Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken, ben annemin babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, az gittim uz gittim dere tepe düz gittim, bir de döndüm baktım ki arkama bir arpa boyu yol gitmişim. Çok eskiden bi adam varmış. Adam, sanıyorum ki tüccar falanmış. Bi kızı, bi de karısı varmış. Mutlu bi yuvası varmış.

Adam, bir gün ticaret için başka şehre gitmiş. O arada da karısı hasta olmuş, yataklara düşmüş. Adamcağaz da karısını, kızını çok seviyomuş. İşte, kızına bi bebek, karısına da bir çift kırmızı, boncuklu, güzel, telli pullu bi çift terlik almış. Eve dönerken bunları getirmiş. Bebeği kızına vermiş, terlikleri de karısına hediye etmek istemiş; ama karısı çok hasta olmuş, o, şehir dışındayken. Terlikleri giymek nasip olmadan kadıncağaz ölmüş. Adam da o kadar üzülmüş, o kadar yıkılmış, ağlamış, napacağnı bilememiş. Biraz zaman geçince demiş ki; “Bu terlikler kimin ayağına olursa, onunla evlenicem.” Adamın beğendiği bazı bayanlar da, belki de denemek istememiş.

Zaman da geçmiş; kız büyümüş, genç kız olmuş. Bi gün, babası evde yokken, terlikleri bi deniyim, demiş. Ayağına geçirmiş, şöyle bir iki adım atmış. Tam o sırada babası eve dönmüş. Terlikleri kızın ayağında görünce demiş ki; “Seninle evlenicem.” Kız demiş ki; “Baba, yapma etme.” Yalvarmış yakarmış. Mümkün değil; insan kızıyla evlenir mi? Ağlamış, sızlamış, ne yaptıysa fayda etmemiş. Babası da, heralde, eşini kaybetmenin verdiği acıyla biraz da kafayı sıyırmış. Ondan sonra, takmış kafayı; “İlla seninle evlenicem.” Kız ikna edememiş babasını.

Düğün dernek kurulmuş. Kızıyla evlenmiş, düğün yapmış. Herkes, tabii buna çok şaşırmış. Akşam olmuş, yatma zamanı gelmiş. Kız demiş ki; “Ben bi tuvalete gideyim geleyim, ondan sonra yatıcam.” demiş. Adam da kızının kaçıcağını anlamış. Kızın beline böyle ip bağlamış kaçmasın diye. Kız tuvalete gitmiş, etrafına bakınmış. Tuvalette, eskiden çeşme, lavabo olmadığı için, el yıkamak için testiler –topraktan bi kaptır- varmış. Testinin içi su doluymuş. Kendi belindeki ipi çözmüş, testiye bağlamış ve hemen kaçmış evden. Adam beklemiş, beklemiş. Aradan baya bi zaman geçmiş, kız geri dönmemiş, gelmemiş odaya. Ondan sonra, ipi çekmeye başlamış. Çektikçe, çektikçe testideki su şıkır şıkır yapıyomuş; ses geliyomuş. Adam zannetmiş ki; kızı gülüyo. “Hem istemedin evlenmek, hem de bak gülüyosun.” diye söyleniyomuş kendi kendine. Çektikçe bi de bakmış ki; testi. Adam sinirlenmiş, öfkelenmiş, bağırmış, çağarmış, testiyi çarpmış, kırmış. Koşmuş, evin her tarafında kızı aramış. Bahçeye çıkmış, bakmış; ama ne fayda, kız çoktan kaçmış.

Kız gitmiş gitmiş, ormana dalmış. Ormanda baya bi yürümüş, yürümüş; çok yorulmuş, acıkmış da. Tam ormandan çıkacağı sırada, böyle sabaha karşı artık, askeri bi birliğin çadır kurduğunu görmüş, ormanın dışında, kıyısında. Askerlere görünmek istememiş. Hemen çadırlardan birinin dibindeki ağacın tepesine çıkmış, beklemeye başlamış.

Akşam olunca, yavaşça ağaçtan aşağı inmiş. Herkes yatınca, ilk işte, yakında olan çadıra dalmış. Orda askerin yemeğini, ekmeğini, suyunu almış. Çıkmış ağacın tepesine tekrar, orda yemiş, karnını doyurmuş.

Ertesi gün, askerler uyanmış. Yiyeceğini aldığı asker bi bakmış; yiyecekleri yok. Çok şaşırmış. Bu, tabii aynı zamanda, askerlerin komutanıymış. Askerleri sorguya çekmiş; kimseden net bi cevap alamamış. Hiç kimse görmemiş kimin aldığını. Komutan kızmış, söylenmiş biraz.

Ertesi gün, tekrar gece olunca, kız, herkes uyuyunca inmiş; yine aynı komutanın ekmeğini almış. Ağacın tepesine çıkmış, yemiş. Sabah olunca, asker tekrar bakmış, komutan yani; yine yiyecekleri yok. “Bu gece kesinlikle uyumamam lazım. Kimin aldığını görmem lazım. Napsam, napsam?” demiş. Çadırının üstüne bi tane, büyükçe buz kalıbı yerleştirmiş. Kendi de yatmış. Şimdi, buz eridikçe alnına, böyle kafasının üstüne, şıp damlıyomuş, şıp damlıyomuş. O damladıkça asker uyumamış. Uyumadığı için de kimin girip yiyeceğini aldığını görebilcekmiş.

Kız, yine belli bi saatten sonra gelmiş. Tam masanın üstündeki yiyeceği almaya uzanmış; asker elinden tutmuş, yakalamış. Kızcağaz yakalanınca çok korkmuş. Başlamış yalvarmaya; “Nolur bana ceza vermeyin, yapmayın, etmeyin, bana kıymayın. Ben çok acıkmıştım da, mahsur kalmıştım da.” Çok böyle yalvarmış yakarmış. Asker de neden çaldığını öğrenmek istemiş. Kızcağaz başından geçenleri anlatmış. Bakmış asker; çok güzel bi kız, o da ona aşık olmuş. “Bi şartım var: Eğer benimle evlenirsen seni affederim. Hem böyle aç kalmazsın, hem babandan kurtulursun. Kabul eder misin?” demiş. Kız da beğenmiş; asker de yakışıklı bi adammış. Evlenmişler; mutlu mutlu yaşamışlar.

Masalı Anlatanın Adı ve Soyadı: Meral DERDİÇOK

Doğum Yeri ve Tarihi: Nazilli, AYDIN, 1959

Öğrenim Durumu: Lise mezunu

Masalı Kimden Dinlediği: Anneannesinden

Mesleği: Emekli

Masalın Derlenme Tarihi: 27 Aralık 2009

(Visited 954 times, 1 visits today)