Bıçak, tutmaya yarayan bir sap ile kesmeye yarayan namlu kısmından meydana gelen kesici bir alettir. İnsan yaşamında Paleolitik dönemden itibaren karşılaştığımız bıçak, gündelik eşya ve silah olarak kullanılmıştır. İlk bıçak örnekleri obsidyen ve çakmak taşı gibi keskin kenarlı taşlardan imal edilmiş, daha sonra çeşitli madenlerden üretilmeye başlanmıştır. Yazılı kaynaklar ve arkeolojik veriler bıçak ve kılıç gibi kesici alet ve silahların yapımının Türklerde kadim bir sanat olduğunu ortaya koymaktadır. Bıçak kelimesi Kaşgarlı Mahmud tarafından XI. yüzyılda kaleme alınan Divanü Lügati’t-Türk isimli eserde “biçek” olarak zikredilir. Kültürel tarihimizde bıçak yalnızca bir silah ya da günlük kullanım eşyası olarak yer almaz, bazı geleneksel uygulama, inanış ve ritüellerde de karşımıza çıkar. Örnek vermek gerekirse lohusa kadını al basmasından korumak için yatağının altına bıçak yerleştirilmesi, cenazenin üzerine bıçak konulması, bıçağın elden ele verilmemesi, “kurt ağzı bağlamak” için bir bıçağın ağzının kapatılması sayılabilir.

Kaybolmaya yüz tutmuş sanatlarımızdan birisi olan bıçakçılık günümüzde Sürmene, Bursa, Sivas, Babakale, Yatağan, İnebolu ve Tosya gibi birkaç merkezde geleneksel usullerle devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Pek tanınmamakla birlikte bıçak üretiminin yapıldığı yörelerden birisi de Antalya’dır. Hâlihazırda Antalya’da Elmalı, Serik ve Kumluca İlçelerinde üç ayrı merkezde bıçak sanatı icra edilmektedir. Bunlardan Kumluca ilçesinde karşılaştığımız Gardıç bıçakçılığı, üretim sürecinin orijinal yapısını tümüyle korumuş olması nedeniyle dikkat çekmektedir.

Gardıç bıçaklarının üretiminin yapıldığı Kuzca Köyü, Antalya iline 52 km, Kumluca ilçesine ise 50 km uzaklıkta bulunan kırsal bir yerleşmedir. Rakımın 950 m. olduğu köy oldukça dağlık ve ormanlık bir arazi yapısına sahiptir. Dağınık yerleşme tipinin hakim olduğu köyde mevcut geleneksel mimarlık örnekleri taş ve ahşapla inşa edilmiştir. Ekonomisi hayvancılık, arıcılık ve kısmen el sanatlarına (ağaç işçiliği) dayalıdır. Köyün isminin gölgelik, güneş almayan yer manasına gelen “kuz” kelimesinden kaynaklandığı sanılmaktadır.
Köyde üretilen ve yörede “Gardıç bıçağı” olarak adlandırılan bıçaklar boynuz saplı bir bıçak türüdür. “Gardıç” ya da “Kardıç”, bu yörenin eski ismidir. Köyde bıçak yapımının geçmişine dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Sözlü kaynaklar Gardıç bıçağının bu havalide nesillerden beri imal edildiğini söyler. Bu meslek yıllarca Kuzca Köyünün en büyük gelir kaynaklarından birisi olarak işlev görmüştür. Kuzcalı bıçak ustaları sabit ağızlı olan kurban bıçağı, av bıçağı, bel bıçağı gibi bıçak türlerinin yanı sıra çakı adı verilen katlanır bıçakların üretimini de yapmışlardır. Bu bıçaklar kırılmaya karşı son derece dayanıklı, sağlam ürünlerdir. Gardıç bıçakçılığının en önemli özelliği yapım sürecinin teknolojik gelişmelerden hiçbir şekilde etkilenmeden, “iptidai” yapısını olduğu gibi koruyarak günümüze gelebilmesidir.

Bıçakçılık usta-çırak ilişkisi içerisinde günümüze kadar aktarılan ve büyük ölçüde sözlü kültüre dayalı olan bir meslektir. Genellikle babadan oğula aktarılır ya da aynı aile içerisinde sürdürülür. Eğitim süreci yazılı materyallerden ziyade göze, kulağa ve pratiğe dayalıdır. Mesleğe henüz çocukluk yaşlarında, çırak olarak başlayan usta adayı, eğitimi boyunca meslekle ilgili her türlü teknik bilgiyi önce gözlemleyerek ve sonra bizzat deneyerek ve uygulayarak öğrenir ve yıllar içerisinde olgunlaşarak usta olur. Bıçakçılık genellikle ayrı bir meslek dalı olarak görülmekle birlikte demircilikle iç içe yürüyen bir mahiyete sahiptir. Bunun en önemli nedeni her iki mesleğin de aynı teknik bilgi ve gelenek üzerinden yürütülmesidir. Bıçakçıları, bıçak yapımı konusunda uzmanlaşmış demirci ustaları olarak nitelemek doğru olacaktır. Bıçak ustaları da tıpkı demirciler gibi meslek piri olarak Dâvûd peygamberi kabul ederler.
Kuzca yöresinde faaliyet gösteren bıçak ustaları da yalnızca bıçak üretimi gerçekleştirmemiş, ayrıca günlük hayatta kullanılan birçok demir ürünün üretimini ve tamiratını da gerçekleştirmiştir. Yarım yüzyıl kadar önce, demirciliğin yanı sıra Gardıç bıçağı üretimi ile uğraşan elliye yakın usta varken, günümüzde çalışan usta sayısı iki kişiye kadar düşmüştür. Bu ustalar da ancak hatır için çalışmaktadır.

Bıçak atölyeleri yerel ihtiyaçları karşılamak amacıyla küçük ölçekli üretim yapılan işletmelerdir. Bu atölyeler yörede “körük damı” olarak adlandırılır. Genellikle ustanın evine yakın bir yerde ahşap malzemeden inşa edilmiş olan tek mekanlı basit yapılardır. Ustalar tarafından kullanılan bütün alet, edevat burada muhafaza edilir, aynı zamanda bıçak üretimi için sarf edilecek olan hammadde ve yakıt da içerisindedir. Geleneksel yapısını muhafaza eden bıçakçı atölyelerinin iç düzeni hemen hemen birbirini tekrar eder niteliktedir. Atölyenin orta yerinde üç tarafı boş bırakılmış olan bıçakçı tezgâhı ile örs yerleştirilmiştir. Bıçakçı tezgâhı “körük sofrası” olarak adlandırılır. Bıçak üretim sürecinde hiçbir elektrikli alet kullanılmaz. Tamamen el aletleri ve kol gücü geçerlidir. Kullanılan aletler, demirci atölyelerinde karşılaştığımız alet ve edevattan çok da farklı değildir. Körük, örs, çekiç, kıskaç, maşa ve zımba ustalarca demiri işlemek amacıyla kullanılan başlıca aletlerdir. Bıçak yapımında sap kısmı için davar boynuzu ve namlu için de çelik olmak üzere iki ana hammaddeye ihtiyaç vardır. Sapın yapımında kullanılan davar boynuzları yerel kasaplardan temin edilir. Büyük bıçakların sapları için ahşap malzeme kullanıldığı da olmuştur. Namluda kullanılan çelik geçmişte Karabük’ten temin edilirken günümüzde bu amaçla inşaat demirinden faydalanılmaktadır. Ocakta yakıt olarak çam kömürü ya da ardıç kömürü kullanılır. Çam kömürü, demiri tavlamak amacıyla gereken yüksek ısıyı daha kısa zamanda meydana getirmesi ve yanınca da az kül ve duman çıkarması nedeniyle tercih edilmektedir. Bıçak ustaları kömürün imalatını da kendileri yapmıştır. Bıçak yapımına ilk olarak “tımlı” adı da verilen namlu bölümünden başlanır. Ocakta, ısıtılarak tavlanan ve akkor haline getirilen inşaat demiri örste çekiçle dövülerek namlu haline dönüştürülür. Usta, dövme işlemi sırasında çıkan sesleri dinleyerek namlunun uygun sertliği kazanıp kazanmadığını anlamaya çalışır. Örste dövülerek yapısı sıkılaştırılan namlu üzerine çelik zımbalarla marka işlenir, süsleme yapılır. Bu işleme “ala vurma” adı verilmektedir. Daha sonra “su verme” işlemine geçilir. Bu işlem namlunun kolayca kırılmasını, “dönmesini” ya da bozulmasını önlemek amacıyla yapılır. Su verme, metalin sıcakken bir sıvıya batırılması ve çıkarılmasından ibarettir. Batırma süresi usta tarafından ayarlanır. Suyu verilen namlu çekiçle dövülür, zımpara ile temizlenir. Namlunun tamamlanmasından sonra boynuz sapın yapımına başlanır. Önce çam çırası ile boynuz ısıtılır, yumuşaması sağlanır, mengenede sıkıştırılarak fazlalıkları kesilir ve içi boşaltılarak sap formu verilir, namlunun gireceği yatak bölümü testere ile açılır. Bir yay, matkap çivisi ve ipten oluşan ve “Kemane matkap” adı verilen bir tür iptidai matkap kullanılarak sap üzerinde perçin deliği meydana getirilir. Bu işlemin de tamamlanmasıyla sap hazır hale getirilmiş olur. Daha sonra namlu ile sap özel çivisi ile birleştirilir. Çivi yatağının üzerine oynamaması için bakır bir pul monte edilir. Son aşama olarak ise zımparalanıp, pürüzsüz hale getirilen sap kısmı, keçe bez yardımıyla cilalanır. Bıçağın ağız kısmı kol kuvvetiyle çalışan bileği taşı ile bilenir ve böylece bıçak tamamlanmış olur.

Kaynak:
Davulcu, Mahmut (2017). “Antalya’da Geleneksel Gardıç Bıçakçılığı ve Yaşayan Son Ustaları”, TÜRÜK Uluslararası Dil, Edebiyat ve Halkbilimi Araştırmaları Dergisi, 10, 22-37.

(Visited 660 times, 1 visits today)