Hayvan Masalları : Tülümencikler
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bi Tülümencik’le, üç tane yavrusu varmış. Bunlar… İşte Tülümencik, yavrularını evine kapatır; her gün etlenmeye, sütlenmeye gidermiş. Çıkarken de sıkı sıkı tembihlermiş Tülümencikler’i: Sakın! Ben gelmeden, kimseye kapıyı açmayın dermiş. İşte Tülümencikler: Peki biz seni nasıl tanıycaz anne, senin geldiğini? Ben işte, kapının altından ellerimi sokarım. (Elleri kınalıymış Tülümencik Anne’nin.) İşte: Et yidim etlendim, süt yidim sütlendim; açın kapıyı Tülümencikler’im ben geldim diye seslenirim size. O şekilde anlarsınız. Bunun haricinde de, kimseye kapıyı açmayın dermiş.
Orda bi de ayı varmış, orda yaşıyan. Bu Tülümencikler’in –Tülümen’in yavrusuna-, Tülümencikler’e göz koymuş. Onları yemek istiyomuş.
Bi gün yine Tülümen, işte etlenmeye, sütlenmeye gitmiş. Kapıyı, arkasından dayaklamış yavrular. Gelmiş bu kapıya – öğrendi ya annelerinin nasıl sesleneceğini-; seslenmeye başlamış: Et yedim etlendim, süt yidim sütlendim. Açın kapıyı Tülümencikler’im ben geldim diye. (Kaynak kişi, sesini kalınlaştırıyor bu cümlede. Ö.G.) Hemen Tülümencikler içerden seslenmişler: Hadi ordan! Sen, ayısın. Bizim annemizin sesi incecikti. Sen, annemiz değilsin demişler.
Bu sefer gitmiş ayı. Biraz durmuş. Bi beş – on dakka sonra tekrar gelmiş. Sesini inceltmiş. İşte Tülümencikler’in annesi gibi ince bi sesle: Et yidim etlendim, süt yidim sütlendim. Açın kapıyı Tülümencikler’im, ben geldim demiş. (Kaynak kişi, sesini inceltiyor bu cümlede. Ö.G.)
Bu sefer Tülümencikler yine tam inanmamışlar: Bizim annemizin elleri, ayakları kınalıydı. Kapının aralığından sok bakalım. Senin ellerin kırmızı mı? demişler. (Tabi yine ayının öyle bi şeyi yok.)
Gitmiş kulağını kesmiş. Elini, ayağını kana bulamış kıpkırmızı. Tekrar gelmiş. Yine aynı şekilde seslenmiş. Yine Tülümencikler demişler: Bizim annemizin elleri, ayakları kınalıydı. Bu arada, kapının altından ayı, elini, ayağını sokuyo. Bakıyolar ki: Kırmızı. Aa! Annemiz gelmiş diye açıyolar kapıyı. Tabi açınca, ayı saldırıyo. Bunları – üç tane Tülümenciğ’i- yiyo. Yedikten sonra, kapıyı tekrar kapatıyo. İşte evin ortasına bi çukur kazıyo. Kemiklerini oraya yığıyo; bacadan çıkıp gidiyo.
Akşam oluyo; Tülümencikler’in annesi geliyo. Sesleniyo işte: Et yidim etlendim, süt yedim sütlendim. Açın kapıyı Tülümencikler’im, ben geldim. Ses yok. Bi daha sesleniyo, iki defa sesleniyo: Ses yok. En sonda, bi de bacadan içeri giriyo ki ne görsün! Tülümencikler ölmüş; kemikleri kalmış sadece. Başlıyo ağlamaya, oturuyo. Ne yapıyım, ne yapıyım?.. Ama işte, işte gitti Tülümencikler’im diye. Sonra aklına geliyo. Bunları diyo kim yediyse, mutlaka etleri, dişinin arasında kalmıştır. Ben, bunu bulucam diyo. Çıkıyo aramaya.
Gidiyo gidiyo, kurda rastlıyo. Kurt kardeş diyo, ben diyo bu akşam yemek yapıcam diyo. Yemeğe davet edecem seni. Seninle kardeş olalım diyor. Olur diyo kurt, seviniyo; beleş yemek bulmuş. Ama diyo, bi ağzını açsana diyo; ağzında, bakalım et kıymığı var mı, yok mu? Bi göreyim diyo. Kurt açıyo ağzını. Günlerdir bi şey yememiş tabi; hiç bi şey yok. Tamam diyo. Sen gel akşama diyo.
Gene gidiyo, gidiyo: Tilkiye rastlıyo. Yine aynı şekilde, tilkiye de diyo: İşte, seninle kardeş olalım. Aç bakalım, ağzında et kıymıcıkları var mı? diyo. Tilki açıyo. Onda da yok!
Yine gidiyo, gidiyo: Ayıya rastlıyo. Ayı da, böyle bi taşın tepesine oturmuş. Artık karnı da tok ya; yanlamış böyle, yalanıyomuş. Ayı kardeş diyo, ben diyo, bu akşam yemek yapacam diyo. Seni, yemeğe davet etçem. Seninle, kardeş olalım istiyorum. Ama bakıyım aç; ağzında et kıymıcıkları var mı? diyo. Bi de açıyo ayı! Tülümencikler’in parmakları, dişlerinin arasında kalmış böyle. Onları görüyo. Anlıyo tabi ayının olduğunu. Bu sefer onu, diğerlerinden farklı bir akşam çağırıyo; tek başına.
Bu arada da evde, o ayının geleceği akşam hazırlık yapıyo. Evin ortasına, kocaman bi çukur kazıyo. İçine ateş yakıyo. Üstüne de -işte- sofrasını diziyo.
Akşam oluyo. Ayı geliyo yemek zamanına. İşte giriyo. Önce otutturuyo onu falan. Nasılsın?.. Hoş-beşten sonra, yemek yedirecek. Buyur diyo. Sofraya buyur ediyo. Tam sofraya ayı oturacağı zamanda, altından kilimi çekiyo. Tabii kilim çekilince, sofrayla beraber, ateşin içine düşüyo ayı. Bu sefer, bağırmaya başlıyo: İmdat Tülümen kardeş, kurtar beni! diye. O da: Sen, benim yavrularımı yerken iyi miydi? Oh olsun sana diyo.
Masal da böyle bitiyo.
24.03.2011
İl Merkezi
Reyhan ARSLAN, 35, Bayramiç – Osmaniye, lise, bekâr




