Maymunlar Padişahı
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken, ben annemin babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, az gittim uz gittim dere tepe düz gittim, bir de döndüm baktım ki arkama bir arpa boyu yol gitmişim. Çok eski bir zamanlarda bir ülke varmış. Ülkenin de çok saygıdeğer bir padişahı varmış. Bu padişahın bir kızı varmış; dünya güzeli. Padişah kızını o kadar çok seviyomuş ki yere göğe sığdıramıyomuş. Fakat, bu kızcağazın bi tek kusuru varmış; kesinlikle gülmeyi bilmiyomuş. Padişahla karısı bu duruma çok üzülüyolarmış. Ne yapsalar, ne etseler kızı bir türlü güldürmeyi başaramamışlar.
Sonunda kız daha büyümüş, daha da güzelleşmiş, evlilik çağına gelmiş. Padişah da her yere haber salmış. Demiş ki; “Kızımı güldürmeyi başarana hem ödül vericem hem de kızımı ona vericem.” Bunu duyan herkes, bu güzel kızı alabilmek için sarayın yolunu tutmuş. Bir sürü krallar, padişahlar, prensler, işte yüksek mertebede olan herkes sarayın kapısını çalmış. Bu arada padişah; “Eğer güldürmeyi başaramazsa, o kişinin kellesi gidecek.” diye ayrıca bi şart koşmuş. Gelen bi şey anlatıyomuş; kız, hiç kimseye gülmüyomuş, hiç kimsenin anlattığına bi karşılık vermiyomuş, gülmüyomuş, aynı donuk havasında oturuyomuş karşılarında. Her geçen gün daha da morali bozuluyomuş kralla kraliçenin. Bakmışlar olcak gibi değil; baya bi ümitlerini kesmişler.
Başka komşu bi ülkenin kralının oğlu da aynı şeyi duymuş. Fakat, iki ülke arasında düşmanlık olduğu için direkt olarak gidip kapılarını çalamamış; ama kafaya koymuş, kızın güzelliği de herkes tarafından bilindiği için o da merak içindeymiş. Kızı görmek istiyomuş, kzıı güldürmek istiyomuş, kızla evlenmek istiyomuş. “Ben bu kızı güldürücem ve alıcam.” demiş. Prensin babası da yalvarmış yakarmış oğluna; “Nolur oğlum, sakın gitme. Güldürmeyi başarabilsen bile, o kral bizim düşmanımız; seni yakaladığı anda kellen gider.” demiş; ama fayda vermemiş çabaları. Çünkü, prens kafayı koymuş; illa gidip görücek ve kızı alıcak. “Sen, babacım hiç üzülme. Benim ona göre planlarım var. Ben bu işin içinden çıkıcam.” demiş. “Tamam.” demiş kral.
Aradan zaman geçmiş. Bu sefer, öbür tarafta padişahın kapısına gelen, kızını görmek isteyen, kızını güldürmek isteyenlerin sayısı da gittikçe azalmaya başlamış.
Bi gün, padişah, kızının odasından kahkahalar duymuş. Koşarak gelmiş, kızının odasına girmiş. Neye güldüğünü sormuş. Ondan sonra, kız demiş ki; “Babacığım bakın bakın, ne var karşıda.” demiş. Saray deniz kıyısında olduğu için, kızın odası da denize bakıyomuş. Bakmış padişah kızıyla birlikte sarayın penceresinden mi artık, balkonundan mı, bilemiycem. Karşıda bi kocaman gemi, demir atmış kıyıya. İçinde küçük küçük maymunlar, irili ufaklı daha doğrusu, maymunlar koşuşturuyomuş. Tayfa olarak maymunlar varmış gemide; hiç insan yokmuş. Hepsinin elinde bi şeyler, bi işle meşgulmüş; işte gemiyi temizliyolarmış, siliyolarmış, süpürüyolarmış. Artık gemide ne iş yapılırsa, o işleri hepsi paylaşmışlar aralarında, o işleri yapıyolarmış. Kral şok olmuş. Kızı habire gülüyomuş onlara bakarak. Ondan sonra, hemen adamlarını çağırmış. “Gidin, bana çağırın şu maymunları yöneten kimse, başları kimse, çağırın gelsin buraya.” demiş. Ondan sonra, adamlar gitmişler korka korka maymunların gemisine. Başlarıyla görüşmek istemişler, padişahın elçileri. Maymunlar, bunları gemideki bi kamaraya almışlar. Orda kocaman bi goril oturuyomuş başında bir tacıyla. Demişler; “Kral sizi görmek istiyo.” Ondan sonra, goril de demiş; “Tamam; hazırlığımı yapayım geliyorum.” Adamları yollamış saraya. Saraya varmış adamlar. Padişah demiş ki; “Sonuç?” Demişler; “Kocaman bi gorille karşı karşıya geldik, baya ürkütücü. Geliyo, sizinle görüşecek.” Kral şaşırmış. Karısıyla kızını da yanına almış. Tahtına oturmuş; beklemeye başlamış misafirini.
Biraz zaman geçtikten sonra konuğu, yanında maymun adamlarıyla gelmiş, heybetli bi şekilde, saraya. Padişah da kızını güldürene hem ödül hem de kızını verceğne söz verdiği için sözünden de dönememiş. Çok da üzülerek gorille görüşmesini yapmış; kızını gorille evlendirmiş. Evlendirmeden önce, kız çok yalvarmış yakarmış; “Yapma, etme babacım. Ben bi gorille nasıl evlenebilirim?” Ağlamış, ayaklarına kapanmış; ama padişahın da bi sözü olduğu için sözünden geri dönememiş. Mecburen kızını gorile vermiş. Yalnız, ayrıca bi şart da koşmuş: Başka hiçbi yere gitmiycek. Gorille evlenicek; fakat kendi sarayında oturacaklar. Bu şekilde belki kızımı koruyabilirim diye umut etmiş.
Düğün yapılmış, şenlikler yapılmış. Yedi gün yedi gece kazanlar kaynamış. Şölenler düzenlenmiş; fakat prenses, padişahın halkı hüzünlüymüş buna rağmen. Güzeller güzeli prensesin bi maymun adamla, gorille evlenmesi hiçbirinin hoşuna gitmemiş.
Akşam olmuş; gelin, odasına çekilmiş, oturmuş yatağının üstüne, başlamış ağlamaya. Güm güm böyle goril, odaya yaklaşmış, kapıyı açmış, girmiş. Ondan sonra, dış görünümü korkunç olmasına rağmen kıza çok kibar, nazik davranıyomuş. Kıza demiş ki; “Ağlama güzel prenses. Sana bi sırrımı vericem; ama sakın ola ağzından kaçırmıycaksın sırrımı. Babana, annene kesinlikle söylemiyceksin. Hazır mısın sırrımı öğrenmeye?” Önce korktuğu için prenses kabul etmiş. Sonra bakmış ki; goril değil karşısındaki; çok yakışıklı bir prens. Goril kıyafeti içine girmiş, karşı tarafın, düşman kralın oğluymuş meğerse. Yakalanmamak için goril kılığına giriyomuş, adamlarını da maymun kılığına sokuyomuş. O şekilde bu şeyi çözmeye çalışmış. Tabii çok sevinmiş prenses. O kadar mutlu olmuş ki… Evlendiği kişi bir goril değil; aynı zamanda çok yakışıklı bi prens. Aşık olmuş o da prense. Çok mutlu bi birliktelikleri olmuş. Kral da şaşıyomuş bu duruma, kızın babası. Hiç de prenses göründüğü gibi mutsuz değil. Gayet mutlu, devamlı gülüyo, yani ne biliyim mutluluklar saçıyo, gözleri devamlı ışıl ışıl, konuşuyo, kocasıyla mutlu bi birliktelik yaşıyo, onunla güzel güzel sohbet ediyomuş. Kral da hayretler içinde kalıyomuş bu duruma.
Arada goril gemiye gidiyomuş. Adamlarını kontrol ediyomuş, çalışmalarına bakıyomuş. Bi gün, yine böyle gemiye gittiği gün, bakmış; kızı da balkona oturmuş, mendil işliyo, güzel bi mendil, nakış işiyle uğraşıyo. Gelmiş, demiş ki; “Napıyosun kızım?” O da demiş ki; “Eşime mendil işliyorum.” Kral da demiş ki; “A benim güzel kızım, a benim bahtsız kızım, goril ne anlar mendilden? Niye böyle kendini zahmete sokuyosun, o güzel gözlerine yazık değil mi? Uğraşıyosun bu kadar ince işle.” Kız da boş bulunmuş; “A benim değerli babacığım, sevgili babacığım niye kendimi zahmete sokayım? O bi goril değil ki; o yakışıklı bi prens, benim kocam.” deyince kral şok olmuş. Biraz da baskı yapınca kızın üzerinde, kız anlatmış. Kral da; “Vay, benim düşmanımın oğlu nasıl böyle bi şeye kalkışır, benim kızımı nasıl benim elimden alır?” diye kıyametleri koparmış. Savaş açmış. Allah’tan prens gemisindeymiş. Kız bi şekilde haber ulaştırmış kocasına; kocasının kaçmasını sağlamış. Mendili tam da bitirmiş. İşlediği mendili yollamış, adamının biriyle gemiye. Demiş ki; “Hemen canını kurtarsın, toparlanıp gitsin. Babam öğrendi kimliğini.” Vedalaşamadan oğlan kaçmış, adamlarını toplayarak.
Prenses tekrar mutsuz olmuş. Her zaman ağlıyomuş, hüzünleniyomuş, babasına kızıyomuş. Babasına küsmüş. Bu arada iki kral arasında tekrar savaş başlamış, prensin babasıyla prensesin babası arasında. Prensin tarafı yenik düşmüş. Prens de esir düşmüş kızın babasına, askerleriyle. Tabii o tarafı, yakaladığı esirleri idam ettiriyomuş kızın babası. Esirler gözünün önünden geçerken –prens kolundan yaralanmış, kızın işlediği mendili de koluna bağlamış kanını durdurmak için- kral görmüş. Kızının işlediği mendili tanımış. Çağırmış prensi yanına. Demiş ki; “Bu mendili nerden buldun?” “Canımdan çok sevdiğim eşimin hediyesi.” demiş prens. O zaman kral anlamış ki; bu prens, o prens, kızının kocasını. Adamlarını çağırmış. Demiş ki; “Bunu bırakın, salın gitsin. Canını bağışlıyorum bunun.” Ondan sonra, adamları kabul etmiş, yollamışlar prensi. Prens, birkaç adamını alarak ordan uzaklaşmış.
Sonra, aradan epey bi zaman geçmiş. Prensesin gözünün yaşı dinmiyomuş. Demiş ki; “Ben gidip kocamı arıycam.” babasına. “Kızım, mümkün değil, kim bilir nerde? Böyle yalnız başına yollara çıkamazsın. Yollarda mahvolursun, başına gelmeyen kalmaz. Hele prenses olduğunu duyarlarsa daha çok kötü şeyler gelebilir başına.” demiş. “Yok, ben kılık değiştiricem. Yanıma birkaç güvenilir adamımı da alıcam. Mutlaka kocamı bulucam, başka türlü olmıycak. Ben bu hasretliğe daha fazla dayanamıycam.” demiş. Ondan sonra, kızcağaz dinlememiş babasını. Yolluk hazırlıklarını yapmış; ona göre kıyafetler almış yanına, bi çuval da altın almış. Birkaç adamını da almış yanına. Koyulmuş yollara. Epey uzun bi süre yol gitmiş. Aramış, herkese sormuş; “Maymun adamlar gördünüz mü? Goril başkanları, kralları olan birini gördünüz mü?” diye. Kimse gördüğünü söylemiyomuş, böyle birini tanımadıklarını söylüyolarmış. Bakmış; olcak gidi değil. Yol gitmekten de yorulmuş. Belli bi yere gelmiş, bi şehre. Oraya kocaman bi hamam yaptırmış kız. Şart koşmuş: “Bu hamama herkes gelip yıkanabilir, bedava, para vermiycek; yalnız başından geçen ilginç bi olayı anlatıcak herkes.” demiş. Herkes, bedava diye hamama gidiyolarmış. Başlarından kendilerince uygun buldukları, ilginç buldukları olayları anlatıyolarmış. Prenses de herkesi bıkmadan usanmadan dinliyomuş; fakat bi türlü kocasının izine rastlayamıyomuş.
O kasabada, ya da şehirde artık, bi Keloğlan yaşıyomuş. Keloğlan demiş ki annesine; “Anneciğim, şu yeni yapılan hamama, bugün ben de gidip yıkanmak istiyorum.” “İyi, güzel, git oğlum da; fakat orda bi hikaye anlatman gerekiyomuş, başından geçen ilginç bi olayı anlatman gerekiyomuş. Sen n anlatcaksın ki?” demiş. “A anneciğim, benim de var bi hikayem, ben de anlatırım bi hikaye.” demiş. “Neymiş oğlum?” demiş. “Geçen gün, ormana gittim de odun kesmeye. Orda maymunlara rastladım ya, onu anlatıcam.” demiş. “Yapma, etme güzel evladım. Herkes seninle alay eder. Sakın öyle bi şey anlatayım deme.” demiş. “Yok yok, ben onu anlatıcam. Baya ilginç bi olay.” demiş. Naptıysa Keloğlan’ın annesi, oğluna sözünü geçirememiş. “Tamam, git bakalım. Seninle alay etsinler.” demiş. “Alay etmezler.” demiş Keloğlan, binmiş eşeğine, gitmiş hamama.
Hamama varmış. Demişler ki; “Anlat bakalım, Keloğlan. Ne var ilginç hikaye sende? Bi de seni dinleyelim.” “Ben, özellikle prensese anlatcam.” demiş. “İyi, hadi gel bakalım.” demişler, prensesin huzuruna çıkarmışlar. Prenses; “Seni dinliyorum, anlat bakalım Keloğlan.” demiş. “Anlatayım. Ben odunculuk yaparım. Bi gün ormana gittim, ormanda odun keseyim diye. Yürürken ayağım bi halkaya takıldı, düştüm. Sinirlendim. Kalkınca bi de ne göreyim; yerde demir bi kapak. Halkası da ayağma takıldı. Ne var bu ormanda böyle demir kapak diye merak ettim; halkasından tuttum demir kapağı, şöyle bi kenara çekeyim dedim. Bi baktım; aşağda merdivenler var aşağya inen. Ordan da nefis kokular geliyo, yemek kokuları. Bu saatte nedir bu böyle, merak ettim; ineyim bi bakayım, karnım da acıktı öğlen vakti. İndim aşağya. Ooo kocaman bir mutfak; kazanlar kaynıyo, mis gibi yemekler pişiyo, hayret ettim. Bi parça alayım diye elimi bi uzattım ki kocaman bi kepçe elime vurdu. Bi baktım; karşımda korkunç bir maymun, başında aşçı külahı, bana kızgın kızgın bakıyo. Bağırdı, çağırdı.” demiş. Prenses heyecandan donmuş. “Ee sonra Keloğlan, sonra ne oldu?” “Sonra beni yakaladıkları gibi krallarının huzuruna çıkardılar. Bi baktım; karşımda kocaman, korkunç bir goril. ‘Ne arıyosun burda? Sen kimsin?’ diye beni sorguya çektiler. Sonra baktılar ki; ben öyle, ‘Casus musun?’ diye sordular, ben gibi fukaranın nesi casus olabilir, a prensesim? Anladılar ki; benden bi şey çıkmıyo. ‘Hemen burdan git.’ Fakir olduğumu da anlayınca bi kese de altın verdiler. ‘Sakın burda gördüklerini kimseye anlatma.’ diye benden de söz aldılar.” demiş. Prenses çok sevinmiş. “Keloğlan, sen benim aradığım kişiyi bulmama yardım ettiğin için bu hamamı sana veriyom; artık fakir değilsin. Bu hamamdan para kazanırsın, zengin olursun. Şimdi, yalnız bi şartım var: Beni oraya götürceksin, bu hamam da senin olcak. Ayrıca sana altın da vercem.” demiş. Ondan sonra, “Bi şey daha istiyom.” demiş Keloğlan. “Söyle bakalım.” demiş prenses. “Şu başınızdaki taşlı tarağı da istiyorum, kel kafamı kaçımak için.” demiş. “Tamam.” demiş prenses, onu da vermiş. “Hadi, düş bakalım önüme. Gidiyoruz.” demiş Keloğlan’a. “Ama beni öldürürler.” demiş. “Sen aşağı inmiceksin. Yolu gösterceksin.” demiş prenses. “Tamam.” demiş Keloğlan, kabul etmiş.
Birlikte ormanın yoluna koyulmuşlar. Baya bi gittikten sonra istedikleri yere varmışlar. Keloğlan, prensesi orda bırakıp hemen kaçmış, gitmiş; korkuyomuş çünkü. Prenses kapağı açmış. Merdivenlerden aşağa inmiş. Zaten prensin adamları onu görünce tanımışlar, yol göstermişler. Gorilin huzuruna çıkarmışlar. Prens karısını karşısında görünce çok sevinmiş, çok mutlu olmuş. Birbirlerine kavuşmuşlar. Mutlu mutlu birlikte yaşamaya başlamışlar.
Bu arada, iki kral çocuklarına hasret düşmüş. Üzülmüşler çok. İkisi de yollara koyulmuşlar; biri oğlunu, biri kızını aramak için. İkisinin de yolu Keloğlan’ın hamamına düşmüş. Şu yol yorgunluğu üstümüzden gitsin diye hamama gitmişler. Tesadüf bu ya; yine aynı yere düşmüş iki kral. Bakmışlar tam tıkanırlarken; ikisi de birbirini görünce saç saça, baş başa girmişler. Kavga dövüş kırla gidiyomuş. Keloğlan sesleri duymuş, koşmuş gitmiş kralların olduğu yere. “Bu ne gürültü? Ne ayıp, kocaman adamlarsınız. Niye kavga ediyosunuz, neyinizi paylaşamıyosunuz?” demiş. Krallar da aralarında uzun zamandır savaş olduğunu, anlaşamadıklarını, biri kızını biri de oğlunu aradığını söylemişler. Sonra, Keloğlan anlamış meseleyi. Demiş ki; “Bana söz verin, yemin edin. İkinizin de çocuklarınızın nerede olduğunu biliyorum. Sizi onların yanına götürürüm; ama bana bir daha, ömrünüzün sonuna kadar kavga etmeyeceğinize, çocuklarınızın mutluluğunu bozmıycağnıza dair yemin etceksiniz.” demiş. Tabii krallar için çocukları önemli olduğundan söz vermişler, yemin etmişler. Keloğlan’a yine birer kese altın vermişler.
Keloğlan onları da önüne katarak çocuklarının olduğu yere götürmüş. Onlar da çocuklarını görünce çok sevinmişler. Herkes birbirini bağışlamış. Tekrar kırk gün kırk gece şahane bi düğün yaparak mutlu sona varmışlar. Masal da burda bitmiş.
Masalı Anlatanın Adı ve Soyadı: Meral DERDİÇOK
Doğum Yeri ve Tarihi: Nazilli, AYDIN,1959
Öğrenim Durumu: Lise mezunu
Masalı Kimden Dinlediği: Anneannesinden
Mesleği: Emekli
Masalın Derlenme Tarihi: 17 Haziran 2010




