Abboğ’un İstanbul’a Gidişi / Bozoğlan da Üste Gitti
Abbas/Abboğ Dayı; Malatya arguvan yöresinin Morhamam Köyünde yaşamış yerel bir fıkra tipidir. yaşamı yoksulluk içerisinde geçmiştir. Saflığı, verdiği tepki ve yanıtlar onun yerel bir fıkra tipi olmasına yol açmıştır.Abboğ Dayı ile ilgili anlatıyı öyküleştirdik.
—–
Morhamam’da her ortamda, muhabbette ya da bir işe vb. ne örnek verirken muhakkak “Abbas Dayı/Abboğ” şöyle demişti, şunu yapmıştı diye anlatılır. Çoğu zaman bu anlatılara gülündüğü gibi, ders çıkarmaya yönelik de olabilir.
Abbas Dayı aslen Arguvan’ın İsa köyündendir. Morhamam’dan Karacoğlu Kamber’in de kayınbabası olur. Eşi ölünce Morhamam’a gelmiş, ardından da adı Fatma olan ancak yöre halkınca Derdoğ/Derdo diye hitap edilen bir kadınla evlidir. O’nun hayatta hiçbir zaman çok maddi varlığı olmamıştır. En önemli varlıkları kızı Senem, eşi Derdoğ ve eşeği Bozoğlan’dır. Fakirdir. Gururludur. Köylü olsun çevre köyler olsun, hatta Fırat’ın karşı geçesindeki köyler olsun onu sever sayarlar. Bu köylerden en sevdiği ve sevildiği de Baskil’in Fırat kıyısında bulunan Adaf/Kumlutarla köyüdür. Abboğ’a burada ayrı bir önem verilir, hizmette, saygıda en ufak kusurda bulunulmazdı.
Ben onun torunuyum. Ancak aklımda öldüğü gün kalmış. Çok şey hatırlamıyorum. Sadece kardeşimin gecenin bir vaktinde “Ben Abbas dedeme gidecem, beni oraya götürün” diye ağladığını ve götürmezlerse de susmadığını anlatırlardı. Anlıyorum ki Abbas dedem çocukları, torunlarını çok severmiş.
Kamber Dayının oğlu Ali Rıza Atalay ağabey İstanbul’a kârâ- para kazanmaya gidişlerini anlattı:
Biz genciz. Abboğ yaşlı. Köyden Tastım Ali’nin oğlu, ben ve Abboğ dayı Malatya’dan trene bindik. Uzun bir yolculuktan sonra İstanbul’a vardık. İşçi pazarlarına gidiyoruz. Biz genciz seçip götürüyorlar. Abboğ yaşlı, pek kimse işe götürmüyor. Onun için de pek para kazanamıyor. Aradan biraz zaman geçti.
Abboğ Dayı: “Ula beyoğlum Ali Rıza, ben buralarda ölüp gidecem. Hiç değilse köyüme dönem. İş yok, dedi. Ben kırk, Tastım Ali’nin oğlu sanırım otuz lira cebine para koyduk.
Bize kızdı: “Beyoğlum ben değer, kıymet bilen Adaflıların oraya Aksaray’a gidiyorum. Siz harçlığı görün” diye de bir hayli söylendi.
Abboğ Dayı akşama doğru geldi. Bir hayli kızmıştı. Nedenini sormadan hemen söyledi: “Ula beyoğlum bu Adaflılar beni çok sever sayar dedimdi… Heç beş para bile vermediler, aha verdikleri” diyerek çok az bir parayı avcunu açıp bize gösterdi. “Adaflılara küstüm beyoğlum” dedi. Halinden çok kırıldığı belliydi. Adaflıların çoğu gurbete çalışmaya gelir, el arabasıyla seyyar satıcılık yaparlardı. Aslında Abboğ’u çok da severlerdi. Demek onlarda da kazanç azdı.
Abboğ’u Haydar Paşa Tren Garı’na götürdük. Malatya’ya uğurladık. Köye ulaşan Abbas Dayı bayağı üzgün ve kızgınmış. Sonradan köylüler anlattı; köye döndüğünde karısı Derdoğ : “ Abbas, gittiğin gezdiğin yerler senin olsun, kârın-kispin ne oldu?” diye sormuş. O da, “Heç sorma Derdoğ, Bozoğlan da üste gitti” demiş.




