekmektedir.
Küreselleşme, içinde bulunduğumuz koşullarda ilerlemesinin önüne geçemeyeceğimiz bir kavramdır. Ancak; bu kavram, olumlu tarafları ele alınıp, işlenebildiği takdirde yararlı olacaktır. Aksi halde, çocuğun kişilik gelişiminde etkin olan oyuncağın küreselleşmesine paralel olarak gelişecek kişiliklerde de ileriye dönük bir tektipleşme söz konusudur.

KAYNAKLAR
-ABACI, Tahir: Bir Zamanlar Anadolu’da. 1. Basım. İstanbul 1999. Sena Ofset. 224 s.
-ALEMDAR, Korkmaz-ERDOĞAN, İrfan: Popüler Kültür ve İletişim. 1. Basım. Ankara 1994. Ümit Yayıncılık Ltd. Şti. 287 s.
– EMİROĞLU, Kudret: Gündelik Hayatımızın Tarihi. 3. Basım. Ankara 2002. Pelin Ofset. 615 s.
-HUİZİNGA, Johan: Homo Ludens –Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme. Çev.: Mehmet Ali KILIÇBAY. 1.Basım. İstanbul 1995. Mart Matbaacılık Sanatları Ltd.Şti. 253. s.
-İNAL, Kemal: “Modern Çocuk Oyunlarının Araçsallaştırılması”. Folklor ve Edebiyat. Cilt 7. 2001/4. Sayı:28. 17-32 s.
-JENKINS, Ian: Antik Devirde Çocuk Eğitimi. Çev.: Hasan MALAY. 3. Basım. İstanbul 1993. Kanaat Matbaası. 31.s.
-NUTKU, Prof. Dr. Özdemir: Oyun, Çocuk, Tiyatro. 1. Basım. İstanbul 1998. Acar
Matbaacılık A.Ş. 262 s.
-ONUR, Prof.Dr. Bekir: Oyuncaklı Dünya. 1. Basım. Ankara 1992. Feryal Matbaası 352 s.
-POSTMAN, Neil: Çocukluğun Yokoluşu. Çev.: Kemal İNAL. 1. Basım. Ankara 1995. Zirve Ofset. 208 s.
-SUİTS, Bernard: Çekirge (Oyun, Yaşam ve Ütopya). Çev.: Süha SERTABİBOĞLU. 1. Basım. İstanbul 1995. Mart Matbaacılık Sanatları Ltd. Şti. 208 s.
-ULUĞ, Mücella Ormanlıoğlu: Niçin Oyun?-Çocuğun Gelişiminde ve Çocuğu Tanımada Oyunun Önemi. 2. Basım. İstanbul 1999. Çalış Ofset 171. s.
-Türkçe Sözlük (TDK). 9. Basım. Ankara 1998. Türk Tarih Kurumu Basım Evi.

Kaynak Kişi
-GÖĞÜŞ, Tanfer, 1940. Üniversite Mezunu, Emekli

Fotograf : AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Oyuncak Müzesi’nde çekilmiştir.

(Visited 341 times, 1 visits today)